Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Eylül '15

     
    Kategori
    Sektörler
    Okunma Sayısı
    817
     

    İlk adım : Sosyal Medyanın tarihçesi

    İlk adım : Sosyal Medyanın tarihçesi
     

    Sosyal medyanın tarihçesini incelediğimizde oldukça kısa bir zaman dilimi karşımıza çıkmaktadır. Sosyal medyanın tarihçesine girmeden önce isterseniz kısaca İnternetin tarihçesine bir göz atalım.
    İnternetin tarihçesi, 1950'li yıllarda bilgisayarın gelişimi ile ABD, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerdeki laboratuvar çalışmaları ile başladı. IP adresi kullanılarak ilk paket anahtarlamalı ağ olan ARPANET üzerinden İlk mesajın 1954 yılında Los Angeles'taki Kaliforniya Üniversitesi’nden, Stanford Araştırma Enstitüsü Stanford Research Institute (SRI)‘de bulunan bir bilgisayara Professor Leonard Kleinrock'un laboratuarından gönderilmesi internetin oluşum sürecinde ilk adım diyebiliriz. 1980'li yılların başında National Science Foundation (NSF) fonlanması ile ARPANET’e olan erişim genişletildi ve 1980'lı yılların sonuna doğru ticari İnternet servis sağlayıcıları yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.
     
    GÜNÜMÜZDEKİ İNTERNET “WORD WİDE WEB”İN OLUŞMASI
     
    Dünya bildiğimiz anlamıyla internetle (World Wide Web) 1991 yılında tanıştı. Bu tarihten itibaren host sayısı her yıl katlanarak arttı. Girişimcilerin özel ilgisini çeken internet dünyası 3 yılda, site sayısını 10 bine, host sayısı 3 milyona çıkardı. 1994'li yıllardan itibaren anlık mesajlaşmalar, e-posta, online alışveriş sitelerinin yavaş yavaş hayatımıza girmesi, dünyada yeni bir alanın, medyanın, gücün… Buna her ne derseniz deyin oluşmasını sağladı.
    Tarihler 1994 yılını gösterdiğinde GeoCities’in internet kullanıcılarına kendi web sitelerini kurma olanağı sundu ve aynı yıl ilk tarayıcı Mosaic ile birlikte bu dönemde internet halk ile buluştu. Bu yıl içerisinde yaşanan hızlı gelişmeler neticesinde ilk sosyal ağ Friends United kuruldu. İngiltere’de kurulan bu ağın temel amacı kullanıcıların eski okul arkadaşlarını bulmasıydı bu amaç size de tanıdık geliyor değil mi ?
    Hızla gelişen internet dünyasında 1997 yılında web sitesi sayısı 1 milyon bandını aştığını ve 50 milyonun üzerinde bilgisayarında internete bağlandığını görüyoruz. İlk ciddi kullanıcı sayısına bu yıllarda 3 milyon kullanıcı ile ualaşan Friendster adlı site karşımıza bu yıllarda çıkıyor.
     
    SOSYAL MEDYA’DA SANALLIKTAN GERÇEKLİĞE GEÇİŞ
     
    İnsanlar ile iletişim kurmamızı sağlamak amacı ile 1995 yılında MIRC programı İnternet kullanıcıları arasında o dönem oldukça yaygın kullanılmaya başlandı. Takma isimler kullanılarak tanımadığımız kişiler ile iletişim kurmayı sağlayan MİRC programının bir üst seviyesi olarak adlandırabileceğimiz ICQ programı ile internet üzerinden tanımadığımız değil tanıdığımız kişiler ile iletişim kurmamız sağlandı. İnternet dünyasının ilk on yılını özetlemek gerekirse, bu dönemlerde sosyal medya tam anlamı ile sanal kimliklerin ön plana çıktığı bir mecra olarak tanımlayabiliriz. Çünkü bu dönemde kişiler İnternet ortamında kendileri hakkında gerçek bilgiler vermekten kaçınıyorlardı.
     
     
    Microsoft tarafından 1999 yılında geliştirilen Messenger programı, kullanıcıları sanal isimlerden kurtararak gerçek isimlerini kullanabilecekleri bir platform sundu. Bu sosyal medyanın sanallıktan kurtularak gerçekleşğe evrilmesinde önemli bir adım oldu. İnternete duyulan güvensizlik, sanallıktan gerçekliğe geçişi zorlaştırdığından kişilerin takma isimleri kullanılması günümüze değin azalan bir eğri ile devam etmektedir..
    İş dünyasının, sosyal medyanın önemini kavramaya başladığı 2000'lı yılların başında iş dünyasını bir araya getirmeyi hedefleyen Linkledin kuruldu.İş dünyası 2003 yılında kurulan Linkledin’den ilk etapta uzak kalırken, Linkledin’in 2006 yılında üye sayısında gözle görülür önemli bir artış yaşandı.Bu durum internet dünyası ile iş dünyasının bir araya gelmeye başladığını bizlere gösteriyordu.
     
    Fickr’in 2004 yılında kurulması, sosyal medyada bir çok kesime sosyal paylaşımın sadece sohbet üzerinden değil fotoğraf, resim gibi görseller üzerinden de olacağını kanıtladı. Oldukça başarılı bir proje olarak adını sosyal medya tarihine yazdıran Flickr’i, aynı yıl içerisinde Mark Zuckenberg tarafından oluşturulan Facebook takip etti. İlk etapta kurulduğu üniversitedeki öğrencilerin ve mezunların birbirlerini bulması amacı taşıyan site radikal bir karar ile alt yapısını geliştirerek tüm dünyaya açıldı ve hızla yayılmaya başladı. Birçok internet kullanıcısını kendine çekmeyi başaran facebook, 2008 yılında ülkemizde’de bir eğlence yada paylaşım sitesi olmaktan öteye bir ihtiyaç haline gelmeyi başardı.
    Hızlı kelimesinin sosyal medya için yavaş kaldığı 2000'lı yılların ortalarında kurulan YouTube’da sosyal medyanın video ayağını oluşturdu. Kısa sürede yayınlanan videolar ile tıklanma sayısını arttıran Youtube google tarafından satın alınarak, geliştirildi ve şuan dahi dünyanın en popüler video paylaşım platformlarından biri olmayı sürdürüyor.
    Sosyal medyada yaşanan bu baş döndürücü gelişmeler mikroblog sitelerinin gelişmesine ve kendi kültürünün oluşmasına yol açtı. Twiteer, Jaiku ve Pownce gibi mikroblog siteleri kendi kültürlerini oluşturmasının yanında kendi ünlülerini de oluşturdu. Bu ünlüler aracılığı ile bir çok firma kendi markalarını ve kurumsal kimliklerini geliştiriyor.
     
    BİR SONRAKİ KONU SOSYAL MEDYA VE MARKALAR ARASINDA İLİŞKİ
     
    Yazımı bitirmeden önce bir sonraki yazımın ana konusu olan sosyal medya ve markalar arasında ilişkiye kısa bir giriş yapıyorum. Sosyal medyanın bu denli insanların hayatına direkt bir giriş yapması ve insanların uzun süre vakit harcadığı bir mecraya dönüşmesi markalarında burada güçlü bir şekilde yer almasını zorunlu hale getirdi. Facebook ve Youtube gibi paylaşım sitelerinin 1 milyar üye sayısını geçmesi bu mecranın ne denli önemli olduğunu gösteriyor. Rakamlar ortadayken markalarda medya bütçelendirilmesinde görsel ve yazılı medyanın yanına ayrıca sosyal medya bütçesi ayırmaya başladı. Çok titiz bir şekilde ele alınması gereken sosyal medyada sadece var olmak için girmek, kurumlara katkıdan ziyade zarar getirme ihtimalının yüksek olduğu unutulmamalı
    ve son sözü ERİC QUALMAN’a bırakıyorum.
     
    Sosyal medyanın güzel tarafı şirketlerinizin kusurlu taraflarını gözler önüne sermesidir.
    Anahtar soru ise: Bu kusurlara ne kadar hızlı cevap verebiliyorsunuz?
    Eric Qualman

    Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

     
    Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
    Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!