Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
690
 

İlkbahar'ın coşkusu, Sonbahar’ın hüznü

İlkbahar'ın coşkusu, Sonbahar’ın hüznü
 

Kuru bir dalın üzerinde tomurcuk olarak başladı yaşama. Ne olduğunu anlamadan açılan bir yarıktan gördü ilk güneşi. Gözleri kamaştı güneşin ışıklarıyla. Sonra sıcaklığını hissetti güneşin. O sıcaklık ile damarlarına hareket geldi. Ve uzattı kolunu tomurcuğun dışına doğru.
Narin, ufacık yeşil bir yapraktı. Bağlı olduğu daldan suyunu, güneşten enerjisini alarak büyüdü. Hemen yanı başındaki yaprakta gördü kendini. Sesi duyulacak gücü topladığında rüzgâr ile fısıldadı komşu daldaki yaprağa; İnce cılız bir sesle
“ Merhaba” dedi.
Komşusu hışırdayarak cevap verdi onun cılız sesinden çıkan merhabaya aynı yumuşaklıkla. Her esinti ile devam etti söyleşileri.
Hızla geçiyordu günler. 

Ayni sürat ile büyüyüp kocaman birer çınar yaprağı oldular. 

En çok hoşlarına giden, akşam ufukta kaybolmaya başlayan güneşi n batışını derenin şakıyan sesi ile seyretmekti. Bu bir ayrılıktı onlar için. Her ayrılıkta hüzün kaplardı içini. Ta ki; güneşin sabah yeniden çığlık çığlığa doğuşuna kadar. Çığlıkların sesiyle gözlerini açar kendine gelir yaşama yeniden başlar çınar yaprağı. Komşu daldaki yaprak en iyi dostu olmuştu. 

Artık her şeyi beraber yapıyorlar. Beraber güneşlenip. Rüzgârla birlikte beraber şarkı söylüyor, konuşuyorlar rüzgâr ile.
Çocukların sesini duyduklarında neşeleri iki kat artarak devam ediyordu. Çocukları seyretmenin zevkine doyum olmuyor. İnsanlar gölgelerinde oturup serinliyor ve onlara övgüler yağdırdıklarına ise mest oluyorlardı zevkten. Övünç ile daha bir güzel sallanıyorlardı dallarında.
Güneş kavurduğunda, dere suyundan gönderdi ağacın kökleriyle onlara. Böyle atlattılar en sıcak günleri. 

Sonra dal ile aralarında bir şeyler oldu. Artık yeteri kadar su alamıyorlar ve gün geçtikçe susuzlukları artmaya başladı. Sararmaya ve uçlarından da kurumaya başladılar. Halsiz düştüler hasta hissediyorlardı kendilerini. Esen rüzgâr onları neşelendirmiyor aksine damarlarına kadar üşüyorlardı. Acı acı esen böyle bir rüzgâr da düştü arkadaşı dalından. Giden arkadaşının ardından gözünden bir damla yaş düştü. Seslendi cılız sesiyle ama duyuramadı ona sesini. Susuzluktan iyice kurumuştu, çıkmıyordu sesi. Çok özledi arkadaşını tek başına sallandığı dalda kendini yalnız hissetti. Yalnızlığın dayanılmazlığı ile esen rüzgâra bıraktı kendini, dalına tutunacak gücü kalmamıştı artık. Önce süzüldü havada bir sağa bir sola. Asılı kaldı boşlukta, bir an bayılacak gibi hissetti kendini.
Toprakla ilk buluştuğunda yarı baygındı. 

Kendine geldiğinde birde ne görsün arkadaşı yanı başında çakıl taşlarının üzerindeydi. Buruk bir sevinç kapladı her yanını. Arkadaşının gözlerinde gördü ayni hüzünlü sevinci. Sonunda yeniden buluştular. Yarı baygın geçerken günleri, minik bir el aldı onu yerden. Ayni eller bu sefer arkadaşını da aldı çakıl taşları üzerinden. Ve üstüne koydu, ilk defa dokunuyordu arkadaşına. Bu sarhoşlukla kapandı gözleri.
Şimdi her ikisi de bir defter yaprağı arasında fısıldayıp duruyorlar. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 96
Toplam yorum
: 562
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2215
Kayıt tarihi
: 13.06.06
 
 

Hayata güleryüzle bakmaktır felsefem ama polyannacı değil. 1961 Sivas doğumluyum, evliyim 2 kızım..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster