Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Kasım '16

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
110
 

İllüzyondan ne götürülür, rüyalardan ne getirilir

İllüzyondan ne götürülür, rüyalardan ne getirilir
 

Kimler illüzyondan ne götürmüş?


Kuantum fiziği bilinir olduğundan beri, Evrenin de holografik bir evren olduğunu artık biliyor insanoğlu. Bu nedenle Kuantum Fiziğinin dinamiği aslında -egonun diliyle ifade etmek gerekirse- evrende herkes her şeye sahiptir ve hiç kimse tekbir şeye sahip değildir ile ilgilidir… bir yerde…

Kim bilir Marx bile zamanında Kapital eserini yazarken Kuantum dünyasını görmüş olabilir… bağdaşıklığı ve sistemi oluşturanların birbirine dolaşıklığını. Bu nedenle belki de sahiplenmeyi ortadan kaldıracak sistemlerin özlemi içinde yayınladılar komünist manifestoyu…

Gerçeklik, dualite sözcükleri ile anlatılamayacağından ve henüz insan bilinci de gerçekliğin yapısını  yaratamadığından; insan her şeyi birbirine karıştıran ve eline yüzüne bulaştıran küçük bir çocuk gibi davranıyor…

Tıpkı bağdaşıklığı anlayamadığımız gibi…

Bağdaşıklık, sahiplenme veya bağımlılık değildir…

demiştik ki insanın kendini bilmediği, her an illüzyondadır ve bu durumda insanın kendisinden ayrılık içinde olduğundan, varlığın özü ile kendiliği arasında ÇOK büyük mesafeler sanrılarla ve aşılmaz engellerle dolu olduğundan buralar cehennem ortamlarıdır…  öyleyse insan bu cehennemde neden buradan götüremeyeceği –şeyleri- sahiplenmek için bu kadar acı çeker ve bunlara yapışır bilinmez…

Cehennemde kim kalmak ister? Kim mal sahibi mülk sahibi olmak ister?

Mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi?

Kimler illüzyondan ne götürmüş?

Veya rüyalarından neler getirmiş?

Buna rağmen neden hala -şeyleri- sahiplenmeye çalışır…

Tüm savaşlar, tüm didişimeler, tüm aklınıza gelebilecek canımızı yakan ne varsa sahiplenmek -derdi- ile ilgili…

Sahiplik, illüzyona ait ölümcül bir kısır döngü ve kölelikle ilgili habis bir düşünce… v.s

İllüzyon parçalıdır, kopuktur, ikilik üzre iş görür. Burada hemen illüzyonu derinleştiren illüzyon üstatlarını hatırlayalım… maddeyi tek gerçeklik olarak kabul eden görüşün ilk ifadecileri, temsilcileri… ardından sistemleri buna göre kuran ve insanı nesneleştiren emperyalizmin maddi ve manevi (?) temsilcileri…v.s

Oysa canlı sistemler, Hayattar sistemler insanı yaşatmak üzerine kurgulanmış gerçek sistemlerdir… mesela gezegensel sistemler; üzerinde yaşayan canlı cansız oluşumların Birlikteliği ve yekpare çalışması gibi…

Evrensel Sistemler

Kainat vücudu gibi…

Herkeste her şey olduğu için, her şey bir parça her şeyi içinde barındırdığı için, Evren, Hayattar bir sistemdir. Evrenin temel özelliği, her şeyin içinde her şeyin bulunmasıdır. Çünkü Evren Tekbir’dir. Evren tamlık ve bütünlük ve Birlik  ile ilgili bir kavram olduğundan illüzyonda olan insan Evrensel Sistemini anlayamaz. Parçalı baktığından evrenin bağdaşık ve birbirine dolaşık vücudunu göremez. Kendi illüzyonunda her şeyi sahiplenmeye çalışır. Oysa her şey bağdaşık ve bir birine dolaşıktır hiçbir şeye ihtiyaç yoktur.

Evrende her şey, her şeyi içerdiği için çok büyük bir İletişim Ağıdır aynı zamanda. İletişim Akış’dır. Evrenin ikinci temel özelliği Akış’tır. Akış olmayan yerde iletişim olamaz. İletişim canlılık demektir.  İletişim canlılık ile ilgili bir kavramdır. Ve canlı -sistemler- için, akan sistemler için kullanılır…

Mesela insan bedeni bizden habersiz ve bizim haberimiz olmadan otomatik sistemde yaşayan bir makinedir, kainatın otomatik temel yaşam sistemine tabidir, kısaca buna temel canlılık diyebiliriz…

Biz dediğimiz ise; her şeyle bir bütünlük ve birlik hali içinde Ol’an Kendiliğimizdir… bu nedenle insan ölüdür. Makine bedeninin (toprağının) içinde yaşar, inan aslında bir avuç topraktır, ta ki… ilk gerçek nefesini alana kadar…

İlk gerçek nefes Birlik Ortamlarında alınır, bunun dışında solunum nefes değildir…İnsan kendinden bihaber olduğu için henüz-kendiliğince- yaşayamaz. İnsanın yaşayabilmesi için kendini beden sandığının(?) içinde diriltmesi gerekir. Maalesef insanın işi dirilince de bitmez, asıl mesele bundan sonra başlar insanın her bedenin de dirilmesi ve dirildiklerini de cem etmesi gerekir tüm bunlardan sora gerçek İnsan tamamlanır ve Bütünlenmiş Ol’An  Hakikatine yol alabilir…

Konumuza dönersek şu ana kadar dünyada hiçbir iletişim gerçekleşmemiştir. İletişim canlı sistemlerin -Hayattar Sistemlerin- işidir. Ölü yerde ölülerle iletişime geçilemez ve iletişim ağı kurulamaz. İletişim ağına dahil olamayan insan ise doğal olarak işitemez…

Bu nedenle dünya gezegeni ve yaşayanları Evren içinde otistik canlılar gibidir.

Ve gezegen kendi içinde de otistiktir.

Gezegenin Canlıları birbiri ile iletişim kuramaz. Bu nedenle herkes kendi kozasında kendini yaşamakta ve kendini kemirmektedir  (her anlamda) hem de büyük gezegen *varlığını* da kemirmektedirler.

Bu tıpkı günümüzün insan vücudunda oluşan kanser oluşumlarına benzer. Dünya gezegeninin kanser yapıcıları da kapitalist sistemin felsefecileri, ifadecileri ve nemalananlarıdır... insanı kendinden uzaklaştıran her şeydir…

İletişimin, dolayısıyla akışkan bir doğayı ve sistemi geliştirmenin önündeki en büyük engel  -sahiplenme- olayıdır. Ve insanın en büyük illüzyonudur sahiplenme.

Sahiplenmeyi anlayan ve kendini bu hastalıktan kurtaran insan kendinde çok çok şeyi halletmiş olur…

Mal mülk için kardeşine ihanet edenler, çalanlar çırpanlar, cimriler, malı mülküne tapanlar ve kardeşlik bağlarını koparanlar, illüzyonun köleleridir… bihaber olsalar da kendi dünyalarına çok büyük zararlar vermektedirler… hayat bağlarını koparmak gibi, nefes alacağı ortamları yok etmek gibi…

Çünkü; madde olarak gördüğümüzü sandıklarımız varlığın kendinden kendine olan yansımalarıdır, bunların hepsi sahiplenmek için değil -yaşamak- içindir… sahiplik olayı içi boş bir sabun köpüğüdür, öldüğünü sandığında patlayıveren ve kişi elleri bomboş gider bu illüzyondan… ama  bu dünyada sahiplenmekle kendi hayattar sisteminde (gerçekliğinde) yarattığı tahribat çok büyük ve derindir… tıpkı kanserin metastas yapması gibi bir şeydir…

Tüm habis düşünceler; kin nefret ve dedikodudan (v.s) üreyen düşünceler, ruhun hayattar sistemine metastas yapan kanseri oluşumlar gibidir…

illüzyonu anlayan insan, Varlığın sahiplenilecek değil yaşanacak ve akılacak bir sistem olduğunu da anlayacaktır…

Akışkan ve İletişimi Ol’an Birlik Dünyalarında yaşamak ve yaşatmak nasibimiz Ol’sun…”nn 

Nesrin Öz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 39
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 613
Kayıt tarihi
: 13.12.10
 
 

Öncelikle Dünya gezegeninde yaşayan bir insan olarak ve toplum içinde yazar- sanatçı  kimliğimden..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster