Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mart '07

 
Kategori
Kentleşme
Okunma Sayısı
766
 

İmar vahşeti

İmar vahşeti
 

Ülkemizde tüm şehirlerimizde ve özellikle de İstanbul’da yaşanan “İMAR VAHŞETİ” şehirlerimizi yaşanamaz hale getirdiği gibi uzun vade de içinden çıkılmaz boyutlara taşımaktadır.

Plansızlık neden bizim değişmez yazgımızdır? Neden önce altyapıyı hazırlayıp sonra inşaat yapmayı bir türlü beceremiyoruz? Neden şehirlerimiz çarpık çurpuk? Neden şehirlerimiz refahın ve kaliteli bir yaşamın merkezi olamıyor? Neden mimarimiz Avrupa’daki şehirler gibi bütünsel ve estetik değil? Yoksa bunun sebebi ünlü bir siyasetçimiz dediği gibi “Bize plan değil pilav lazım” sözüne olan inanç mıdır?

Bu sorulara yanıt bulmak için bazı kavramları yerine oturtmamız gerektiğine inanıyorum. Öncelikle 1950 ve ağırlıklı olarak da 1980 sonrası gündemimize oturan ve toplumumuzun damarlarına kadar sirayet etmiş “kolay yoldan para kazanma, köşe dönmeci zihniyet”in yani kişisel çıkarları toplumsal çıkarları düşünmeden arttırmanın sonuçlarını en çarpıcı biçimde şehirlerimizde çarpık yapılaşma ile görüyoruz. İlginç olan bu durumdan ilgili ve yetkili tüm tarafların şikayetçi olması ama hala çözüm için bir yol bulunamamasıdır. Burada bir parantez açıp, kavramlar konusuna gelelim;

Medeniyetler şehirlerde gelişmişlerdir. Yani Medeniyet aslında şehirli yaşamıdır. Meslek sahibi insanların birarada yaşadığı ve kaliteli hizmet ürettiği yerlerdir. Medeniyetin olduğu yerde iş bölümü vardır, bunun sonucu olarak da mekan bölümü oluşur. Yani her mekanın şehirde kaliteli bir yaşam sağlanmasına katkıda bulunacak şekilde bir işlevi ve konumu vardır. Mimarisi estetik olmayan daha da önemlisi planı olmayan şehirler Medeni olamazlar.

Mimarisi olan şehirler aynı zamanda Medenidir yani Mimariye Medeniyettir de diyebiliriz. Amma velakin, kuralları olmayan, kurumları düzgün işlemeyen, teknoloji birikimi olmayan, geleneklerine ve göreneklerine bağlı olmayan ve biz bu yaşadığımız coğrafyayı bir plan dahilinde imar edip güzelleştireceğiz demeyen bir toplum medeni olamayacağından mimari bir zenginliğe de sahip olamaz.

Tüm bunlardan once Medeniyetin oluşmasının ve sürdürülebilmesinin ön koşulu “Hukuk”tur. Hukuk olan yerde toplumsal çıkarlar kişisel çıkarlardan üstündür. Çünkü toplumsal çıkar sağlandığında herkesin kişisel çıkarı arzuladığı kadar olmasa da büyük ölçüde sağlanmış olur. Ortak paydaların adil paylaşımı bu şekilde sağlanır ve şehirlerin ve şehirlilerin refahı buna bağlı olarak artar.

Şimdi gelelim ülkemize… Maalesef özellikle 1980 sonrası uygulanan neoliberal-alaturka politikalar sonucu ülkemizde kişisel çıkarlar toplumsal çıkarlardan daha önde gelmektedir. Herhangibir sorunla karşılaşıldığında genelde ben ve yakınlarımın hakları için üçüncü şahısların haklarını çiğnemek bir sorun olarak görülmez! Bunun sonucunda da şehirlerimizde bireysel kullanıma sunulmuş olan yapılar, toplumsal kullanıma sunulan alanlardan daha fazla olmuştur. Çarpık yapılaşmanın ve şehirlerimizin yaşanamaz hale gelmesinin asıl nedeni de budur. Onun için önce binaları tasarlarız sonra da şehirleri… Sonuç bugünkü İstanbul’dur.

Çözüm önerileri ise bir sonraki yazının konusudur…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Haklısınız. Uygarlıka birçok alanda yaya kaldığımız bir gerçek. Kentlerin de giderek kişilik ve özgünlüklerini yitirip birörnek bir çirkinliğe bürünmeleri acı vericidir. Buna sebep ne yazık ki vahşice azdırılan rant savaşları ve herşeyi nakde çevirmeyi çağın icabı sanan sözde çağdaş zihniyettir.

Pueblo 
 27.03.2007 15:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 115
Toplam yorum
: 166
Toplam mesaj
: 40
Ort. okunma sayısı
: 583
Kayıt tarihi
: 29.01.07
 
 

Tarsus Amerikan Lisesi (1984) O.D.T.Ü - İnşaat Müh. (1989) SUNY at Buffalo - Yüksek Lisans (1992) 19..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster