Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ağustos '15

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
451
 

İlşkilerde terk etme eğilimi

İlşkilerde terk etme eğilimi
 

Evet, köken aile ve güncel aileniz içindeki ilişki dinamiğini analiz etmeye hazır msınız?
 
Hoşunuza gitmeyecek bazı şeyler söyleyeceğim. Eee ne yapalım dost acı söylermiş. Hele de çocukların "hayat sigortası " olarak kabul edildiği toplumsal kabulümüz baz alınırsa..
 
Aile içinde iki temel ilişki vardır. Biri; ebeveyn-çccuk arasındaki hiyerarşik ilişki, diğeri eşler arasındaki eşit ilişki. Aile içinde "alma- ve verme " dinamiği dengede olmalıdır. Çocuk, ebeveynine muhtaçtır. Bu nedenle aileye bağımlıdır, "aile verir, çocuk alır". Eşler arasında ise ilişki dengede ve eşittir. Karşılıklı "alış-veriş"  vardır. Her iki taraf ta hem alan hem de veren durumundadır. Temelde erkek eksik olanı kadından, kadın kendinde eksik olanı erkekten alır ve karşılıklı bir alış-veriş dengesi kurulur. İkisi de dengeli bir değiş tokuşla birbirine ihtiyaç duyduğunu göstermeye hazır olmalıdır.
 
Bu alış-verişin maddi, duygusal, cinsel, zihinsel, ruhsal kısacası her alanda gerçekleşmesi gerekir. İlişkiyi ayakta tutan,çiftler arası bağı derinleştiren dinamik budur. Birbirleriyle alış-veriş arttıkça bağ da o oranda derinleşecektir.
 
Ebeveyn çocuk arasında bağ kendiliğindendir. Çocuk istese de istemese de aileye biyolojik olarak bağlıdır. Kadın erkek arasındaki ilişki ise seçime dayalıdır. Aralarında değiş-tokuşla bir bağ yarattıktan sonra, ayrılmaları zorlaşır. İnsanlar istediklerini yapmak ve özgürlüklerini kaybetmekten korktukları için çok vermekten ve çok almaktan çekinirler.
 
Eh, ozaman sorunların başladığı yer neresidir?
 
Çok basit.güncel ailemiz, yani yeni kurduğumuz aile hastalıklıdır. Çünkü eşler ilişkilerine, kendi ailelerinden taşıdıkları yükle gelirler. Yani sırtlarında irili ufaklı kambur mevcuttur. Bundan dolayı ebeveyn-çocuk ilişkisinin, kadın erkek ilişkiisinde önemli bir etkisi vardır. Kişi, aile düzeni ve doğal hiyerarşiye aykırı davranarak kendi ana-babasına "vermeye" kilitlenmişse, eşinden "alma"eylemine yönelerek durumunu telafi etmeye çalışır. Eşini bilinçaltı düzeyde "ebeveyninin"yerine koyar. Herşey tersine döner.
 
Örneğin bir çocuğun ebeveynine davrandığı gibi davranan bir kadını ele alalım. Kendini çaresiz ve bağımlı hale getirerek, o olmadan yaşayamayacağını ve ona ihtiyacı olduğunu, verebileceklerinden ziyade sadece almaya odaklı bir dinamik geliştirir. Yetişkin olmasına rağmen muhtaç konumdadır. Sınırsız destek ister ve olayları yönlendirerek kendini garanti altına almak ister.
 
Evlenene kadar hasta annesine maddi manevi bakmak zorunda kalan bir danışanım, kocasına muhtaç bir çocuk gibi yaklaşarak müthiş bir duygusal açlıkla, doymak bilmeyen beklentiler içinde hayatını büyük bir çıkmaza sokmuştu. İlişkide alan kişi, sadece kendisi olduğu için dengeyi bozmuştu. Oysa ortada sadece kendisinin aşırı ve hassas beklentisinden başka bir sorun yoktu. Bilinçsizce şımarık bir çocuk gibi davranıyor, alamadığı her şeyden eşini sorumlu tutuyor, dolayısıyla çocuklarına karşı verme sorumluluğunu dahi yerine getiremiyordu. Veee.. Boşanmayı isteyen de oydu. Kaçınılmaz son. Pek tabii ilşkiyi terk eden taraf genellikle daha çok alan taraftır. Ancak bu durumda diğer eş de gitmesinden sorumludur. Ebeveyni gibi davranmaya devam ederek, sanki kendinin hiç bir şeye ihtiyacı yokmuşcasına vermeyi kabul ettiğini gözlemleriz.
 
Tabii sadece kadınlar değil, bir başka ilişki örneğinde ise erkeğe çok sorumluluk yüklenip babaymış gibi davranmasına izin verilen aile içi dinamiğinde ise bu sefer erkek alan, kadın ebeveyn rolünü üstlenerek veren konumunda olur. Ve sonunda ayrılan erkek olur. Denge burda da bozulmuştur.
 
Eşlerden biri bilincinde olmaksızın diğerinden ebeveyni olmasını ister ve ya diğeri için ebeveyn rolü üstlenirse ikisi arasında ki eşitlik ilkesi bozulur, ilişki dengesini yitirir. İlişki kuran kadınla erekeğin birbirlerinden istemeleri ve aynı zamanda birbirlerine borçlu olduklarının bilincide olmaları gerekir.
 
İlişkilerin "püfn noktası" her iki tarafın da karşısındakinin geri vermek isteyeceği kadar vermek ve ya karşısındakinin alabileceği kadar almayı bilmektir.
 
Bol keseden vermek ve ya doymak bilmeden almak erken çocukluk döneminde kişinin davranış kalıbı haline gelmiş olabilir. Keskin bir anlayışla tespit etmek gerekir. Aksi takdirde dengesizlik arttıkça ilişkiden kopma eğilimi başlar.
 
En küçük bir sorunda terketme eğiliminde olanlar.. Lütfen dikkat sorun sizde...
 
Sağlıklı bir aile dinamiğinde; Bize yaşam veren ailemizin önünde "çocuk", İlişki için seçtiğimiz kişiyle "yetişkin", Çocuklarımıza karşı sorumlu "ebeveyn"olmalıyız.
Ana-babamız bizi yeterince sevmedi diye sızlanmayı bırakıp, yetişkin olarak dünyadaki yerimizi ve ebeveynlik rolümüzün sorumluluğunu alabilmeliyiz.
 
Sevgiler.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 56
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 4298
Kayıt tarihi
: 19.12.12
 
 

Kainatta nokta, nokta da kainat olan "İNSAN" İnsanı keşfetmek için cıkılan yolda bir yolcu sadece..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster