Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mayıs '13

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
5717
 

IMF gidince borç bitti mi acaba?

IMF gidince borç bitti mi acaba?
 

14 Mayıs 2013 tarihi itibariyle, Türkiye’nin 01.01.1961 tarihinde almış olduğu 38 milyon dolarlık borç ile başlayan Türkiye-Uluslar arası Para Fonu (IMF) ilişkisi, IMF’ye olan 421 milyon dolarlık borcun son taksitinin ödenmesiyle birlikte sona erdi. Dış borç açısından bu durumu değerlendirdiğimiz vakit gelinen nokta, Türkiye için çok önemli ve de çok özel bir durumdur. Fakat olaya borç (dış borç ve iç borç) açısından baktığımız vakit ise, dış borç açısından Türkiye’nin IMF’ye olan borcu sıfırlanmış oldu. Lakin Türkiye’nin dış borcu, sadece IMF’ye olan borçtan ibaret değildir.

Olaya bu açıdan yaklaşıp olayı bir de iç borç açısından değerlendirdiğimizde, durumun seyrinin değiştiği gerçeği ortaya çıkacaktır.

Borç stoğu kavramı, iç borç ve dış borçların toplamından ibarettir. Bu nedenledir ki, paylaşılan bilgiler neticesinde iki önemli durum ortaya çıkacaktır. Bu durumlardan biri, “toplum tarafından algılanan durum” iken, bir diğeri ise algılamanın dışında kalan “gerçek durum”dur. Eğer ki, siyasi söylemlerde tüm borçların sıfırlandığı ve dış borçların azaltıldığı ifade edilirse, toplum tarafından algılanan durum “hiç borcun olmadığı” şeklinde bir durum olacaktır. Oysaki algılananın dışında kalan gerçek durumda “henüz ödenmemiş iç ve dış borçların varlığı” mevcut bulunacaktır.

Küçümsenmemesi gereken iç borçların devlet tarafından ödenememesi devletin iflası manasına gelir ki, 1875 yılında moratoryum ilan eden Osmanlı Devleti, bu duruma en iyi örneklerden birisidir. Moratoryum ilan edildikten sonra, 1881 yılında Osmanlı Devleti’nin borçlarının idaresi için Duyun-u Umumiye kurulmuş ve Osmanlı Devleti’ne çok yüksek faiz oranlarıyla kredi kullandırılmıştır. Neticede dış borç öncesinde çıkartılmış olan iç borçlanma senetleri ödenememiş ve dış borçlanmaya ihtiyaç duyulmuştur. Bu durum da göstermektedir ki, borç yönetimi başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Türkiye, 1961 yılında IMF ile yapılan ilk stand-by anlaşmasından bu yana 19 farklı stand-by anlaşması gerçekleştirmiş ve bu gün (14 Mayıs 2013) itibariyle IMF’ye olan borç artık sıfırlanmıştır.

“IMF ile son stand-by anlaşmasının Mayıs 2008'de sona ermesinin ardından girilen yeni dönem, kamuoyunda oluşan algının aksine "Türkiye'nin artık borçsuz bir ülke" olduğu anlamına gelmiyor. IMF'ye 2002 yılında 22 milyar dolar olan borç sıfırlanırken, aynı tarihte devletin IMF dışındakilerle birlikte 64.5 milyar dolar olan toplam dış borcu, 2012 sonu itibariyle 103.1 milyar dolara ulaşmış durumda. Merkez Bankası'nın 7.7 milyar ve özel sektörün 226 milyar dolarlık borcuyla birlikte Türkiye'nin toplam dış borcu ise aynı dönemde 129.6 milyar dolardan 336.9 milyar dolara çıktı. 2002-2012 döneminde Merkez Bankası'nın dış borcu 22 milyar dolardan 7.7 milyar dolara gerilerken, kamunun dış borcu yüzde 59,8 oranında net 38.6 milyar dolar arttı; özel sektörün dış borcu ise yüzde 425 oranında net 183 milyar dolarlık rekor bir artış kaydetti. Toplam dış borç stokunda on yılda yüzde 160 oranında 207 milyar dolarlık bir büyüme yaşandı. Başka deyişle son önceki 80 yılda oluşan borç stoku 100 kabul edilirse, son on yılda buna 160 daha eklendi. Bu gelişme, IMF'ye borcu sıfırlasa da kamunun toplam dış borcunun büyümeye devam ettiği, toplam ülke dış borcunun da yüksek bir hacme ulaştığını gösteriyor.”[1](dunya.com, 2013)

“Kamunun 2002 yılında 155.2 milyar TL olan iç borç stoku, yüzde 163 oranında net 253 milyar lira büyüyerek 2012 sonunda 408.3 milyar liraya yükseldi. Aynı dönemde kamunun dış borcunun TL karşılığı da 102 milyar liradan 154.6 milyara yükseldi. Böylece kamunun iç-dış toplam borcu 2002-2012 döneminde yüzde 119 oranında net 316 milyar lira büyüyerek 563 milyar liraya yükseldi.”[2](odatv.com, 2013)

Bu dönemlerde yaşanan en önemli durum ise hane halklarının borçlanmalarında meydana gelen artıştır. Uygulanan ekonomi politikaları çalışan kesimin reel alım gücünü geriletirken, halk borçlanarak tüketmek zorunda kaldı. Bu nedenledir ki, geliri artmamasına rağmen, finans sektörünün sağlamış olduğu imkânlarla, eskisinden daha fazla tüketen halk “sanal bir refah” yaşamış oldu. Bankacılık kesimi yurtdışından, vatandaşlar da bankalardan borçlanmaya teşvik edildi. “Yüksek faiz-düşük kur” politikası uygulanarak dünyadaki en yüksek faiz verilmiş ve bu sebeple bankalar zenginleştirilmişken, halk da tüketici kredisi ve kredi kartlarına mahkûm hale gelmiştir.

“Tüketici kredileri ve bireysel kredilerle yapılan borçlanma 2002-2012 döneminde tam 38 kat büyüyerek 6.4 milyar liradan 255 miyara yükselmiştir. Tüketici kredilerinin 2002 sonunda sadece 2.2 milyar TL olan bakiyesi 2012 sonunda 185.9 milyar liraya, kredi kartlarındaki borç bakiyesi de 4.1 milyar liradan 68.8 milyar liraya yükselmiştir.”[3] (21yyte.or, 2013)   

Bir başka konu ise ekonomide istatistikî veriler açısından, gayrisafi milli hâsıla(GSMH)’nın yanıltıcı tabiatı gereği ortaya çıkan sonuçlar ile olayın görünen yüzünün birbirinin tam tersi olabilmesidir. Örneğin, nüfusun büyük bir çoğunluğu borç altında ezilirken, bir kamu hizmetleri şirketi sahibi, yani tek bir kişi, dahi çıkar sağlamış olsa GSMH artışı gerçekleşebilir. Böyle bir durumda zenginler daha çok zenginleşirken, fakirler ise daha çok fakirleşirler. Fakat neticede, olaya istatistikî açıdan bakıldığında ekonomik ilerleme (büyüme) sağlanmış olur.

Tüm bu tablo göstermektedir ki, ekonomik verilerin yorumlanması durumunda çok farklı sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenledir ki, bu verilerin yorumlanmasında daha dikkatli davranılmalı ve eksik bilgiler verilerek yanlış bir algının oluşmasının önüne geçilmelidir. IMF’ye ödenen borcun sıfırlanmış olması, Türkiye’nin dış borç yükünü azaltması açısından çok önemli bir gelişmedir. Lakin bu borç ödenirken Türkiye’nin hiç borcunun kalmadığı yönünde bir izlenim oluşturulması ise toplumu yanlış bilgilendirmek anlamına gelmektedir.

Ekonomi üzerinde büyük bir önemi olan borç yükünün minimum seviyelere çekilebilmesi için borç yönetiminin en etkin şekilde hayata geçirilmesi gerekmektedir. Borç yönetimi konusunda geçmişte meydana gelen ekonomik krizler ve özellikle de Osmanlı Devleti’nin sonunu getiren ekonomik krizin ve sistemdeki bu değişikliklerin Osmanlı Devleti’ni nasıl bir çıkmaza soktuğu iyi irdelenmeli ve gerekli dersler çıkarılarak gerekli önlemler alınmalıdır ki, geçmişte yapılan bu hatalara bugün maruz kalınmış olunmasın.

https://twitter.com/MURATTAS20

[1] Kaynak: http://www.dunya.com/mobi/news_detail.php?id=191602

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Murat bey hesap ortada. Hersey biliniyor. Yani hukumeti karalamak icin aka kara demenin bir manasi yok. Size bir link gonderiyorum. Orada bu borc sorununa objektif bir bakis acisi bulabilirsiniz. http://www.aksam.com.tr/yazarlar/ekonomi-iyilesince-dis-borc-artar/haber-208239 Ben yurtdisinda dis ticaret alaninda orta-ust duzey bir pozisyonda calisan 20 yillik bankacilik tecrubesi olan bir Turkum. Yani gereksiz zorlama yorumlarla bir yere varamayiz. Hukumete karsi olmak demek yapilan iyi seylere bile yok aslinda bu iyi degil kotudur diye yorum yapmak gercekleri degistirmez. Kusura bakmayin ama bu budur. Selamlar Erkan Akyol

Erkan Akyol 
 22.05.2013 17:34
Cevap :
Merhabalar, öncelikle yorumunuz için çok teşekkür ederim. Bilinmesi gerekir ki, amacım ne aka kara, ne de karaya ak demektir. Yazılarımda herhangi bir siyasi patiyi övmek ya da yermek gibi bir maksadım da yok. Yazının sonuna baktığımızda olması gerekenin vurgulandığı ortaya çıkacaktır. Tekrar teşekkür ederim yorumunuz için...  22.05.2013 23:11
 

Hepsi ucuz tiyatro. Bati bugün istese Türkiye'yi bir kac günde batirir.

Eren Sonar 
 16.05.2013 20:36
Cevap :
Ekonomik veriler gerçek hayata yansıtıldığında bürünmüş olduğu izlenimin tam tersi bir durum ortaya koyabiliyor. Önemli olan verilerin nasıl yorumlandığı olmakla birlikte gerçeğe yakın bir şekilde ortaya konulmasıdır. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Sevgi ve saygılarımla...  17.05.2013 14:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 102
Toplam yorum
: 27
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 740
Kayıt tarihi
: 24.06.11
 
 

Çukurova Üniversitesi Maliye Bölümü mezunuyum. 8 Nisan 1987 doğumluyum ve Adana'da Seyhan ilçesin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster