Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Nisan '13

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
302
 

İlkbahar

İlkbahar
 

İlkbahar


Yarı aç, yarı tok yaşadığımız Ankara’da çok soğuk geçerdi kış. Kısa geçen günün bir akşamı, bir de gecesi vardı. Uzun kış akşamlarında örgüler örülür, dikişler dikilirdi. Kışın soğuğu sarmıştı, tüm Ankara’yı. Her yer bembeyaz kar olmasına rağmen bir hüzün kaplamıştı içimizi. Neden  bilmem yolda yürürken heryer siyahmış gibi gelir di bana. Belkide içimin üşümesinden! Siyah ve karanlık şehir sadece kışın. İnsanlarda Ankara’nın renklerine uyup giymişlerdir hemen siyah kabanlarını, paltolarını üstlerine. Artık soğuktur Ankara, ılık ılıman olmasını bekleyemem, artık olmayandIr. Hava durumundaki ani değişiklikler dolayasıyla soğuk mevsime geçilmiş, artık bahara yer yoktur Ankara’da.

Kış bu sene çok uzun sürdü. O kadar sıkılmış, o kadar bunalmıştır ki insanlar böyle bir kış sonrası hasretle beklemişizdir baharın gelmesini. Hepimiz güneşe hasret kaldık, ve sonunda cemrelerin düşmeye başlaması ile havalar ısındı. En güzel mevsim kendini hissettirmeye başladı. Mart ayına girer girmez güneşin biraz kendini göstermesiyle , havanın biraz ılımasıyla başladı bahar çoşkusu. Havadaki mis gibi bahar kokusu, cıvıldayan kuşlar, uyanmaya başlayan doğa bize bir temizlik enerjisi verirdi. Bu enerjiyi fazlasıyla alanlardan biri de annemdi. Babam da anneme yardımcı olur, iyi bir iş bölümü yapılırdı, böyle büyük temizliklerde. Baharla birlikte büyük temizlik gelenekti. Isınan havalarla kıyı kenar temizliği bazıları için sevinç, bazıları içinse can sıkıcı bir işti. Benim de hiç hoşuma gitmezdi. Hoşa gitsin gitmesin sıcaklığın hissedilmesiyle başlardı bahar temizliği. Bu doğanın sunduğu enerji ile annemin temizlik ile ilgili planları, proğramları anlatmakla bitmez. O kadar zor gelirdi ki her zaman iş iş iş. Boyalar, cilalar, perdeler, halılar bütün dip köşe. Boruları çıkarır, tek tek bahçeye taşırdık, sobayı da. Evde ne var ne yok büyük eşyalar ortaya, küçük taşınabilirler balkona veya bahçeye. Evin diğer detaylarına dokunulmasına annem izin vermezdi. Bizlerden biri bu işlere kalkıştığımızda her şeyin yerinin değişeceğini, sonradan zorluk yaşayacağını aradığı hiçbir şeyi bulamayacağını bilirdi çünkü. Bana da birkaç sorumluluk ve görev verilirdi tabi. Önce borular tek tek içi temizlenir, kurumdan arındırılır. Sonra deterjanlı bol köpüklü suyla içi dışı yıkanır, iyice durulanır ve kurulandıktan sonra kaldırılır. Su ile yapılan temizliğe sirke karıştırmak büyük annelerden kalan eski bir gelenek ve faydalı bir arınmadır. Boya badana bittikten sonra herşey ama herşey tek tek elden geçer, yıkanır temizlenir yerleştirilir. Temizlik biterdi fakat ben de biterdim. İş yapmaktan çok, o işlerin nasıl biteceğini düşünmekten çok yorulmuştum. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Birgül hanım, bu güzel annalerimizin telaşı birbirine hep benziyor sanırım. Benim annem sabahın köründe ne iş yapacağımızı söyleyerek uyandırırdı bizi mesela " hadi kalkın bugün halılar yıkanacak" ya da "hadi bugün badana yapılacak" v.s. Herkes gözünden uyku akarak uyanırdı, ne tatlıydı o uykular... Sonra biz annemizi AKŞAMDAN tembihlemeye başladık. "Anne, sabah ne iş yapacaksan şimdiden söyle sabah söyleyince iş iki katı zor geliyor, akşamdan kendimizi hazırlayalım" derdik. Bahara doğru güzel anılarımızın canlanmasını sağladığınız için teşekkürler:)

Fadime Yilmaz 
 25.04.2013 16:13
Cevap :
Fadime hanım, Güzel ve samimi duygularınız için çok teşekkür ederim. Ne güzeldi o günler.  26.04.2013 9:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 137
Toplam yorum
: 368
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 2220
Kayıt tarihi
: 19.02.13
 
 

05 Ekim Ankara doğumluyum. Okumayı, yazmayı, insanları dinlemeyi seviyorum. Kişisel blogumda her ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster