Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Eylül '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
3666
 

İlker Başbuğ'u bile anlayamayanlar Kevin Costner'ı nasıl anlayabilsinler?

İlker Başbuğ'u bile anlayamayanlar Kevin Costner'ı nasıl anlayabilsinler?
 

Bir blog yazarımız Kevin Costner'a mektup yazmış...

Açılıma destek vermesini bir türlü anlayamamış, ona yakıştıramamış ve onun ağzından emin olmak istemiş!

İlker Başbuğ'u bile anlayamayanlar tabii ki Kevin Costner'ı hiç anlayamazlar!

O İlker Başbuğ ki bir asker... Yani çocukluğundan beri, vatan savunması için gerektiğinde savaşmak ve insan öldürmek için planlanmış, bu şekilde katı olarak yetiştirilmiş ve bu yolda ilerleyerek en yükseğe, Genelkurmay Başkanlığı'na kadar yükselmiş biri...

Bütün hayatı kışlada geçmişti; sivil hayatta yaşayanlara göre özgürlükleri dar yorumlaması ve daha acımasız olması normal karşılanabilirdi...

O bile son yaptığı Güneydoğu gezisinde, o bölgenin ağlayan analarını dinledi ve onların acılarını paylaştı...

O şanssız bölgemizde nicelik olarak çok daha fazla mıktarda analar ağlıyorlar, feryat ediyorlar...

Bu trajediye nasıl sessiz kalabilirsiniz? Bu böyle sonsuza kadar devam etsin, nasıl diyebilirsiniz?

Batıdaki anaların seslerini duyarken, Doğudaki anaların seslerini nasıl duymazdan gelirsiniz?

Bir asker olan Başbuğ'un bile duyduğu bu feryatlar karşısında, nedense bazıları doğuştan sağırlar!

Onlar; bizim birarada yaşamak zorunda olduğumuz vatandaşlarımız, kardeşlerimiz, akrabalarımız...

Ve dahası onlar, insandır, insan! Kedilere ve köpeklere duyarlı olan bazıları, nasıl o insanlara karşı duyarsız olabiliyorlar?

Bu sözlerimizden, sakın PKK'yı desteklediğimiz anlamı çıkarılmasın!

Bu bölge insanlarına yıllarca haksızlıklar yapılmış, bu haksızlıkları istismar eden birileri de bunu teröre dönüştürmüşler... Bunlar ayrı meselelerdir.

Ve yine kimse de sakın, terörden tırstılar, korktular ve pes ettiler diye de düşünmesin!

Bu konuda en son pes edecek biri varsa o da Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'dur. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Ama biz, insan haklarından ve insan duygularından bahsediyoruz...

Bir tarafta aldatılmış genç fidanlar, diğer tarafta onlara karşı mücadele veren yine genç fidan askerler, patır patır dökülüyorlar ve her iki tarafta da analar feryat ediyorlar!

Ana her yerde anadır, ananın doğulusu, batılısı olamaz.

Ve ana yüreğini en iyi anlayacak olanlar yine analardır...

Siyasetin analık duygularını maskelediği biyolojik analardan bahsetmiyoruz, gerçek analardan bahsediyoruz!

Sonra da, sanatçı olmanın getirdiği hassasiyetle, sanatçılar anlarlar anaları, hissederler ana yüreğini...

Yine kastedilen tabii ki politize olmamış gerçek sanatçılardır!

Bir de, anaların yerine kendini koyabilenler, empati yapabilenler anlayabilirler anaları...

Ve ben iddia ediyorum; Türkiye'de bütün analar ve bütün sanatçılar birlikte hareket edip, seslerini daha gür çıkarabilseydiler eğer, Mevlana ruhunun yeşerdiği ve kök saldığı Anadolu topraklarında ne terör belası bu şekilde gelişebilirdi ve ne de açılımın önüne set vurmaya kimse cesaret edebilirdi!

Kevin Costner'ı anlayamamışlar!

Tabii anlayamazsınız...

Onu anlamak için İngilizce bilmeniz de yetmez...

Hele biyolojik anne olmanız hiç yetmez!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yeni nesil tabii ki Türkçe'yi biliyor. Hatta PKK'nın ve DTP'nin ileri gelenlerinin çoğunun Kürtçe'yi bilmedikleri söylenmektedir. DTP milletvekillerine Kürtçe kurs verilmesi bunun en açık delilidir. Kürtçe yasağı nedeniyle yapılan haksızlıklar istismar edilmiyor mu? Tabii ki ediliyor. Zaten PKK da bunun eseri! Bugün, Kürtçe yasağını uygulayan 12 Eylül'ün mimarı Kenan Evren bile, aradan yıllar geçtikten sonra, "hata ettik" diyorsa eğer, başka söze gerek var mı acaba? Selamlar...

Hasan Basri Özgen 
 29.09.2009 9:41
 

Kürt analar neden Türkçe bilmiyor acaba? Diğer kültürlerden glen analar da bilmiyorlardı, ancak iyi kötü nasıl öğrendiler ve çocuklarına da öğrettiler ki? Onların erkekleri bu konuda baskı yapmadığından olmasın sakın? Bu arada, ufak bir bilgi, bilingual denilir, ana dili farklı olup da, başka bir dil konuşulan ülkelerde büyüyenlere... Özellikle dil öğrenimi konusunda yaş ne kadar küçük olursa, iki dili de anadil olarak kabul edip, öğrenme o kadar kolay olur. Yeter ki o çocuklar, o analar üzerinden oyunlar oynanmasın!

Olcay Gülgün Karaoğlu 
 29.09.2009 0:58
Cevap :
Gülgün Hanım, öncelikle popülist yazılar yazıp çok hit almayı başarmanızdan dolayı sizi tebrik etmek istiyorum. İlginç bir tesadüf; bir önceki cevaba cevabımda (henüz yayıma girmedi) sorunuzun cevabını vermişim. Anadolu şartlarına o kadar yabancısınız ki! Sadece Güneydoğu'da değil, başka yerlerde de benzer örnekler var. Örneğin, ayrılıkçı fikirlerin hiç olmadığı Doğu Karadeniz'de bazı yerleşim yerlerinde halen Lazca konuşuluyor. Büyüklerin bazıları halen Türkçe bilmedikleri için, bazıları da anadilleri olduğu için kendi aralarında lazca konuşuyorlar. Doğan çocuklar da ilk önce Lazca'yı öğreniyorlar. Türkçe'yi okulda öğreniyorlar. Ne kadar da benziyor değil mi? Güneydoğuda bu sorun nedeniyle yaşanan trajedileri hiç mi duymadınız? 12 Eylül döneminde: Oğul hapiste, anası oğlunu ziyaret ediyor, Kürtçe yasak, kendisi de Türkçe bilmediği için oğluyla konuşamadan geri dönüyor! O ananın yaşadığı duyguları düşünebiliyor musunuz? Devam edecek...  29.09.2009 9:27
 

Eğer önceki yazılarınız olmasaydı, ben okuduğunu anlamayan, önyargılı biri olurdum. Esasa ilişkin görüşleriniz, mavi gözlerinizin sırrını açıkladığınız yazınızda o kadar berrak ki! Sizin muhacırlığınızla onların binlerce yıllık anayurtluluğunu eşitlemeye kalkışmışsınız! Sevgili Salih Erdağı'ın çok güzel açıklayıcı yorumlarına rağmen, israrla asimilasyona direndikleri, Kürtçeden vazgeçmedikleri için onları suçlu ilan ediyorsunuz! Bu sözlerinizle aslında Kürtlere karşı işlenen suçu ikrar ettiğinizin farkında mısınız? Bir evrensel insan hakkının çiğnenmesinden bahsediyorsunuz. Çocuk, dilini anasından öğrenir, ana Türkçe bilmiyor ki! Kaldı ki bilse bile kendi öz kültüründen niye vazgeçsin ki! Bir ananın anadile karşı çıkması tuhaf değil mi? "Apo'dan feyz almaya çalışılıyor" diyerek esas önyargıyı siz yapmamış mısınız? İki yazınız birbirini çok iyi tamamlıyor. Ve ben okuduklarımı çok iyi anlamışım, sanırım. Selam ve saygılarımla...

Hasan Basri Özgen 
 25.09.2009 23:53
Cevap :
Bir de Sayın Karaoğlu, bugünün şartlarıyla geçmişi yorumlamaya "anakronizm" dendiğini biliyorum ama, Türkiye'nin en modern kenti İzmir'in şartlarıyla, susuz, elektriksiz, yolsuz ve hepsinden önemlisi okulsuz ve öğretmensiz Güneydoğu'nun şartlarını yorumlamaya ne dendiğini inanın bilmiyorum! Selamlar...  28.09.2009 23:29
 

Sn. Karaoğlu'nun yorumunun cevabını önceden vermek istiyorum. Çünkü yorumda ithamlar var ve ben güvenilir üye değilim. Cevap iki gün sonra yayıma girdiğinde cevabın hiçbir değeri kalmayacaktır. Bu nedenle "istim arkadan gelsin" diyorum. Sn. Karaoğlu, yazınızı anlamadığımı söylüyorsunuz. Özetle ne yazmışsınız: Costner'ın hükümeti desteklediğine inanmıyorum, aranmıştır, "demokrasi" denmiştir, o da "tamam" demiştir! diyorsunuz. Bir kere gündemde tartışılan konu demokratik açılımdır. Açılımın desteklenmesini hükümetin desteklenmesi diye sunuyorsunuz! Hükümetin diğer icraatları Costner'ı ilgilendirmez herhelde. Ama insan hakları ve demokrasi ile ilgili bir konu her insanı ilgilendirdiği gibi bir sanatçı olarak onu daha çok ilgilendirir. Nedense böyle bir şeye siz inanamıyorsunuz! Aramıştır ya da aranmıştır, ne farkeder? Doğrudur; imada bulunsanız da, bu yazınızda usule değinmişsiniz, esasa girmemişsiniz. Devamı var...

Hasan Basri Özgen 
 25.09.2009 23:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 337
Toplam yorum
: 1342
Toplam mesaj
: 70
Ort. okunma sayısı
: 3501
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster