Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Nisan '10

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
604
 

İllüzyona yeterince inanan alıcı olur musunuz?

İllüzyona yeterince inanan alıcı olur musunuz?
 

Üretim alanında gerçekleştirilen atılımın, piyasalarda arzın talebin önüne geçmesine yol açması 'sanayi devriminin' marifeti hep.

Vay be... .

Mücadele güzeldir.

Yeni yeni arzlara yol açar.

Üretici firma ile perakendeci arasında paylaşım mücadeleside ; üretici firmanın markasını taşıyan, satış fiyatının yine üretici firma tarafından belirlendiği hazır paketlenmiş ürünlerin arzına buyrunuz demiş.19.yüzyıl sonlarından itibaren olmuş bu davet.

Zoraki davet desek!

Demesek...

***

Tüketim ekonomisinin yayılma hızına oranlı olarak diğer ülkelere yayılma izlemiş arkasından. Süpermarketler de kâr paylarını artırmanın yolunu kendi markalarını taşıyan paketlenmiş ürünleri sunarken tüketiciye, çuvallar içinde şeker, nohut, teneke kutularda bisküvi satılan bakkallar zamana yenik düşmüş.

Başlbakanımıza kalırsa yok olmaya aday.

Markanın güvenilirlik imajı verilirmesiyle birlikte, ki bu markaya dayalı aşinalık duygusu ile olur çoğu zaman, müşteri devamlılığı hedeflenir.

Diyer yandanda bu hedeflenme; bir yaşam tarzı, toplumsal kimlik ve hatta duygusal hazları sunan kendi başına bir metadır, ötesi marka, yatırım kaynağıdır artık.

***

Marka 50'li yıllarda bir tür saplantı olmuş tüketim ekonomisinde. 80'ler sonrası ise; ki bu dönem kitlesel pazarlamacılıktan hedefli pazarlamacılığa geçiş olarak bilinir, aynı malı farklı paketleyip, farklı demografik, sınıfsal ve etnik özelliklere göre arz ederek yeni pazarlar oluşturulmuş..

Toplumsal kimliğin zayıfladığı, bireyciliğin ön plana çıktığı aşamadır bu.

Kimliğini tükettikleri ile tanımlayan yeni bir tüketici kişiliği ortaya çıkmış.

Bu, özellikle üst ve orta gelir tabakaları için geçerli olmasına rağmen, yoksul halk tabakalarına, özellikle gençlere, başka türlü sahip olamayacaklarını bildikleri hayat tarzı, toplumsal statü, uygun fiyatlı paketçiklerde, şişelerde, giysilerde, mücevherlerde sunulmuş.

Marka ile statü arayan, üreten değil tüketen toplumlar yaratılmış.

Yaratılmış abi.

Strateji...

***

Birde tabi, sahnede çokuluslu şirketler pazarlamada hedef olarak gençliği tercih edince... Ürünlerini mekana bağlı özellikleri yerine markaya bağlı tanımlama yolu eklenince...

Markalaştıktan sonra, rekabete izin vermemek, marka aracılığı ile pazarı elden kaçırmamak, seçimsiz olmak.

Küresel pazarlarda şirketin kimliğinden çok markanın kimliği ürünü pazarlama. Üretimin emeğin ucuz, devlet müdahelelerinin asgari olduğu pazarlara kaydırılması markalaşmanın bir diğer kuralı .

***

Ne marifetliymiş bu sanayi devrimi?

***

Sonuçtada sahneye pazarlama çıkmış.

Pazarlama, reklamı almış sahneye.

Sahne neonları ile göz kamaştırmış reklamlar.

İlk reklamlar; ürünün özelliklerini kalitesini belirtip, pazarlanan ürünün tüketicinin ihtiyacına nasıl cevap vereceğini açıklarken daha sonraki reklamlar, ürünün sağlayacağı hazları ve statüyü ön plana çıkarır olmuşlar. Günümüz reklamcılık anlayışı sevgi, aile bağları, dostluk, cinsellik, prestij gibi duygusal, sosyal temaları kullanarak yaşam tarzlarını pazarlıyor.

Üretici firma ile perakendeci arasında paylaşım mücadelesine yol açan kötü adam konumunda, pazarlamanın kâr oranlarındaki belirleyiciliği

Çin; Yeni dünya ekonomisinde lider.

Bu böyle. Ve götürüsüde; bir çok ülkede yerel üretim bitirilmiş durumda olması..

Kanada pazarı artık tümüyle bir doların altında satılan markasız Çin şeftali konservelerinin eline geçmiş durumda.Yerel konserve şirketleri için üretim yapan şeftali üreticileri de konservelik şeftali ağaçlarını söküp atmışlar. Türk halılarının üretildiği yer bile Uşak değil, Zengzhou.

Batı ülkelerinde, özellikle gençler arasında ortaya çıkan, markaya ve markalaşmaya karşı bir direniş var... İsyanlar pazar ekonomisinin ana ilkeleri ile çelişmiyor, belki de yeni pazarlar yaratıyor denebilir mi ki? Kim bilir?

Markasızlığın marka olması...

Markalı ürünlere göre daha ucuz fiyata satılan ve kısa zamanda popüler olan markasız ürünler...

Birde ne var; “branding” marka yaratmak da yeni bir meslek günümüzde. Reklamcılık namı değer... Markayı kısaca havadan para kazanmak olarak görenler haksız mı?

Görmeleri haksızlık mı?

Cevap sizde abi...

Dip not:Tüketici tüketecek...

Yatırımcı yatıracak ...

Kriz bitecek...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 334
Toplam yorum
: 224
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 444
Kayıt tarihi
: 26.07.07
 
 

Yaşama değer veren bakış açısıyla biraz antika sayılabilecek düşüncelere sahip bir insanım. Geçmişte..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster