Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ekim '07

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
17344
 

İlk hedefiniz Akdeniz' dir ileriii

İlk hedefiniz Akdeniz' dir ileriii
 

İlkokuldayken, daha sonraları da ortaokuldayken, Cumhuriyet Tarihi derslerinde bizlere hep Mustafa Kemal’in zaferleri anlatıldı. Tabii ki bunlardan en önemlisi Başkumandanlık Meydan Muharebesi (26-30 Ağustos 1922), ki bu sonraları 30 Ağustos Zafer Bayramı olarak kutlanacaktır, hemen arkasından Büyük Taarruz (31 Ağustos 1922) idi. Aslında sonradan öğrenme fırsatı bulduk tabi ki, o muhteşem “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileriii” emri 31 Ağustosta değil 1 Eylül 1922’de kaleme alınmıştı (Bkz. Egenin Kurtuluşu, Cemal Kutay, s.134-135, Boğaziçi Yayınları, 1981)

Enteresandır, o günlerden bugünlere, neredeyse 40 sene geçmiş ve akılda kalan bir emir var, Atatürk’ün o muhteşem taarruz emri:

“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileriii”


Bu uzun seneler boyunca peyler pey kendi kendime sordum, neden emirde hedef Akdeniz olarak gösterilmiştir, ama ordular Ege’ye yönelmişlerdir diye. Sonraları bu soruyu değişik şahsiyetlere yönelttim. Öğretmenlerime, ebeveynlerime, sohbet toplantılarında arkadaşlarıma, kurmay subaylara. Hepsinden değişik cevaplar aldım. Takma kafayı diyenler mi olmadı, emri verdiğinde yüzü güneye dönükmüş ondan Akdeniz demiş diyenler mi olmadı, adam Akdeniz demiştir ama o kargaşada komutanlar Ege anlamışlardır diyenler mi olmadı, şaşkın Yunan yönünü şaşırıp Akdeniz’e kaçınca emir Akdeniz yönünde geldi ama sonradan Yunan ordusu aniden batıya dönünce bizimkiler de mecburen Egeye yöneldi diyenler mi olmadı, aslında güneyde mevzilenmiş Yunan ordusunu önce güneye yani Akdeniz’e doğru saldırarak güneyinden kuşatma altına alıp yönlerini Ege’ye çevirmek suretiyle denize dökmek amaçlandığından, önce hedef Akdeniz olarak belirlendi diyenler mi olmadı. Ama su 40 sene müddetince, bu soruma hiçbir şekilde mantıklı ve doğru düzgün bir yanıt alamamıştım.


Gün geldi devran döndü, geçenlerde Hulki Cevizoğlu’nun bir kitabi yayınlandı, “Ey Türk İstikbalinin Evladı – 2” adında bir kitap, çeviriyorum sahifeleri, “İlk hedefiniz Akdeniz’dir, İleri …. Peki, ordu nereye gitti” diye bir başlık. Resmen heyecanlandım. Ayni benim çocukluğumdan beri sorduğum soru. İşin garibi, Hulki Cevizoğlu da ayni soruları soruyormuş çocukluktan beri. Ya cevap nasıl verilmiş dersiniz?

İste cevap:

Yunanlılar, Akdeniz'in bu kısmına 'Ege Denizi' adini takmışlar, bölgedeki Yunan egemenliğini ve haklarını belirtmek maksadıyla ısrarla Ege Denizi deyimini kullanmaya başlamışlardı. Mustafa Kemal Pasa, özellikle bu adı kabul etmediğini belirtmek için 'Akdeniz' deyimini kullanmıştı" (aya s. 122)

Garip olan, bir de bu cevapta “Akdeniz” bir isim değil, deyim; Allah Allah !!

Bu önermeyi 7.01.2007 tarihinde, Caner Fidaner’in Radikal gazetesindeki makalesinde de rastlıyoruz. Hem de kelimesi kelimesine ayni.

Cevap yine mantıklı değil idi.

O sırada, şu anda karşımda duvara asılı eski bir İstanbul Boğazı haritası gözüme ilişti. Haritanın üzerinde 19. asrın gözde lisanlarından Fransızca ve Almanca kullanılmış idi. Kara Deniz için La Mer Noir (Kara Deniz), Marmara Denizi için La Mer Blanche (Ak Deniz) yazıları gözüme çarptı.

Bu aşamada gelin isterseniz tarihin o sahifelerinin önemli kısımlarını, bu yazıya taşıyalım.

Mustafa Kemal, Haziran 1922'de taarruz kararı aldı. 6 Ağustos 1922'de orduya gizlice taarruz için hazırlanması emri verildi. Mustafa Kemal Akşehir’e gelerek komutanlarla toplantı yaptı. Toplantıda 26 Ağustos taarruz günü olarak belirlendi. Taarruz Afyon'un güneyinden Dumlupınar yönüne doğru baskın şeklinde başlayacak ve sonra da meydan savaşına dönüştürülerek düşman kuvvetleri tümüyle yok edilecekti. Türk ordusu Yunan cephesinin en güçlü direnç merkezinden saldıracaktı.

2 Eylüle gelindiğinde, General Trikupis ve kurmaylarının bir kısmı ile 10.000 civarında asker Kızıltaş vadisinden gece karanlığında kaçmayı başarır. Bu kuvvetlerin önemli bir kısmi (6000 asker) 2 Eylül de Uşak’ta Türk kuvvetlerine teslim olurlar.

Bu son muharebe ile birlikte bir zamanlar Yunan Ordusunun bel kemiğini teşkil eden 6 Piyade Tümeni (85.000 asker) dağıtılır. Türk kuvvetlerinin önünde İzmir yönünde hırpalanmış 2 Tümen ve bazı bağımsız alaylar, Bursa istikametinde ise sağ kanatları tamamen açıkta kalmış, önlerinde tahmin edemedikleri düşman kuvvetlerinin hedefi haline gelmiş 3. Kolordu kalır. Bundan sonrasında savaş tamamen bir kaçma kovalamaca oyununa döner, 9 Eylül’de İzmir’den, 17 Eylül’de Bandırma’dan, kalan Yunan birliklerinin tahliyesi ile Büyük Taarruz son bulur.

Büyük Taarruzun zaferle sona ermesi üzerine İtilaf Devletleri TBMM’ne mütareke çağrısında bulunurlar. Türk ordusu ile İngiliz işgal kuvvetleri arasında bazı gerginlikler yaşandıysa da görüşmeler 3 Ekim 1922’de Mudanya’da baslar.

Görüşmelerde TBMM hükümetini Bati Cephesi komutanı İsmet Paşa temsil ederken, Fevzi Paşa ve Rafet Paşa da görüşmeler boyunca Mudanya’da bulunurlar. İngiltere’yi General Harrington, Fransa’yı General Charpy ve İtalya’yı da General Monbelli’nin temsil ettiği Mudanya görüşmelerinde, ateşkesle doğrudan ilgili durumda bulunan Yunanistan, General Mazarakis ve Albay Sariyanis’i görevlendirmesine karşın, Yunan delegeler görüşmelere doğrudan doğruya katılmazlar ve olan biteni bir gemiden izlemekle yetinirler.

Zaman zaman gergin anların yaşandığı, hatta görüşmelerin kesilmesi tehlikesinin doğduğu ve Türk ordusunun yeniden harekât hazırlıklarına giriştiği mütareke görüşmeleri 11 Ekim 1922 tarihinde uzlaşmayla sonuçlanır.

Mütarekeyi kabul etmek istemeyen ve imzalamaktan kaçınan Yunan hükümeti aradığı desteği bulamaz ve sonuçta 14 Ekimde Mudanya Mütarekesi’ni imzalamak zorunda kalır. Bu arada TBMM, Doğu Trakya’nın teslim alınması ve burada bir Türk yönetiminin kurulmasıyla ilgili olarak Rafet Paşa’yı görevlendirir. Rafet Paşa 19 Ekim 1922’de TBMM temsilcisi olarak İstanbul’a girer ve halkın büyük coşkusuyla karşılanır.


Mudanya, şimdiki Marmara Denizinde ( eski La Mer Blanche – Ak Deniz), Gemlik körfezinin güney sahilinde yer alan, Bursa’nın bir ilçesidir. Dikkat edilecek olursa, Büyük Taarruz emriyle harekete gecen ordular, önce 9 Eylül’de İzmir’den Yunanı denize dökmekle yetinmez ve orada durmazlar, 17 Eylül’de Bandırmaya gelip orada kalan Yunan birliklerini tahliyeye zorlarlar. Taarruz Bandırmada biter. Sonra ne olur? 3 Ekimde Mudanya’da müzakereler baslar. Daha sonra? 11 Ekimde Yunan mütarekeyi imzalar, 19 Ekimde de Rafet Paşa İstanbul’a girer. Evet, Büyük Taarruzun hedefi Ege değildir, buradaki hedef İstanbul’a girmektir. Onun için Atatürk “İlk hedefiniz Akdeniz’dir ( La Mer Blanche – Marmara), ileri” demiştir. Ve aynen de söylediği gibi olmuştur. Ordular 1922’nin Akdeniz’ine gitmişler, Bandırma’dan son düşmanı da çıkartıp, Mudanya Mütarekesi’ni imzalayıp, İstanbul’u boşaltın demişler ve İstanbul’a girmişlerdir. Her şey Marmara denizi, nam-i diğer Akdeniz sahillerinde geçmiştir: Bandırma, Mudanya, İstanbul.

Ortada hata filan yoktur. Atatürk, sanılanın aksine, Ege dememek için Akdeniz dememiş değildir. Atatürk basbayağı Akdeniz demiştir, nasıl kara denize Kara Deniz diyorsa ve bu günkü Akdeniz’e, Mediterane diyor ise.

Her şey bizim isimleri değiştirme hastalığımızdan ileri geliyor sanki. Veya her şeyi tersten anlama ısrarımızdan. Aynı İstanbul-Ankara yolu üzerinde Eskişehir’den geçerken, Eskişehir’in bir ilçesi olan İnönü’nden de geçersiniz. Hemen akla ilk gelen, aha bak İsmet İnönü adını buraya vermiş, hani İnönü savaşları burada yapıldı ya. Hâlbuki o ilçenin adı hep İnönü idi, İn-önü yani mağara-önü (muhtemelen uyuyan bir ayı da var içerisinde). Sonrasında soyadı kanunu çıktığında, İsmet Pasa İnönü soyadını almıştır. Bu soyadını da İnönü’nden almıştır: ilçenin adi. Birinci, ikinci, bilmem kaçıncı İnönü savaşlarına da o adları, İsmet Pasa filan değil, resmen o ilçe vermiştir.

Hayy bin Yakzan! Uyanık oğlu Diri! İyi ki o antik haritayı duvarıma asmışım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Öncelikle yararlı bilgiler için teşekkür etmek istiyorum ama bir yanlışlığı da düzeltelim. Ben; nüfusumuz 15 milyon bile değil derken sadece 10 Yıl Marşı'nı kaynak kabul etmiştim: (10 yılda 15 milyon yarattık her yaştan) sizin cevabınızdan sonra DİE sitesine girdim ve nüfusun 13 milyona yakın olduğunu öğrendim. Çanakkale Savaşı'nın tarihi daha eski olmasına rağmen bütün şehitlerimizin şerecereleri tutulduğu halde, Kurtuluş Savaşı şehitlerimizin hakkında böylesi bir bilgiye ulaşamıyoruz. İkinci konu da: Birileri ısrarla bizlere Ermenileri şirin göstermek için uğraşıyor. Ben lafta da olsa Ermeni değilim, olmam, olanı da sevmem. Yazınız bana yazmayı hatırlattı, bu konu hakkında bir şeyler karaladım okumanızı ve duygularınızı öğrenmeyi isterdim. Teşekkürlerimi sunarım, kafa karıştıran yazılarınızı bekleyeceğim.

Osman Ömer 
 08.10.2007 1:35
Cevap :
Hemen yeni karalamalarınızı okumak üzere blogunuza bağlanıyorum. Bir şey daha, ben de olmam, olanı da sevmem, seveni de. Su söylediklerim hangi ayrımcı etnik grup varsa ortalıkta, hepsi için de geçerlidir, bu da bilinsin isterim. Sevgiler  08.10.2007 13:26
 

Daha fazlası da var: Donanması paramparça olmuş, askeri dağıtılmış, ve çocuğuyla-yaşlısıyla-kadınıyla toplam 15 milyon bile olmayan eski Osmanlı yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti batıdan Yunan'a, güneyden İngiliz ve Fransız'a gereken cevabı verirken, doğuda da Ermenilerle uğraşmış. Sanırım tarih kitaplarımızın yeniden gözden geçirilme zamanı geldi.

Osman Ömer 
 07.10.2007 7:26
Cevap :
Yeni Türkiye Cumhuriyeti, o topyekun vermiş olduğu savaştan çıktığında, bir nüfus sayımı yapar. Yıl 1923'tür. Sonuç 22 milyon kişidir. O "top yekûn" diye adlandırılan savaşta, TSK arşivine göre, 2 milyona yakın zayiat verilmiştir. Şimdi, varın siz düşünün bu savaşın ne kadar top yekun olduğunu. Varın siz karar verin o savaş sonrası kalan 22 milyon kişinin kaçının, Akif'in, dizelerinde ortaya koyduğu o İstiklâl Marşı'nı, bağrında hissederek okuyabildiğini, bırakın okumasını, ne kadarını anlayabildiğini de varın siz düşünün. Ortaya çıkacak olan manzara çok korkunçtur. Atatürk, Türk Gençliğine Hitabe'sinde, vatanı o gençliğe emanet ederken, yapmış olduğu uyarılar boşuna değildir. Zaten boşuna olsaydı, bugün "Biz de Hrant Dink'iz, biz de Ermeniyiz" diye sloganları duymazdınız. Meal-esef haklısınız, tarih kitapları artık resmi tarihi değil gerçek tarihi yansıtmak durumundalardır. Yorumunuz için teşekkürler.  07.10.2007 12:52
 

Yıllarca okullarımızda okutulan Tarih kitapları ne yazık ki yanlışlıklarla doluydu...Gerçekleri kanıtlamak isteyenlere de ''Tü kaka '' muamelesi yapıldı...İnönü savaşlarında halkımız yanlış bilgilerle hep,''İsmet İnönüyü ''aradı...Gerçeği sunuşunuz çok güzel tebrikler...

Mesut Selek 
 06.10.2007 22:12
Cevap :
Teşekkür ederim, Tarafınızdan beğenilmek ancak gurur vericidir. Resmi tarih ve gerçek tarih farklarını gösterir makalelerinizden bizleri mahrum etmemenizi dilerim. Saygılarımla  07.10.2007 1:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 55
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 1832
Kayıt tarihi
: 10.05.07
 
 

Rumî takvimin 1900+55 senesi sonunda nüfusa katkıları olsun diye annem ve babam oturmuşlar, benim il..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster