Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mart '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
509
 

İlk gülümseyiş

İlk gülümseyiş
 

Yaşamın en temel öğesi acaba hangisi? Ya da duygusu? Sevgi galiba. Ama nasıl bir sevgi sorusunu getiriyor bu cevap da. Olgun bir sevgi, çocukça, düşüncesizce, körü körüne, paylaşımcı, karşılıklı veya karşılıksız… Bir sürü çeşidi var. Kime sevgi demek gerek bir de. Tanrı sevgisi, aile sevgisi, arkadaş sevgisi, insan sevgisi, hayvan sevgisi… Anlam karmaşasına da son verilememişiz hala. Sevgi sevmek aslında nasıldır? Hayvan sevgisi onu okşamaktır belki de, onlara bu kadarı yeter. Peki ya insan sevgisi? Benim aklıma en çok takılan soru ise neden insanlar birbirine bağlıdır? Çok acımasız belki, ama insanlara anlam yüklemekten öteye gidemiyoruz bağlılıklarımız da. O benim arkadaşım, daha duygusal ifadeyle ben onu seviyorum. Ama asıl nedenini biliyor muyuz? Onunlayken iyi vakit geçiriyor olmak, konuşabiliyor olmak, bir şeyler paylaşmak hayatımızın kaçta kaçı? En ufak bir tatsızlık yaşandığında unutabiliyoruz arkadaşlarımızı. Kimin yoktur ki eskiden neredeyse oksijen moleküllerimizi bile paylaşıp şimdi ismini hatırlayamadığımız edemediğimiz arkadaşları ya da bu tanıma en yakışanı tanıdıkları diyelim. Hepimiz bencil varlıklarız. Biraz fedakâr olanı da bundan vazgeçiriliyor. Arkadaşımızla iyi vakit geçiriyoruz, gülüyoruz ama kara günler geldiğinde, eski anların tekrarı gelmediğinde erozyon başlamaması içten bile değil. İnsan ilişkileri iniş çıkışlarla doludur. Etrafınızda bir çember düşünün dünyanın dönüşüne ayak uydurmuş, döndükçe sizi çemberde başka biriyle karşılaştırıyor, tabi bunlar iç içe geçmiş çemberler. Aynı zamanda siz de başkalarının çemberindesiniz. Şifreli bir kilit gibi, karşılıklı gelindiğinde bir şeyler açığa çıkıyor. Biliyorum biraz kaderci, ama neden bazılarımız kendilerini hiç akıllarına bile gelmeyen yerlerde bulabiliyor diye düşününce kadere inanmamak için daha az neden bulabiliyorum. Çocuksu bir bekleyiş. Boyun eğme. Ne yapabilirdim, kaderim böyleymiş dediğimizde çoğu zaman kendimizi daha iyi hissediyoruz. Bizden daha büyük bir gücün olduğunu bilmek insana rahatlık hissettiriyor. Dolaylı yollarla, daha az sorumluluk demek oluyor. Keşkelerimizin sayısını azaltmamıza yardımcı oluyor. Arkadaşlarımızla olan ilişkilerimizde de bu kabullenicilik bizi bir şeyleri geride bırakırken daha az yıpranmamız için teselli ediyor.

Her insan içinde bambaşka bir dünya barındırır bana kalırsa. Bir an gelir ki, o içimizdeki dünyada yaşatıyor sanırız tanıdıklarımızı ama gerçeği fark ettiğimizde, içimizi gördüğü için kaçarız onlardan. Canımız yanar, hemen kurtuluruz o bizim için artık özel olmayan dünyadan. Belki önce bir resim sanatçısı olmak istemiştik içimizde, her ne kadar gerçek yaşamımızda bir işletmeci olsak da. Bir gün sohbet sırasında ağzımızdan kaçmıştır bu iç dünyamızdaki yaşantı. Samimi bulmuşuz belli ki karşımızdakini. Bu bir nevi feda ediştir. Hayallerimizi paylaşırız ama artık hayalimizden de uzaklaşırız, bunu konuştuklarımızdan da. Sonra başa döneriz, bu sefer asla bahsetmek yok deriz kendimize, yeni bir hayal buluruz kendimize. Bunların hepsi aslında hayata sarılmak içindir, her ne kadar hayallerin sonunun hep aynı olduğunu bilsek de. Ayrıca kaderin var oluşuna da sıkı sıkıya bağlıyken, hayaller sadece vakit geçirmek içindir. Ömür uzun, değişen dünyada belki hayaller gerçek olmanın köşesinden geçebilir deriz. Hep de çok uzaktır bize hayallerimiz, gerçek yaşantımızın tam tersidir. Aslında çok kaba görünüşlüdür ama bale yapmak istiyordur bir bar koruması. Bunu düşünür yatağına uzandığında. Esnek, kıvrak ve estetik olmak istiyordur, her ne kadar mümkün değilse bile. Bir gün bunu dile getirecek kadar cesurlaştığında artık o hayalinden vazgeçmiş demek olur. Bu da bitmiştir. Hayallerin biri birine benzemez, asla aynı kişinin hayalleri olarak sınıflandırılamazlar. Bu hayallerden kurtulmak için de hep birilerine ihtiyacımız vardır, feda edilecek. Değer veririz söylerken aslında, ama gardımızı düşürmemize neden olduğu için aniden kızarız. Kimse zayıf olmayı istemez ruhani dünyasında. Birden kalın tuğlalarla örülmüş bir duvarın arkasına geçeriz, karşımızdaki ne kadar iyi özelliklere sahip olursa olsun fark etmez, canımız yandı bir kere. Hayalimizi de kaybettik. Aslında kimseyi gerçekten sevemediğimizi anlıyoruz, hayalimizdeki insanı bulana kadar…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 489
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

Yeni mezun bir maden mühendisiyim. Yükseklisans yapıyorum. Bunun yanında, kalkınma antropolojisi, ci..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster