Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ağustos '08

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
6045
 

İlk Türkçe ezan

İlk Türkçe ezan
 

www.erolmutercimler.com'dan alınmıştır.


Yıl 1931. Aralık ayındayız. Hava soğuk. Dışarıda İstanbul'un en güzel görüntüsü, Boğaziçi akıp gidiyor. İçinde bulunduğumuz mekân Atatürkümüzün de son yıllarını geçirdiği Dolmabahçe Sarayı.

Dolmabahçe Sarayı'nın bir odasında dokuz hafız oturmuş harıl harıl çalışıyorlar. Çünkü, Mustafa Kemal onlara talimat verdi: "Beyler, kendi dilinden bir dine sahip olmayan toplum, dininin ona neler emrettiğini nasıl anlayacak? Siz hoca efendiler, Arapça Kuran, Arapça ezan ve Arapça hutbe okuyorsunuz. İyi güzel de karşınızdaki halk sizi anlıyor mu? Siz onların dilinden konuşmuyorsunuz ki. Bu nedenle, derhal ezanımız da, hutbemiz de Türk diline uygun çevrilecektir. En kısa zamanda da bütün camilerde Türkçe ezan ve Türkçe hutbe okunacaktır."

30 Ocak 1932 tarihinde, Fatih Camisi cıvarında dolaşanlar ya da o camiye yakın oturanlar makamı aynı olan ve fakat bu kez sözlerini anladıkları bir çağrıya kulak verdiler. Herkes şaşkındı. Fatih Camisi minarelerinden bir şiir gibi süzülerek, Fatih semtinin o mistik mahallerine kadar inen çağrı şöyleydi:


"Tanrı uludur;
Şüphesiz bilirim, bildiririm:
Tanrı'dan başka yoktur tapacak,
Şüphesiz bilirim, bildiririm
Tanrı'nın elçisidir Muhammed
Haydin namaza, haydin felaha
Namaz uykudan hayırlıdır."

Bu sözler ilk Türkçe ezandı. Halk şaşkındı.

Bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün dünya liderlerini bir değerlendirmeye alalım. İşte, bu liderlerin içinde bir tek Mustafa Kemal Atatürk her yönüyle birincidir. Demek istediğim şudur, dünyanın şu yazı yazılana kadar gelmiş geçmiş en büyük lideri Mustafa Kemal'dir. Bu lider biz Türklere nasip olmuştur. Ama, bazı Türkler bu liderin ayakkabı bağı kadar olamadığından ve olamayacağından, O'nun yolundan ayrıldılar.

Mustafa Kemal, "dâhi" idi. Geleceği gören olağanüstü bir yeteneği vardı. Tüm bunların birleşiminde çok yetenekli bir askerdi. Askerlikten istifa etti ve halk lideri oldu. Büyük savaşları kazandı ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu. Büyük devrimler yaptı. Yani, askerdi, gerillaydı, liderdi, devlet adamıydı, devrimciydi, ileriyi son derece net görebilen ve bunu yazıyla, söylevle gelecek kuşaklara uyarı niteliğinde bırakan bir kişiydi.

Tükçe ezanı ilk olarak Fatih Camisi'nde okutmasının da nedenleri vardı. Bu cami, İstanbul'u, Bizans'tan alan büyük Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet'in adını taşıyordu. Ve bu cami İstanbul'un fethinden dokuz sene sonra yapılan ilk Osmanlı tarzı İstanbul camilerindendi. Ve bu semt bugün de olduğu gibi ilk Türkçe ezanın okunduğu yıllarda da İstanbul'un en "sofu" bölgesiydi.

Yapılmak istenen şuydu: İstanbul'u fetheden büyük Osmanlı Padişahı Fatih Sultan'a, aldığı kentin bundan böyle Türkoğlu Türk olduğunu kanıtlamak ve onun anısına saygı sunmak.

İkincisi, ilk Osmanlı Türk camisi olan Fatih Camisi aslında Kontantinopolis'in artık "Türk-İslâm" dünyasının bir kenti olduğunu kanıtlamaktı. İlk Türkçe ezanın burada okutulması ise İstanbul'un "Türk-İslâm" kenti olduğunun onanması ama aynı zamanda İslâmı Türk diliyle yaşayacağının da göstergesiydi.

Üçüncüsü, Fatih gibi "sofu" bir mahallede Türkçe ezanın nasıl bir tepki göreceği denemesiydi.

Nitekim, herşey yolunda gitti. Önceleri halk biraz yadırgasa da, anladıkları dilden ibadet etmeleri onların da hoşuna gitti. Ve böylece Türkçe ezan bütün Türkiye'ye yayıldı. Tâ ki, 1933 yılının şubat ayına kadar. Bu tarihte Bursa'da 100 kadar gerici Türkçe ezanı protesto etmeye başladı. Bunlar Nakşibent tarikatine bağlı gericilerdi. Bu gericiler çok geçmeden karşılarında Mustafa Kemal'i buldular. Mustafa Kemal, ideallerini hiç kimseyle pazarlık masasına koymamış kişiydi. Nitekim bu ayaklanmayı bastırırken de "çağdaşlıktan" asla ödün vermedi. Ayaklanmayı bastırdı ve 1933 yılının şubat ayında Bursa'da Türk gençliğine evet yalnızca Türk gençliğine seslendi:


"Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek; ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek” Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haklı ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Buraya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.” İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!"

Evet, Türkçe ezana Bursa'dan Nakşi tarikâtine üye 100 kadar insan karşı çıktı. Cevapları derhal verildi. Yukarıdaki konuşmayı da Mustafa Kemal yaptı.

Mustafa Kemal'in bütün söylevleri bir derstir. O'nun "Gençliğe Seslenişi"ndeki Cumhuriyet'in uçuruma doğru gidişindeki kronolojik, sosyolojik, siyasi ve eylem bazındaki doğruluğu hâlâ görmediniz mi? Ne olacak dediyse o oldu. O, hiçbir zaman "Türk gençliğinden" başka hiç kimseden umut beklemedi. Cumhuriyeti koruma ve kollama görevini ne iktidarlara, ne orduya, ne polise, ne de bir başkalarına verdi. Yalnızca Türk gençliğine bu görevi verdi.

Bütün Türk ulusunun güvendiği, saydığı ve sevdiği Türk ordusuna bile Cumhuriyeti "koruma ve kollama" görevini vermemişti Mustafa Kemal.

Şimdi oturup düşünüyoruz: Hey Allah'ım bir insan bu kadar mı geleceği doğru görür?

Ve Türk gençliği de, dünyanın gelmiş geçmiş en değerli, en önemli ve en büyük liderinin kendilerine verdiği görevi üstlenmesi gerekir: " Hepimiz Atatürküz" diyerek.

Çünkü... "demokrasi" adı altında "Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti" elden gidiyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Zavallı türk gençliği demek istiyorum ... Çünkü maşa olarak kullanılmaya o kadar müsaitler ki büyük bir kısmı okumadan araştırmadan kulaktan dolma bilgilerle değerlerimizi alaşağı ediyorlar.. Yazık.. Eskiden Cumhuriyet kızı olduğumu düşünürdüm.. Şimdi ise Bir cumhuriyet kadını ... tam tamına atatürk 'ün ilkelerini benimseyen... Ve yazık diyorum en yakınlarımızdaki gençlerde bile yozlaşmayı beyin bulanıklığını gördükçe..

ENGİN D 
 07.08.2008 9:29
Cevap :
Eski Türk filimlerini eminim severek izliyorsunuzdur.Bu konuda oldukça geniş bir arşive sahip olmaktan kendimi şanslı görüyorum.Beta kasetlerden oluşan filim arşivimi eskiden değişen mekân bağlamında defalarca izlerdim.İstanbul'un 1950'lerde 1960'lardaki ve hatta 1970'lerdeki kentsel yapısı bir belgesel gibi önümüzden akar gider.Şimdilerde aynı filimleri giyimimizin gelişimi bakımından tekrar tekrar izliyorum.Ve soruyorum: Allah aşkına bir tek tesettürlü kadın, cüppeli,çember sakallı erkek var mı? Başörtüsü var.Tesettür yok.Sıkmabaş dediğimiz tesettürü ortaya atan Şule Yüksel adlı bir yazardı.Daha sonra bu giyim tarzı Erbakan ve ardıllarının kurduğu partilerin siyasi simgesi oldu.Şimdi,"tepe"de oturup "Ben tarafsızım" demek olmaz.Çünkü tesettür bir siyasal simgedir.Bu simgenin Kemalizme karşı açılmış bir bayrak olduğunu her ortamda çok kez yazdım.Yargıtay Başsavcısı'ndan çok sene önce bunları yazdım.İlginize teşekkür ederken,kurtuluş bir ve tekdir diyorum:Atatürk'ün aydınlık yolu.  07.08.2008 11:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 681
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2630
Kayıt tarihi
: 26.05.07
 
 

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdum. Bir daha da Kadıköy'den ayrılmadım. İstanbul Üniversitesi, Ede..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster