Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Nisan '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
756
 

İmamı Azam

İmamı Azam
 

İmamı Azam


Hanefi Mezhebinin kurucusu…

Ebu Hanife (İmam-ı Azam),

Asıl adı: El-Numân bin Sabit bin El-Numân Zuta 

699 (Hicri 80) yılında doğup, 767'de (Hicri 148) Bağdat'ta şehit edildi. 

Sünnilikte Ehl-i Sünnet fıkıhının lideri kabul edilir. 

Hanefi Mezhebinin kurucusudur.

Sizlere İmamı Azam’ı yazmak, tanıtmak istedim. Bu konuda çok bilgili değilim. O zaman niye yazıyorum. Şunun için yazıyorum. İmam’ı Azam’ı okuyunca onun bilinmesini istediğimden.

Kim olduğunu,

Yaptıklarının neler olduğunu,

İslam’a katkılarını…

Muhakkak ki birçoğunuz biliyorsunuzdur. Ben İsmini biliyordum, Hanifi Mezhebini kurduğunu da… Detaylı bilgim yoktu.

Ciddi olarak hayranlık duyduğum, kitaplarını okumak için fırsatlar aradığım, onun programlarını kaçırdığım zaman huzursuz olduğum, kıymetli hocam Yaşar Nuri Öztürk’ün, İmamı Azam’ı anlattığı birçok programı dinledim. Onu anlatan kitabını okumadım. İlk fırsatta alıp okuyacağım. Onun televizyondaki programlarında onunla ilgili anlattıkları benim çok dikkatimi çekti. Bu konuda araştırma yapmam ve detaylı okumam gerekiyordu. Ayrıca bir okurum onu yazmamı, tanıtmamı da istemişti…

Daha sonra bu kitapları okuduktan sonra, bilgilendikten sonra, hakkında bir parça fikir beyan etmeye, bildiklerimi aktarmaya hak kazandığım zaman sanıyorum daha detaylı olarak yazacağım.

Okuduklarımında en azından aktarılarakda olsa sizlere ulaşmasını istedim…  Vikipedi de okuduklarımı aktarmayı uygun buldum…

Ayrıca Şamil İslam Ansiklopedisinden de bir şeyler aktaracağım…

Babasının adı, Sabit'tir. 

Horasan'ın ileri gelenlerinden bir zatın soyundan olup, Numân ve ailesinin Arap olmadığı kesindir;

Türk olduğu şeklinde görüşler yaygındır.

Dedesi Zuta'nın, İslam dinini kabul ettiği, babası Sabit'in, Halife Ali ile görüştüğü, kendisi, evladı ve zürriyeti için duasını aldığı rivayet edilir.

Künyesi olan Ebu Hanife'nin ‘Batıldan Hakka koşanların babası’ manasında kullanıldığı rivayet edilmektedir.

Küçük yaşta Kur'anı ezberlemiş ve Arapçanın o zaman tasnif edilmekte olan sarf, nahvşiir ve edebiyatını öğrenmiştir.

Gençliğinin ilk yıllarında Ashabdan Enes bin Malik’iAbdullah bin Ebi Evfa’yıVâsile bin Eska’ıSehl bin Saide’yi ve hicri 102’de en son Mekke’de vefat eden Ebu’t-Tufeyl Amir bin Vasile’yi görmüştür, bunlardan hadis dinlemiştir.

İmam-ı Şabi’nin tavsiyesiyle ilme sarılıp, ders halkalarına devam etmeye başlamıştır.

Ebu Hanife önce kelam ilmini, iman ve itikadı ve münazara bilgilerini Şabi’den öğrenmiştir

Daha sonra Hammad bin Ebi Süleyman’ın ders halkasına katılarak fıkıh ilmine başlamıştır.

Hammad’ın derslerine on sekiz yıl devam etmiştir.

Hocası Hammad’ın dersine devam ettiği sırada sık sık Hicaz’a gidip Mekke ve Medine’de çoğu Tabiinden olan âlimler ile görüşür, onlardan hadis rivayeti dinler ve fıkıh müzakereleri yapardı. 

Ehl-i beytten Zeyd bin Ali’denMuhammed Bakır’dan ilim öğrendi.

Tasavvuf bilgilerini Muhammed Bakır, ondan sonra da Silsile-i aliyyeden olan Cafer-i Sadık’dan öğrendi.

Ashabtan İbni Abbas’ın ilmini, Mekke fakihi Ata bin Ebi Rebah’tan ve İkrime’den, Halife Ömer ve onun oğlu Abdullah’tan nakledilen ilimleri Abdullah bin Ömer’in azatlısı Nafi’den öğrendi.

Böylece, Eshab-ı kiramdan İbni Mesud ve Ali’den nakledilen ilimleri de buluşup görüştüğü Tabiinden öğrendi.

Ebu Hanife, İslam dinine yaptığı hizmetleriyle İslamiyet’i iman, amel ve ahlak esasları olarak bir bütün halinde insanlara yeniden duyurmuş,

Şüphesi olanlara cevaplar vermiş

Önce itikadda birlik ve beraberliği sağlamış;

İbadetlerde, günlük işlerde İslam fıkhının esaslarını ve şeklini tespit etmiştir.

Böylece, ikinci hicri asrın müceddidi (dinin yeniden yayıcısı) ünvanını almıştır.

Ebu Hanife, fıkhı; Leh ve aleyhte olanı bilmek, tanımak diye tarif etmiştir.

Bu tarife göre fıkhı tespit etmek için, Edille-i şeriyyeye başvururdu.

Bunlar Kitap, yani Kur’an, Sünnet (Peygamberin sözleri, fiilleri ve takrirleri), 

İcma-ı Ümmet (ümmetin bir mesele hakkındaki sözbirliği)

Kıyas-ı Fukaha (hükmü verilmiş meselelere benzeterek bir başka meseleyi hükme bağlamaktır.

Ebu Hanife herhangi bir fıkıh mevzuunun işlenmesi veya fetvasının takrir edilmesi yahut da cevabı bulunmak üzere mevzu (konu) edildiğinde, sırasıyla bu dört kaynağa baş vururdu.

Önce Kur’an'a bakar,

Hükmü aranan meselenin işaret yoluyla,

İktiza yoluyla,

İbare yoluyla veya delalet yoluyla cevabı varsa meseleyi ona göre çözerdi.

Meselenin halli için Kur’an'da delil bulunmazsa Sünnete, burada da bulamazsa

İcma-ı Ümmete bakardı.

Bu kaynaklarda bulursa meseleyi çözerdi, hükmünü bildirirdi.

Şayet sırasıyla bu üç kaynakta bulamazsa, o zaman Kıyasa başvurur ve meseleyi çözerdi.

Ebu Hanifenin yaptığı çalışmaları ve ictihadı neticesinde çözdüğü ve tedvin ettiği fıkıh (hukuk) bilgileri ile oluşturduğu bu yola “Hanefi Mezhebi” denildi.

Talebelerine verdiği dersler de bir taraftan fıkhın eski hadiselere ait bilinen hükümleri takrir edilir (anlatılır) ve müzakere yapılır,

Diğer taraftan yeni hadiselere ait hükümler kurulurdu.

Geçmiş ve yaşanmakta olan hadiselerin hükümleri takrir edilirken,

Bunlara benzeyen veya aynı cinsten olup da gelecekte vuku bulabilecek hadiselere ait hükümler de araştırılıp bulunurdu.

Dolayısıyla İmam'ın derslerinde geçmiş ve yaşanmakta olan meselelerin hallinden başka, geleceğe ait meselelere geçilmiş ve fıkhın külli (genel) kaideleri tespit edilmiştir.

Ebu Hanife, “Dehriyyun” denilen fırkalarla mücadele etmiştir.

Bunların başında ibni SebecilerMürcieCebriyye gibi fırkalar gelmekteydi.

Ebu Hanife, fıkıh ilmini ilk defa kollara ayırıp her branşın bilgilerini ayrı ayrı toplamış,

Usuller koymuş,

Feraiz ve Şurut (şerait) kitaplarını yazmıştır.

Ayrıca ashabın Peygamber Hazretlerinden naklen bildirdiği iman, itikad bilgilerini de toplayıp yüzlerce talebesine bildirdi.

Ebu Hanife’nin derslerinde çözülen fiili ve nazari fıkhi meselelerin sayısının altıyüzbini aştığı rivayet edilir. 

İmam-ı Matüridi ondan gelen kelam bilgilerini kitaplaştırmıştır.

Yetiştirdiği talebelerin sayısı dört bine ulaşmış olup,

Bunlardan yedi yüz otuzu ilimde iyice yükselmiş,

İçlerinden kırk kadarı ictihad derecesine çıkmıştır.

Bazı müellifler onun derslerinde yetişen talebelerinin isim ve künyelerini, mensup oldukları şehirlerini tespit edip, yazmışlardır.

Ebu Hanife ticaretle de uğraşırdı.

Mezhebi, İslam âleminin büyük bir kısmına yayıldı.

Selçuklu Sultanı Melikşah’ın vezirlerinden Ebu Sa’d-i Harezmî Ebu Hanife'nin kabri üzerine mükemmel bir türbe ve çevresinde bir medrese yaptırdı

Daha sonra Osmanlı padişahları bu türbeyi defalarca tamir ettirmiştir.

Hanefi mezhebi,

İslam dininin sünni fıkıh mezheplerinden biri.

Hanefilerin itikatta (inançta) mezhepleri ise maturidiyedir.

İsmini kurucusu Ebû Hanife'den (Numan bin Sabit) (699-767) alır. 

TürkistanAfganistanTürkiyeHindistan ve Pakistan'da yaygındır.

Hanefi mezhebi dört Sünni mezhebin nüfus açısından en genişidir.

Takipçileri tüm İslam âleminin yaklaşık %56'ini oluşturmaktadır.(vikipedi)

&

İmam Âzam (büyük İmam) lâkabıyla bilinen,

Ebû Hanife künyesiyle meşhur Numân b. Sâbit b. Zevta (Zûta) mutlak müçtehid ve fıkıhta Hanefi mezhebinin imamı (80/150 – 700/767).

Ebû Hanife, Kûfe’de hicrî 80 yılında doğdu. İslâm’in hâkim olduğu bir ortamda yetişen Numân b. Sâbit küçük yaşta Kur’ân-ı Kerîm’i hıfzetti.

Numân gençliğini ticaretle geçirdikten sonra İmam Sa’bî’nin tavsiye ve desteğiyle öğrenimine devam etti.

Arapça, edebiyat, sarf ve nahiv, şiir ögrendi.

Yetiştiği Kûfe şehri ve bütün Irak bölgesi müslim-gayrimüslim birçok düşüncenin, itikâdi fırkaların bulunduğu, itikadla ilgili ateşli tartışmaların yapıldığı rey ehlinin yerleştiği bir şehirdi. Dindar bir ailede yetişen Ebû Hanife’nin de bu itikâdi tartışmalara zaman - zaman katıldığı kuvvetle muhtemeldir.

Ebû Hanife’nin yaşadığı yer ve çağda itikâdi fırkalar çoğalmış, bir sürü sapık fırkalar ortaya çıkmış, Emevi hükümdarlarının Ehl-i Beyt’e zulmü devam etmiştir. Mantığı çok kuvvetli olan Numân b. Sâbit hiçbir fırkaya bağlanmadan ilim tahsilini ilerletti ve kelâm ilmine yöneldi.

Ebû Hanife ilimle uğraşırken ticareti de bütünüyle bırakmadı. Bu, onun helâl rızık kazanmasını sağladığı gibi, ticarî kazancını ve talebelerinin ihtiyaçlarının karşılanmasını, bağımsız bir ilim meclisi kurmasını da sağladı. Ebû Yûsuf’un parasının bittiğini söylemesine ihtiyaç bırakmadan o Ebû Yusuf’u murâkabe eder, yardımda bulunurdu. Gücü yetmeyen talebelerinin de evlenmesini sağlardı (Zehebî, a.g.e, 39). Bir çokları ticarette Ebû Hanife’yi Ebû Bekir’e benzetirdi; çünkü o bir malı satın alırken, sattığı zamanki gibi emânet kâidesine uyar, kötü malı üste, iyisini alta koyardı, muhtaç satıcıyı sömürmezdi.

Bir defasında bir kadın, satmak üzere ona bir ipek elbise getirdi. O, fiyatını sordu. Kadın yüz dirhem istedi. Ebû Hanife, değerinin yüz dirhemden fazla ettiğini söyledi.

Kadın yüzer - yüzer artırarak dört yüze çıktığında Ebû Hanife, daha fazla edeceğini söyleyince kadın, “Benimle eğleniyor musun?” demişti. Ebû Hanife de, “Ne münasebet, bir adam getirin de fiyat takdir ettirelim” dedi. Adam çağrıldı ve fiyatı takdir etti: Ebu Hanife o malı beş yüz dirheme satın aldı. Bu olay o zamandan beri halk arasında günümüze kadar anlatılarak, ticarette dürüstlüğe dâir bir darb-i mesel haline gelmiştir.

Ebû Hanife vakar sahibi bir insandı. Tefekkürü çok, konuşması az, Allah’ın hudûdunu olabildiğince gözeten, dünya ehlinden uzak duran, faydasız ve boş sözlerden hoşlanmayan, sorulara az ve öz cevap veren çok zeki bir müçtehiddi. Fıkhi sistematik hale getirip bütün dünyevî meselelerin leh ve aleyhteki biçimlerini ortaya koyarak ve sağlam bir akîde esası çıkararak doktrinini meydana getirmiştir.

Ebû Hanife’nin binlerce talebesi olmuş, bunların kırk kadarı müçtehid mertebesine ulaşmıştır (el-Kerderî, Menâkibu’l-Imâm Ebû Hanife, II, 2i8). Müçtehid öğrencilerinden en meşhurları Ebû Yusuf, Muhammed b. Hasan es-Seybânî’dir.  Ebû Hanife’nin fıkıh okulu, talebelerine verdiği dersler ile ondan fetvâ istemeye gelen halk için verdiği fetvâlardan meydana gelmiştir.

Ders verme usûlü eski filozofların diyalektik akademi derslerini andırmaktadır. Bir mesele ortaya atılır; bu, talebeleri tarafından tartışılır ve herkes görüşünü söyler; en son olarak İmam, delil ve istinbat ile bir karara ulaşılmasını sağlar ve kararı delillerden ayırarak veciz cümleler halinde yazdırırdı. Bu sözleri en yakın müçtehid talebeleri tarafindan sonradan mezhebin fıkıh kaideleri haline getirilirdi. Onun ilim meclisi bir istişâre, bir diyalog merkezi, bir hür düşünce okulu idi.Ebû Hanife’nin halkın sevgi ve saygısını kazanmasında; fetvâlarının her yerde haklı olarak tutulmasında; ilmi, ihtilaflardan arındırıp halka selefin yaptığı gibi bilgi aktarması, fitnelere bulaşmaması ve takvası etkili olmuştur.

Onun talebelerine verdiği öğütlerde, ilimde hür düşünce ve araştırmanın yollarının tutulması, câhil ve mutaassıplardan uzak durulması gibi önemli kayıtlar vardır. Ebû Hanife kimseye “benim görüşüm en doğrudur” demedi; hattâ kendisinin de bir görüşü olduğunu ama daha iyi bir görüş getirene uyacağını söylerdi. Yine o, talebelerine kendisinden her işittiğini yazmamalarını, çünkü yarın görüşünü değistirebileceğini ifade ederdi. Demek ki, hiç bir zaman kendisi mezhebî taassub içinde olmamıştır.

Aktif bir şekilde olmasa da döneminin siyasî hareketlerine katıldı.

Hayatının bir bölümü Emevilerin, bir bölümü Abbâsilerin hâkimiyetinde geçti.

Her iki dönemde de siyâsal iktidara karşıydı.

Onun siyâsetini ehl-i beyt taraftarlığı belirliyordu.

Ehl-i beyt’e büyük muhabbeti vardı.

Abbâsîler iktidara geldiklerinde ehl-i beyt’i gözeteceklerini söylemişlerdi.

Ancak onların iktidara geldikten bir süre sonra ehl-i beyt’e zulmetmeye devam ettiklerini görünce, onlara da karşı çıktı.

Derslerinde firsat buldukça iktidarı tenkid etti.

Her iki siyasal iktidar devrinde de kendisinden şüphelenilmiş, onu kendi taraflarına çekmek, halk nezdindeki itibarından yararlanmak için kendisine kadılık görevini teklif etmişlerse de o, her iki dönemde de teklifleri reddetmiş ve bu sebepten dolayı işkenceye uğramis, hapsedilmiştir...

(Ibnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-Târih, V, 559).

İmam, takvâsı, ferâseti, ilmî dürüstlüğü ve görüşlerini iktidara karşı kullanması ile halkın büyük sevgisini kazandı.

Abbâsi yönetimi ile hiçbir zaman uyuşmadı, uzlaşmadi.

Ticaretten kazandığı helâl rızıkla ilmini destekledi.

Hattâ o, Zeyd b. Ali’nin imamlığına zımnen bey’at etmişti.

Hz. Ali (r.a.)’in torunlarından Muhammed en-Nefsü’z Zekiye ile kardeşi İbrahim’in Abbâsilere isyan etmeleri ve şehîd olmaları karşısında Ebû Hanife Irak’ta, İmam Mâlik Medine’de açıkça iktidarı tenkit etmişler, bu yüzden ikisi de kırbaçlatılmış, işkence görmüş ve hapsedilmişlerdir.

Ebû Hanife alenen halkı ehl-i beyt’e yardıma çağırdığı için hapsedildi ve her gün kırbaçlatıldı.

Bunun sonucunda yetmiş yaşında şehitler gibi öldü.

Zehirletildiği de rivâyet edilir (en-Nemeri, el-Intika, 170).

Bağdat’ta, Hayruzan mezarlığına defnedildi, cenazesinde binlerce insan hazır bulundu. Ebû Hanîfe önceleri Kelâm ilmiyle uğraşmış ve birtakım tartışmalara katılmış olmasına rağmen cedelcilerin iddialı üslûbundan uzak kalmıştır. İçtihadlarını değerlendirirken kendisi şöyle demiştir:

Bu bizim reyimizle vardiğimiz bir sonuçtur. Kimseyi reyimize zorlamaz, kimseye ‘bunu kabul etmeniz gerekir’ demeyiz. Bizim gücümüz buna yetiyor, bize göre en iyisi budur. Bundan daha iyisini bulan olursa buyursun getirsin onu kabul ederiz” (Zehebî, a.g.e. 2i).

Kendisine tâbi olacak kimselere de şu tavsiye ve ikazda bulunmuştur:

Nereden söylediğimizi (verdiğimiz hükmün delil ve kaynağını) tetkik edip bilmeden bizim reyimizle fetvâ vermek hiçbir kimse için helâl olmaz.

O, bir tek kişi ya da mezhebin İslâm’ı kuşatmasının mümkün olmadığını biliyordu. Ne Ebû Hanife ne başka bir İmam, kendi içtihadı hakkında böyle bir iddiada bulunmuştur.  Onlar hep sahih sünnetin asıl olduğunu, sahih sünnet ile sözleri çatıştığı takdirde sahih sünnet ile amel edilmesi gerektiğini öğrenci ve izleyicilerine özenle tavsiye ve ikaz etmişlerdir.

(Şamil İslam Ansiklopedisi)

Nur içinde yatsın…

Nazan Şara Şatana

 

http://www.facebook.com/#!/profile.php?id=100002892442552 

 

https://twitter.com/#!/nazansarasatana

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 1094
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 2130
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Nazan Şara Şatana (d. 1957, İstanbul), Türk yazar. Eğitim hayatından sonra; Günaydın Gazetesi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster