Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ekim '06

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
455
 

İlyadam mis kokulu destanım

İlyadam mis kokulu destanım
 

Her gün yanı başımızda olan ama farkında bile olmadığımız hayatların içerisine biraz sokmak istiyorum sizleri. Bir gün şöyle bir soruyla karşılaşsaydınız eğer “24 saat engelli olsaydınız neleri yapardınız?” Nasıl cevap verirdiniz acaba? Bu soruya cevap verebileceğinizi sanmıyorum. Çünkü hiçbir zaman kendimizi bir engeli yerine koyamayız, başkası olamayız bunu aklımıza bile getiremeyiz. Onların duygularını, yaşanmışlıklarını bir gün bile olsa içimizde kurgulamamıza imkan yok. Ama bu soru ters çevrilip bir engelliye sorulsaydı anlatacağı çok şey olurdu. Yaşamak istediği şeyler 24 saati aşardı bile. İşte bir gün bu soru bana soruldu. Bir sağlam olsaydınız 24 saate neleri sığdırırdınız? O 24 saate neleri mi sığdırdım?

Kendimi bir sağlam gibi düşünmeye çok ittim ne yapardım diye ama maalesef olmadı koyamadım.Bir sağlamın yaptığı çoğu şeyi yaptığımdan olsa gerek bu hayalin içine koyamadım kendimi.Ama içimde büyük yara olan ve sakatlığımdan dolayı elde edemediğim yada korktuğum o mutluğu yaşamak isterdim.Anne olmak mutluğunu,o kutsal duyguyu yaşamak isterdim.Sakatlığımı hatırlatan tek duyguydu bu bende hep hayallerde yaşayan bir duygu.

Sancılarım başlamış, mutlu sona az kalmıştı.Normal doğum yapacaktım.Her şey yolundaydı,tam dokuz ay on günü doldurmuş o anı bekliyordum. Hemşireler ve doktorum başımda bekliyor beni hazırlıyorlardı.Çığlıklarım hastahane koridorlarını inletiyordu.Artık doğuma hazırdım.Baya inletmişti beni bebeğim.Bir kaç saat sonra bir kız çocuğu kucağımdaydı.Benimdi bu.Benden bir parçaydı.Mis gibi kokuyordu.Uzak diyarların baharlarını getirmişti bana.Sabahın o eşsiz güzelliğinde gün doğmaya yakınken bana bütün mutlulukları getirmişti.Adı İlyada olmalıydı.Bir destandı o benim için.Evet adı İlyada.Ona sarıldım kokladım kokladım.Yumuk gözlerini açamıyordu.Ama o yumuk gözlerinin altından ağlıyordu anlayamadım. Annesinin kollarındaydı neden ağlıyordun bebeğim.Hemşire emzirmem gerektiğini söyleyince anladım doğruyu.Acıkmıştı miniğim.Nasıl yapacağımızı oda bende bilmiyordum.Hemşirenin yardımıyla ilk denemeyi yaptık..Bir yumuldu beceremiyordu ağzına almayı ben verince öğrendi ve yumuldu. O kadar acıkmıştı ki yumuk gözleriyle minicik eli göğsümün üzerinde karnını doyururken onu izlemek. O an hiç bitmesin istiyordum.Minik kalbinin atışları,mis kokan teni ve benden beslenişi.Ona daha neler öğretecektim.Her şeyi onla beraber öğrenecektim ona öğretirken bende.Gün ağarmaya sabahın güzel ışıkları üzerimize doğmaya başladı ve ben kızımla hastahaneden çıktım.

Kızım İlyadam büyümüştü çünkü ben öyle istiyordum.Elinden tutup o kırlarda koşmayı istiyordum.Kızımla mis kokulu bahçelerde koşmaya yuvarlanmaya başladık. Üç yaşına girmiş konuşmayı yarım yamalak yapıyordu. En sevimli halleriydi bunlar. Simsiyah saçları bahar rüzgarlarında uçuşuyordu.Kahkahalarımız kırlarda gökyüzüne karışıyordu.Çiçekler topluyorduk.Papatyalardan taçlar yaptık birbimize.Bembeyaz elbiseler vardı ikimizde de.O bir peri gibiydi.Uzak diyarların bitmeyen destanları gibiydi.Bu yüzden benim İlyadamdı.Anne demesi yetiyordu bana.Annnem ,bebeğim.Onu koklamak içime almak almak istiyordum.

O minicik elleriyle her şeyi elleyip tanımaya çalışıyordu.”Annecim; bu hangi çiçek”. ”Lale.””Peki bu hangi renk.” “Sarı.”Bunları konuşuyor konuşuyorduk.Onu minik ellerinden tutup kaldırdım gökyüzüne doğru.Şen kahkahalar atıyordu.Döndük döndük.Güneşin bizi ısıtan sıcaklığıyla,o muhteşem renklerin arasında minik kızımla beraber döndük.Yorulmuştuk ikimizde çimlere uzandık.O minik kafasını göğsümün üzerine koydu.Elleri avuçlarımın arasında.Bir elimle saçlarını okşayıp onu doyasıya öpüyordum.İkimizde uyuyup kaldık.Birbirimizden hiç kopmamacasına sımsıkı sarıldık kırların, mis kokulu çiçeklerin arasında.Bana baharı getiren minik İlyadamla.Birden siğil siğil yağmur taneleri yüzümüze düştü.Ayağımda her zamanki müthiş ağrı sancı başladı.Büyü bozuluyordu biliyordum. Yerinden kalktı,ellerini yüzümün üzerine getirdi annecim ben artık gitmeliyim diyordu.Eksik harflerle.Gitme biraz daha kal desem de her zamanki gibi gidecekti.Biliyordum.Ona sımsıkı sarıldım.O bahar rüzgarlarında yine yanımdan uzaklaştı sessizce ve bir hayale karıştı uçup gitti.Ayağımdaki o sancı gerçeğe döndürdü beni.Evet yine bir sahilde denizin enginlerinde aynı rüyayı görüyordum. Dalmıştım enginlere İlyadamı bekliyordum. Ve ben yine yalnız bir sahilin kenarında kendimle kaldım.Yılların çocuk özlemiyle hep bu anı hayal ederek yaşıyordum çünkü.Acaba bir gün İlyadam benim olacak mıydı?Onunla destanlar yazacak mıydım? Düşlerimdeki gibi.

Bu yüzden onu benden alan rüyamı bozan,sakatlığımı ayağımdaki ağrılarımı hatırlatan yağmurdan hep nefret ettim.Halada ediyorum.

Ne zaman bir sahil kenarına otursam bu rüyayı görüyorum.Onla yaşadığım saatler olsun istiyorum.İlyada destanı yazıyorum kendime, yüreğime. Aramıza da hep yağmur giriyor nedense onu benden alıp götürüyor.

OYA TEKİN
29.09.2005

Diye yaşadım 24 saati. Dedim ya bir engellinin yaşamak istediği yapamadığı bir çok şey sığardı hayalde olsa o saatlere. Oysa bu sorunun hep tek taraflı cevabı olacaktır. Soruyu ters çevirdiğimizde bir engelli olsaydınız 24 saatte neler yapardınız?(ın) cevabı asla bulunmayacaktır. Ne kadar zor bir soru değil mi? Yaşamlarımızın içerisinde bir arada yaşıyor olmamıza rağmen bîhaberiz onların duygularından, özlemlerinden. Oysa empatiden bahsederiz. İşte her yerde geçerli olmaz empati. Bazen gelir kalırız bu soruda olduğu gibi. Nedeniyse bu sorunun tek taraflı cevabının olmasının özlem duyulan duygular, yaşanamamışlıklar hayalde olsa her zaman canlandırılır. Bir duyguya özlem duyulmuyorsa ne yapsak da o duyguya ulaşamayız. Ne kadar empati de kursak böyle bir duyguyu yaşamamıza imkan yok. Burada önemli olan 24 saat engelli olmasak da bu duyguyu yaşamasak da onların varlıklarının farkında olmak ve bu farkındalıkla onları anlamak. Bu yazımda biraz bunu yaşatabilmek istedim sizlere. Umarım benliklerinize bir şeyleri kazıyabilmişimdir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 295
Toplam yorum
: 561
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 3644
Kayıt tarihi
: 01.10.06
 
 

Milliyet Bloğa nasıl geldim ve nasıl yerimi aldım bilmiyorum. Sanırım uzun yıllar okuduğum bölüml..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster