Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Şubat '11

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
546
 

İlköğretim

İlköğretim
 

İlköğretimde ana ilke: korkuyla değil sevgiyle öğretmektir. Çocuk sevgiyle büyümelidir. Saygı görmelidir. 

İlköğretimde üç ana beceri çok önemlidir. İlköğretimin esası da budur. Nedir bu üç ana beceri ? 1.Okumak , 2. Yazmak, 3. Dört işlem bilmek. 

İlköğretime çocuğunu gönderen her aile mutlaka çocuğunun her şeyden önce okuma, yazma öğrenmesini ve ihtiyacına yetecek kadar aritmetik bilmesini; hiç olmazsa yeteri kadar toplama, çıkarma, çarpma, bölme işlemini akıldan yapabilmesini ister. Diğer beceriler sonradan gelir. Nedir bunlar : şarkı söylemesini bilmek, toplumsallaşmak; çevresi , yurdu hakkında bilgi sahibi olmak ; dini ve ahlaki bilgiler almak ; sağlık bilgisi (hijyen) ; beden eğitimi …vs .. 

Ne yazık ki bunların çoğu “bilgi” düzeyinde öğretilir. “Her sabah kalkınca yüzümüzü yıkamalıyız ; yemekten sonra dişlerimizi fırçalamalıyız… Öyle değil mi çocuklar ? Evet, öğretmenim…” Oysa bazı bilgileri uygulamalı vermek; yaptırmak; göstermek çok önemlidir.
İnsanlar öğrendiği bilgilerin çoğunu ertesi gün unuturlar. Bununla ilgili bir Çin Atatsözü vardır : 

"İşitirsem unuturum; görürsem hatırlarım; yaparsam unutmam." Bir başka deyişle, “ Bana söylersen unuturum, gösterirsen yarısını unuturum, yaparsam unutmam.” Çağdaş eğitim açısından çok doğru olan bir sözdür. Onun için , anaokulunda, ilköğretimde öğretilen bilgilerin kalıcı olması isteniliyorsa mutlaka onu kalıcı yapacak bir uygulamaya, pratiğe ve yaratıcı tekrara dökmekte yarar vardır… 

Bunun için eskiden okullarda “El-işi” dersi vardı. İlgili Resim öğretmenleri kırık dökük atölyelerde çocuklara bazı beceriler kazandırmak için ter dökerlerdi… Bazı önemli becerileri kazanmayı; maddeyi korkmadan işlemeyi ; doğru aletleri doğru yerlerde kullanmayı o derslerde öğrendiğimi biliyorum. Eğer evdeki her türlü tamir-onarım işlerinden biraz çakıyorsam , biraz da o dersler sayesinde olmuştur… 

Şimdi , bu derslerin yerine envai türlü dersler dolduruyorlar… Yok “Trafik” dersi koyalım..Yok “İnsan Hakları” dersi koyalım… Ne dersler ne dersler… Baştakiler eğitimci olmayınca. bir sürü bilgiyi çocuğun kafasına yığarak onu allame yaparak , bir halt işlediğini sanıyorlar… Oysa çağdaş Eğitimbilim, çocuğun kafasının çok fazla karıştırılmaması gerektiğini ortaya koyuyor. Çok fazla yüklenirseniz. Hem çocuk eğitimden korkar…Hem de sonuç alamazsınız. Öğretmek istediğiniz ana bilgileri de öğretemezsiniz… 

Bir veli , ebeveyn çocuğunu okula gönderirken iki şeyi çok iyi düşünmek zorundadır. Sorumlu ana-baba bunu bilir : 1. Çocuğun gideceği okul iyi bir okul olmalıdır. Okul, diğer insanlar, eğitimciler tarafından tavsiye edilmelidir. Çocuğun önü açık olmalıdır. .. 2. Çocuğun öğretmeni çok iyi olmalıdır. .. Bazı veliler çocuğunu istediği bir öğretmenin sınıfına sokabilmek için, Müdürle, Müdür yardımcılarıyla adeta çekişir, torpil koyar ; elinden geleni yapar… 

Çünkü bilinir ki iyi bir öğretmen bir insanın gelecekteki hayatını gerçekten çizebilir; tasarlayabilir... Öğretmen, ilköğretim öğretmeni insan hayatının çok önemi bir unsurudur. Ya insanı okumaya, eğitime , kitaba …hayata tutundurur ; yada işe yaramaz bir adam yapar çıkar… 

Bu bakımdan ilköğretim öğretmenlerinin yetiştirilmesi de son derece önemlidir. Türkiye’de “Öğretmen Yetiştirme “ işi biraz önemi anlaşılmamış bir iştir. Türkiye’de öylesine Üniversiteler var ki, içindeki Tıp Fakültesi’nde 200 tane Profesör, Doçent olduğu halde ; yanı başındaki Eğitim Fakültesi’nde bir tane Allah için Eğitimci Profesörü olmayan Eğitim Fakülteleri vardır ve çoktur. Her Üniversite bir Eğitim Fakültesi kurmayı marifet saymış fakat gerçek eğitimci , kaliteli öğretim üyelerini yetiştirmeyi hiç birisi önemsememiştir. 

Şimdi bir sürü Eğitim Fakültesi bir çok öğretmen yetiştiriyor; ama nasıl yetiştiriyor ? Bunlar doğru işler değil… Bunun sonucu olarak, bir sürü öğretmen adayı sokaklarda , “biz öğretmen olduk” diye , gösteri yapıp duruyorlar… 

Birilerinin Eğitim Fakültelerine sahip çıkması; bunları yeniden planlaması; sayılarını kısıtlaması: kadrolarını takviye etmesi; denetlemesi ; değerlendirmesi.. akredite etmesi gerekir ama ; üniversitelerin kendisi ala ala hey… öylesine gidiyor, Eğitim Fakültelerine sıra gelir mi? Ama değerlendirmenin, denetimin ve düzeltmenin olmadığı yerde, bozulma olur… Bu da çocuklarımıza yansır… 

Eğitimimiz sahip çıkacak bir eğitimci arıyor… 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çocuklar bizimse eğitim sistemi de bizimdir. Hele de ilköğretim. İlköğretimde veliler okul yönetimiyle çok haşır neşir olabilirler, ve olmaları da gerekiyor. Çünkü çocuklar kendi sorunlarını tümden ve düzgünce eğitimcilerle paylaşamayacak kadar küçüktürler. Eğitimci ne kadar iyi olsa da ancak velilerin arzu ettiği kadar eğitime sahip çıkabilir. Bu araya şahsi önerimi de sıkıştırıvereyim bari. Bence ilköğretim 4 yaşında başlatılmalı ve 9 yılda bitirilmelidir. Bugünün koşulları buna uygundur. Teknoloji, mekan ve ulaşım sorun değildir. Ayrıca şimdiki çocuklar çok daha hızlı öğrenebilir bir beyin yapısına sahip olabilmektedirler.

Muharrem Soyek 
 17.02.2011 12:46
Cevap :
Sayın Soyek , önerileriniz tabii tartışmaya açık. İlköğretim iyi de, onunla anaokulu arasındaki ilişki kanımca çok iyi kurulmalı. Yeni kuşağın çok etikili olarak teknolojiyi kullanmasına ihtiyaç var. Bunun için de özel öğretmenlere ihtiyaç var... Eğitim buna göre yapılandırılmalı...  17.02.2011 18:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2579
Toplam yorum
: 10204
Toplam mesaj
: 237
Ort. okunma sayısı
: 742
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster