Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Eylül '18

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
88
 

İlim İnsanları İkbal Endişesi ile Sevr Taslağı’nda Olduğu Gibi Tarihi Gerçekleri Çarpıtabilir mi (1)

İlim İnsanları İkbal Endişesi ile Sevr Taslağı’nda Olduğu Gibi Tarihi Gerçekleri Çarpıtabilir mi (1)
 

Tarih: Tamamlanmamış bir resim, bir hikaye ve gelecektir.


Önce M.Kemal Paşa’nın beyanları ve belgeleri ile Vahdettin konusuna üstelikte hiç bir itiraza yer vermeyecek şekilde bir açıklık getirelim.

Belge 1:

“Sivas’ta bir grup öğretim üyesi, 40 kadar “İrade-i Milliye” nüshasını Latin harflerine çevirerek Sivas Belediyesinin de destekleriyle ve orijinaliyle birlikte 2007 yılında yayınlandı. (1)

-“İrade-i Milliye 4 Eylül 1919 yılında Sivas Kongresi’nde alınan kararla çıkarılan ilk gazete.

İlk sayıda, gazetenin yayınlanmasından 10 gün önce toplanan Sivas Kongresi’nde Mustafa Kemal Paşa’nın Kongreyi açış nutku ile Padişah’a, Sadrazam’a ve İtilaf devletlerine çekilen ariza ve muhtıralar yer almaktadır… (2)

-“İrade-i Milliye” gazetesinde yazılanlar. Kuva-yı Milliye dönemine ait çok önemli ve dikkatlerden kaçmış beyanlar ve telgraflar, haberler, sıcağı sıcağına tepkiler, en azından Ankara’ya gitmeden önce Mustafa Kemal tarafından yazılan başyazılar. Her biri önemli bizim için…

Mesela 14 Eylül 1919 tarihli nüshada daha önce de dile getirdiğim bir telgraf yer alıyor. Çeken

-“Üçüncü Ordu Müfettişi, Yaver-i Hazret-i Şehriyarileri Mustafa Kemal”,

-Çekilen kişi “Zat-ı Şahane” yani Sultan Vahdettin, çekildiği yer Havza. Tarih 14 Haziran 1919.

Burada Mustafa Kemal Paşa, son görüşmelerini hatırlatıyor padişaha ve şöyle diyor:

-“ Huzurdayken İzmir’in işgali karşısında “pek mahzun olan” kalbinizin “bu nokta-i necâta ait ilhamatı”nı, yani ülkenin sizin öncülüğünüzde millî mukaddes bir kudretle kurtulacağına dair verdiğiniz ilhamları şu an gibi hatırlıyorum.

-Sizin “ilkâ”nızdan, (yani Şemseddin Sami’nin “Kamus-i Türkî”sine bakılırsa, ) benim fikrimi çelmenizden aldığım imanın azmiyle görevime devam ediyorum. …” Sivas’ta çıkan İrade-i Milliye gazetesinin 14 Eylül 1919 tarihli ilk sayısında çıkan Mustafa Kemal Paşa’nın Vahdettin’e çektiği telgrafın orijinali.

Müthiş bir metin tabii. Ancak telgrafın bu şeklini başka kaynaklarda bulabileceğinizi sanıyorsanız aldanıyorsunuz.

“Nutuk” dahil diğer kaynaklarda “ilkâ” kelimesinin “ilham”a dönüştürüldüğünü görüp hayrete düşüyorsunuz (mesela “Atatürk’ün Bütün Eserleri”, c. 2, s. 375). Meğer, diyorsunuz, Atatürk’ün kendi sözleri de zamanla kitabına uydurulmuş.

Belge 2:

”KUVA-l MİLLİYE ANKARASI” yazar, Grace M. ELLİSON, (*) Cumhuriyet Turkiyesi’ni ilk ziyaret eden ve bu arada başta Atatürk olmak üzere bütün devlet büyükleriyle tanışıp röportaj yapan bîr İngiliz kadın yazardır…”

 

“GAZİ MUSTAFA’ KEMAL PAŞA’YLA KONUŞMA

LOZAN’DA konferans toplandıktan hemen sonra Gazi M. Kemal Paşa bana şu konuşmayı lütfetti:

Benim sorularını şöyle başladı:….

Soru; “Türkiye’yle Büyük Britanya arasında samimi bir anlaşmaya varılacağına inanıyor musunuz?”

Cevap;“Bizim eski geleneksel dostluğumuzun geriye geleceğinden şüpheli değil, eminim. Olmaması için bir neden yok. Lehinde de pek çok sebepler var. Bizim özgürlüğümüz uğruna şeref ve namus dışında istediğimiz bir şey yok. Biz Sultanı, daha çok özgürlük temini uğrunda uzaklaştırdık(Sahife:172, paragraf:2)

1920’lerden yakın tarihe geliyoruz.

Demirel, Ecevit’in ‘Vahdettin hain değildi’ sözlerine karşı çıkarak 'Bu yadırgatıcı bir beyandır" dedi.

…Osmanlı tarihi ile ilgili bir kitap yazan eski başbakan Bülent Ecevit’in, ‘Vahdettin hain değildi’ demesi tartışma yarattı. Ecevit’in, ‘Ben Vahdettin için hiçbir zaman hain demedim. Çünkü ne kadar zor koşullar altında padişahlık yaptığını biliyorum. Ülke işgal altındaydı. Ordusu kalmamıştı. Yine de çok önemli işler yaptı’ sözlerine öncelikle, eski politik rakibi Süleyman Demirel karşı çıktı.

Demirel, ‘Türkiye’de bu konuda ilk defa bilinenlere aykırı bir şey söyleniyor. Ben böyle bir beyanı muhakeme edemiyorum. Ancak, tarihteki bazı kişiler hakkında, alışılagelmiş kanaatlerin dışındaki beyanlar yadırganır. Sayın Ecevit’in beyanı da yadırgatıcı bir beyandır. Türkiye böyle bir beyanı kaldıracak durumda değildir’ dedi. Tarihçiler ise şunları söyledi:

Hain, demek haksızlıktır

PROF. METE TUNÇAY
 Ben öteden beri ‘Hain padişah Vahdettin’ sözünün, o dönemin şartları içinde söylenmiş haksız bir şey olduğunu düşündüm. Vahdettin siyasi anlamda yanlış hesap yapmış olabilir ama bu Vahdettin’in veya Damat Ferit Paşa’nın hain olduğu anlamına gelmez. Hain olması için en azından karşılığında bir şeyler alıp satması gerekir. Vahdettin’in bir şey alıp sattığını kimse söyleyemez herhalde. Bu, Cumhuriyet’in kuruluş dönemi koşulları öyle gerektirdiği için dolaşıma sokulan bir söyleyiştir. Bugün artık bu meselelere çok daha soğukkanlı bakabilecek ve şefkatle yaklaşabilecek durumdayız. 

Hain siyasi bir kavram

YILMAZ ÖZTUNA 
Sultan Vahdettin’in hain olmadığını ben 40 senedir yazıyorum zaten. Kaldı ki, tarihçiler ‘hain’ kelimesini kullanmaz. Çünkü bu siyasi bir kelimedir. Kuruluş yıllarının ateşli dönemlerinde kullanılmış bir kelimedir bu ve öyle bir dönemde de mutlaka kullanılması gerekirdi. Bu Fransız İhtilali’nden sonra da böyle olmuştur, Rus Devrimi’nden sonra da böyle olmuştur. Ama aradan zaman geçip yeni rejim yerleştikten sonra, geçmiş dönemleri daha dikkatle tetkik etmek ve inceleme yaparken de böyle kavramlara yer vermemek gerekir. Ecevit’in böyle düşünmesi ve düşüncelerini cesurca söylemesi, bence önemlidir.

Ne haindi ne kahraman

PROF. M. KEMAL ÖKE 
Vahdettin ne bazılarının iddia ettiği gibi ne hain, ne de onlara karşıt olan kesimlerin iddia ettiği gibi, Mustafa Kemal’e Anadolu’ya geçip Milli Mücadele’yi başlatması insiyatifini kullanan perde arkasındaki gizli kahramandır. Doğrudur, Vahdettin, Mustafa Kemal’i Samsun’a gönderirken, Mustafa Kemal’in ne yapacağını gayet iyi biliyordu. Ve bu projeye de sadece onay vermekle kalmadı, para da verdi. Ancak, bunu saraya yakın çevrelerin telkin ve hatta tazyikiyle yaptı. Bir yerde bu işe zorlandı. Mustafa Kemal’in idam fermanını onaylaması ise tamamen İngiliz baskısının bir sonucudur.

Sevr’deki tutumu tartışmalı

PROF. REŞAT KAYNAR 
Padişah Vahdettin’in doğrudan doğruya memlekete zarar vermek için yaptığı bir hareket yok. Dolayısıyla, elimizde Vahdettin’in ihanetini gösterecek bir belge de yok. Ama hadiseleri Atatürk’ün Nutuk’ta anlattığı gibi gözden geçirirsek, Vahdettin’in en büyük kusurunun Sevr’in imzalanması sırasında ortaya çıktığını görürüz. Sevr, devletin ve milletin ortadan kalkması demektir. Atatürk, Sevr konusunda doğrudan Vahdettin’i suçluyor. Dolayısıyla, asıl tartışılması gereken Vahdettin’in Sevr konusunda aldığı tutum olmalıdır. 

İhanetle alakası yok

MURAT BARDAKÇI
(Vahdettin biyografisinin yazarı) Bir hükümdarın devletine ihaneti ile sıradan bir insanın kendi evini yakması arasında hiç fark yoktur, zira hükümdarlar devletin kendilerine Allah’ın lutfu olduğuna inanırlar ve devleti mülkleri olarak görürler. Vahdettin herşeyin bittiği bir anda, 4 Temmuz 1918’de tahta geçti, üç ay sonra, 30 Ekim’de Mondros Mütarekesi’ni imzalayıp teslim olduk. Yani, dünya savaşının ve yenilginin Vahdettin ile hiçbir alákası yoktur. İktidarı, Bebek ile Aksaray arasındaki bölgeye sıkışmış bir padişahın çaresizliği sözkonusu. Tek yaptığı, ‘iki tarafı birden idare edip zaman kazanma’ çabası ve işte bu oyalama taktiği bizde ihanet olarak yorumlanıyor. Hatıralarında, ‘Facialara ve olaylara kalkan olamadım ise de, paratoner vazifesi gördüm. Musibetleri üzerime çektim, kendimi feda ederek vatanı kurtarmaya çalıştım’ diyor. Vahdettin hakkındaki tek belgesel biyografiyi yazmış bir kişi olarak şunu söyleyebilirim: Osmanlı Tarihi’nin en şanssız hükümdarıdır, her insan gibi o da bazı hatalar yapmıştır ama memleketini seven bir kişidir ve ihanetle hiçbir alákası yoktur.”(3)

Yazılanlar özetlenirse:

-M. Kemal Paşa’ya göre: kendisini (ikna ederek) Anadolu’ya Sultan Vahdettin göndermiş.

-M. Kemal Paşa : “Biz Sultanı, daha çok özgürlük temini uğrunda uzaklaştırdık” demektedir.

Açıklamalara göre: Sultan Vahdettin kaçmamış, Halife II. Abdülmecit gibi sürgün edilmiştir. Gerçeğinde Vahdettin sürgün edilmeden 16 gün önce de saltanat kaldırılmıştır.

Dolayısıyla Sultan Vahdettin Yurt dışına “Sabık Sultan” olarak gönderilmiştir.

Ancak, bu husus bugüne kadar hep gözlerden kaçırılmıştır.

Ecevit-Demirel tartışmasında Demirel neyi vurgulamaktadır?

‘Türkiye’de bu konuda ilk defa bilinenlere aykırı bir şey söyleniyor.

Ben böyle bir beyanı muhakeme edemiyorum.

Ancak, tarihteki bazı kişiler hakkında, alışılagelmiş kanaatlerin dışındaki beyanlar yadırganır.

Sayın Ecevit’in beyanı da yadırgatıcı bir beyandır.

Türkiye böyle bir beyanı kaldıracak durumda değildir’

 

Şunu mu anlayalım?

“Resmi tarih yazılımındaki bir iddia doğru olmayabilir… Bu çok önemli değildir. Siz (ilim insanları, yazarlar, düşünen insanlar) bunları görmeyin, duymayın!

Devam edecek:

-Sevr konusu da, “Vahdettin kaçtı” meselesi gibi midir?

www.canmehmet.com

  • Resim: Web ortamından alınmıştır.
  • (*)Eserin ismi : “KUVA-I MİLLÎYE ANKARASl “ Yazar; Grace M. ELLISON  (İngiliz Bayan gazeteci) İngilizce yayım tarihi; Lozan-Ocak, 1923 / Türkçe Yayım tarihi:  “MİLLİYET YAYIN LTD. ŞTİ. YAYINLARI”, Birinci Baskı: Ocak 1973
  • Kaynaklar; (Dr. Fatih M. DERViŞOGLU – Milli Mücadele döneminde basın ve İrad-i Milliye gazetesi)
  • (1) a) Irâde-i Milliye gazetesi, Heyet-i Temsiliye’nin Sivas’ta çalışmalarının sürdürdügü 8 Eylül 1919-13 Aralık 1919 tarihleri arasında 16 sayı yayınlanmıştır. Ankara’da, Heyet-i Temsiliye yayın organı Hâkimiyeti Milliye (10 Ocak 1920) tarihinde yayın hayatına katılmıstır. Bu iki zaman dilimi arasında Irade-i Milliye dört sayı daha yayınlanmştır. Hâkimiyet-i Milliye’nin yayınlanmasından iki gün sonra (12 Ocak 1920) Irâde-i Milliye’nin 20. sayısı neşredilmiştir. Milli Mücadele’nin yeni yayın organı, Hâkimiyet-i Milliye gazetesinin (10 Ocak 1920) tarihinde yayınlanmasına kadar geçen zaman zarfında Irâde-i Milliye gazetesinin ulusal kimligini muhafaza etmiştir.” Dr. Fatih M. DERViŞOGLU. b)Daha fazlası için bakınız: http://www.canmehmet.com/irade-i-milliye-gazetesinde-yazilanlar-tarihimizi-degistirir-mi.html
  • (2) –“Izmir’in işgali iç ve diş siyasetteki başarısızlıkların müsebbibi olarak Sadrazam Damat Ferit Paşa açıktan eleştirilir, Ülkedeki olumsuzluklara çare aramak için toplanan Sivas Kongresini tenkil etmek için Ali Galib’i görevlendiren Sadrazamın bu oyunu ise millete şikâyet edilmektedir. Sivas Kongresi ve Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti’nin, mevcut kanuni çerçeve içinde faaliyet gösterdiği belirtilmektedir. Hükümetin düşmanca tavrına rağmen, Padişah’ın “son beyanat-ı mülûkâneleriyle tasvit etmiş oldukları” gibi, Veliahd Abdülmecid Efendinin de Padişah’a sunduğu bir layihayla mevcut hükümetin icraatlarını eleştirerek Anadolu’daki hareketin tekliflerinin dikkate alınmasını tavsiye ettiği” belirtilmektedir.
  • (3)http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/ecevit-i-yadirgadim-335629

 

Zehra Nur Sarıoğlu bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Mehmet Bey,Siz ne tür okuyan araştıran sorgulayan Halk istiyorsunuz?

mehmet binlik 
 13.09.2018 18:18
Cevap :
Değerli Mehmet Binlik, Tarih: Tamamlanmamış bir resim, bir hikaye ve gelecektir. Tarihi, yapanların değil, yazanların kaleminden (Örneğin: Nutuk) öğreniriz. Yazanlar, dönemin iktidar sahipleri veya temsilcileridir. Tarihi konularda bilinenler, tamamının yanında sınırlı sayıdadır. İlim insanları bunları dikkate almalıdır. Bunlarla beraber kimse; duymak istemeyen birisi kadar sağır, görmek istemeyen birisi kadar kör değildir. Biz, Mustafa Kemal Paşa'nın kaleminden yaşananları, belgesi ile birlikte aktarıyoruz. Siz, yazıları itibarsızlaştırmak için içeriği değil, "ama"ları yedeğinize alarak yorum yazıyorsunuz. Soru: İçerik doğru mudur, değil midir? Doğru değilse (belgelere göre) doğrusu nedir? Bilirsiniz, İlmi zeminde tartışma bu şekilde yapılmaktadır. "Sorgulayan, araştıran Halk" konusuna gelirsek: Bir iddia, karşı iddia ile birlikte ele alınır ve o şekilde bir sonuca gidilir. Ancak, halkımız (çoğunluğu ile) okumuyor, ilkokulda öğretilenler ile bir ömür idare ediyor! Sağlıcakla kalınız.  14.09.2018 12:01
 

Mehmet Bey,Doğruları yazanları ikbal endişesi taşımakla mı suçlamaya başladınız?Bakınız geçmişbi yazınızda Biz İngiizler le mi Kurtuluş savaşı yapmıştık?Niye O zaman Bayrak yapımı için İngiltere'ye başvurduk diye sorarken.Şimdi Mustafa Kemal Atatürk için yazmış olan İngiliz yazarları kaynak gösteriyorsunuz?Çelişki değil mi?

mehmet binlik 
 13.09.2018 18:02
Cevap :
Değerli Mehmet Binlik, Neden İngiliz yazarları (kitabın yazarı o dönemde Ülkemizde özel görevlidir) kaynak olarak kullanılmaktadır? Örneğin, 1932'de yayımlanan "Bozkurt" isimli eser? Mustafa Kemal Paşa, bu kitabı sağlığında okutmuş ve bilgi sahibi olmuştur. Dolayısıyla, itiraz edilen bir konu yoksa bu "kaynak" değil midir? Diğerine gelelim: Mustafa Kemal Paşa ile 1922 Aralık ayında Ankara'da görüşen ve 1923'de kitabını yayınlayan (İngiliz gazeteci-yazar) Mary Ellison'dır. Bu kitap'da Paşa'nın sağlığında yayımlanmıştır. Demek ki, Paşa, diğer devletlere bir mesaj vereceği zaman yabancı gazetecileri-yazarları devreye sokmaktadır. Bu da diplomaside sıkça kullanılan bir (tercih) yoldur. Özetle: Sabık Sultan Vahdettin konusunda bir itirazınız varsa bunu yazabilirsiniz. Sıradaki yazıda "Sevr" konusu ve sizin referanslarınız olan yazarlar vardır. Bakalım nasıl (tarihi)çarpıtmalarla bugünlere gelmişiz. Sağlıcakla kalınız.  14.09.2018 12:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 993
Toplam yorum
: 2623
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1712
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster