Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Şubat '13

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
21859
 

İlk insanlar ve takvim teorisi

İlk insanlar ve takvim teorisi
 

Zaman kavramı, aslında insan mantığını zorlayacak, olağanüstü konulardan biridir. Çünkü aslında zaman gerçekte yoktur. İnsanlar kendi hayatlarını bir düzene sokmak için zaman olayını icat etmişlerdir. Bunun için de zamanları sıraya koyan takvimleri meydana getirmişler.

Hicri yılda örneğin takvim zamanı, Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicret ettiği tarih olan M.S. 622 yılında başlar.  Hz. İsa'nın doğum yılı esas alınarak oluşturulmuş miladi takvimde ise, günümüzden 2013 yıl öncesi başlangıç kabul edilir.

Romalılar, Roma şehrinin kuruluş yılı sayılan M.Ö. 753 yılını, yunanlılar ise ilk olimpiyat oyunlarının yapıldığı tarih olan M.Ö. 776 yılını esas alarak bir takvim yapmışlar.

Peki şimdi burda aklımıza şöyle bir soru geliyor:

Bu takvim başlangıcı olarak kabul edilen tarihlerden önce, hiç bir insan yaşamamış mıdır? Tabii ki insanlar bu tarihlerden önce de varolmaya ve tarihi şekillendirmeye devam etmişlerdir. Peki öyleyse gerçek insanlık takviminin başlangıcı ne zaman başlamış olabilir?

Daha eski bir tarihe gidelim o zaman. İbraniler daha da eskiye giderek, yaradılışın başlangıç tarihi olduğunu düşündükleri, M.Ö. 3761 yılıyla başlatırlar takvimlerini. Oysa bu tarihten önce yaşamış insanların da varlığı bilinmektedir.

Öyleyse asıl takvim ilk insanın yeryüzüne indiği tarihle başlamalıdır.

İlk insanların ortaya çıktığı tarihin, jeolojik zaman olarak, dördüncü zaman olan kuarterner zamanında, yani 65 milyon yıl önce, Arabistan'da ortaya çıktığı söyleniyor. Bazı kaynaklarda ise bu tarih, günümüzden 200 bin yıl öncesine kadar gider. 

Aslında on hatta yüz binlerce yıl öncesinde yaşamış insanların varlığı, arkeologların bulduğu fosillerle kanıtlanmıştır. Ancak bunların, insan diyebileceğimiz türden çok, insana benzeyen ama özellikleriyle tam da insan olmayan insansı varlıklar olduğu görülmüştür. Amerika kıtasında ise, yaşam 28 bin yıl öncesine gitmekte ve bu tarihten önce herhangi bir insan ya da insansı varlığa rastlanmadığı tesbit edilmiştir. Ama bu fosillerin de gerçekten insan özelliklerine sahip olup olmadığı tartışmalıdır.

Tevrat'a göre, Hz. Adem'le Nuh tufanı arasında geçen süre 1756 yıldır. İslam kaynaklarında da, hadislerin ışığında bu tarihlerin yakın tarihler olduğu görülmektedir. İbn-i Sad ise, 'Tabakat' adlı eserinde, Hz. Adem ile Hz. Musa arasında 3 bin yıl olduğunu belirtir. 

Hz. Nuh'un M.Ö. 3478 yılında doğduğu rivayet edilir. Babil kralı Asur Banipal ve kral Sanheribs'in inşa ettirdiği kütüphanedeki bilgilere göre, nuh tufanı M.Ö. 4000-5000 yılları arasında yaşanmıştır. Hz. Nuh 950 yıl yaşadığına göre, doğum tarihi bilgisi büyük ihtimalle doğruya yakın bir tarihtir.

Bu bilgiler ışığında, İbn-i Sad'ın eserinde geçen 3 bin yıllık dönemin, Hz. Adem ile Hz. Musa arasında değil, aslında Hz. Nuh ile Hz. Musa arasında geçen zamanı belirtmiş olabileceği açıkça görülür.

Çünkü;

Hz. Musa, Mısır firavunlarından birinin zamanında yaşamış ve hatta doğum tarihleri bile aynı zamanlara rast gelmiştir. Bu firavunun, Mısır kralı 2. Ramses olduğu söylenir.

Kaynaklarda 2. Ramses'in, M.Ö. 1279'da doğduğu kabul edilir. Ve Hz. Musa'da firavunun doğduğu tarihlerde dünyaya gelmiştir. Az önce Hz. Nuh'un M.Ö. 3478 yılında doğduğunun söylendiğini belirtmiştik. Bu tarihten Hz. Musa'nın doğum tarihi çıkarıldığında, (3478 - 1279 = 2199) bulunur. 

Yani Hz. Musa ile Hz. Nuh arasında bile en az 2200 yıllık bir mesafe bulunduğuna göre, Hz. Adem ile Hz. Musa arasında 3 bin yıllık bir dönem bulunması çok zordur.

Hz. Nuh'un yaklaşık 600 yaşlarındayken tufanın meydana geldiği, Tevrat'ta belirtilmektedir. Öyleyse buna göre bir hesap yaparsak, ilk insanın dünya yüzünde yer almaya başladığı tarihi şu şekilde bulabiliriz:

1756 + 3478 + 600 +  M.S. 2013 = 7847 yıl öncedir (yaklaşık).

Yalnız burada, Hz. Musa'nın zamanında yaşamış bulunan firavun hakkında ikilemde kalınmaktadır. Bu firavun bazı kaynaklarda 2. Ramses, bazılarında ise Dudimose olarak geçer. Şimdi de bu 2 varsayımın hangisinin doğru olabileceğini inceleyelim:

Rus-yahudi bir aileye mensup ve çok önemli bir araştırmacı olan İmmanuel Velikovsky'nin araştırmalarında bulduğu, Hz. Musa'nın Mısır'dan çıkış tarihi, M.Ö. 1447 yıllarındadır.

2. Ramses'in denizde boğularak ölmediği ve,yaklaşık 92'li yaşlarında yaşlılık dolayısıyla öldüğü söylenir. Benim yıllar önce okuduğum, Christian Jacq'ın yazdığı Ramses adlı 5 kitaplık seride de, Hz. Musa'nın Ramses'in zamanında yaşadığı ama yine 92'li yaşlarında, bir akasya ağacının altında, yaşlılık sebebiyle öldüğü anlatılır.

Gerçekte ise, Hz. Musa 2. Ramses döneminde yaşamış ise, firavunun denizde boğularak ölmüş olması gerekirdi.

Bu karşılaştırmanın ışığında varılan sonuç, Hz. Musa'nın karşılaştığı firavunun Dudimose olduğunu gösterir bize. Ve zaten firavun Dudimose zamanında gerçekleşmiş büyük bir felaketin kalıntıları, arkeologlar tarafından ortaya çıkarılmıştır.

Oysa burda karşımıza başka ve tamamen gerçek bir bilgi daha ortaya çıkar. 2. Ramses'in mumyalanmış cesedi incelendiğinde, sol kolunun sanki kendisine doğru yaklaşan bir tehlikeyi önlemek istercesine yukarı doğru kalktığı görülür.

Normal ölümlerin hepsinde, ilk olarak beyinden gelen emirler durur ve vücuttaki tüm kaslar gevşemeye başlar. Ölümden 2 saat sonrasında ise, tüm kaslar çekilir ve 'ölüm sertliği' denilen aşama başlar. Bu aşamadan sonra, kaslarda bulunan proteinler erir ve kaslar ikinci kez tüm vücutta gevşer. Daha sonrasında ise çürüme başlar.

Normal olmayan ölümlerde ise (örneğin intihar ya da acılı, korkunç ölümler gibi), kişi öldüğü zaman bile aşırı stres içindedir. Bu yüzden vücudun tüm kasları gevşeme olmaksızın çekilir ve bu halde kalır. Buna 'kadeverik spazm' denilir. Bu kasılmış hal, normal olan şeklinden çok daha uzun sürmesine karşılık, yine de eninde sonunda gevşeme başlar ve kaslar çözülür. 

Oysa 2. Ramses'in sol kolunda, gevşemenin eseri bile yoktur. Onu mumyalayanlar, sol kolunu aşağı indirmekte çok zorlandıkları için bezlerle cesedi sarmışlardı. Ancak aradan yüzyıllar geçmesine rağmen, 1902 yılında bir arkeolog cesedin üzerindeki örtüleri kaldırdığında, el yine havaya kalkar. 

Ne tıpta, ne de bilimsel olarak açıklanamayan bu durum aslında bize şunu gösteriyor. 2. Ramses, sol tarafından gelen bir saldırıya karşı koymaya çalışırken ve aşırı bir stres halindeyken ölmüştür. Bu karşı koyuş, Kızıldeniz'in ortasında ve hz. Musa'nın peşindeyken, birden üzerine kapanan dalgalara karşı kendini koruma şeklinde olabilir.

Normal olmayan ölüm şekillerinde bile, eninde sonunda bir gevşeme yaşandığına göre, 2. Ramses'in başına gelen durumun ibretlik bir durum olması kuvvetle muhtemeldir. 

Bununla ilgili, Kuran-ı Kerim'de Yunus suresinde, firavunun boğulma kıssası anlatılırken, şu ifade geçmektedir: ''Bugün ise, senden sonrakilere bir ibret olman için, seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu bizim ayetlerimizden habersizdirler.' (Yunus-91.ayet)

Şu halde, Velikovsky'nin bahsettiği adı geçen firavunun Dudimose olması ihtimali büyük ölçüde zayıflar. Hz. Musa'nın zamanında yaşamış olan firavun 2. Ramses'tir.

İnsanlığın gerçek takvim tarihinin yaklaşık 8 bin yıl önce başlamasına ilişkin bu teorilerime, Hz. Muhammed'in söylediği bir hadis de destek verir niteliktedir. 'Ben insanlığın ikindi vaktinde geldim'  ve ' Benden sonra ümmetimin ömrü 1500 seneyi geçmez' diye buyurmuşlardır. Bir günün beşte birinin, ikindiden akşama kadar olduğunu düşünür ve buna 1500 sene dersek, bütün insanlık tarihinin 7500-8000 yıl arası olduğu anlaşılır.

Yani gerçek takvim yılı, az önce yaptığım hesaplamaya göre 7847 yıl öncesinden başlar. Tabii ki bu varılan tarih, yine de verilen bilgilerin bazılarının bir rivayet niteliği taşıması sebebiyle, yaklaşık bulunmuş bir tarihdir.

Bugün kullandığımız takvimler, her ne kadar bizim günlük hayatımızı düzene koymak ve tarihsel olaylara bir anlam verebilmemiz için kullanılıyorsa ve değiştirme olanağımız yoksa da, gerçek takvim başlangıcımız bu sonuçlara göre, yaklaşık 8000 yıl öncesine dayanır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 28
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 10832
Kayıt tarihi
: 30.01.13
 
 

İstanbul Üniversitesi İktisat 4. sınıf öğrencisiyim. Amatör tiyatrocuyum. Kitaplar, müzik ve tari..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster