Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '08

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
1485
 

İmparatorlar da ağlar!

Otobüsümüz, yeşilin her tonuyla bezeli Viyana ormanlarında, ağaçlar arasında uzanan asfalt yolda kıvrılarak ilerlerken rehberimiz bize Avusturya tarihinde 600 yıldan fazla bir süre hüküm süren Habsburg hanedanını tanıtıyor.Hemen bütün Avrupa’yı egemenliği altına alan Habsburg’lardan İmparator I.Franz Joseph’in kardeşi Meksika kralı olmuş.Böylece Habsburglar, Orta Amerika’ya da el atmışlar; ama bu durum fazla uzun sürmemiş.Amerikanın işe karışmasıyla sona ermiş. Şimdi gittiğimiz yer Habsburg hanedanının son döneminde bir trajediye sahne olan Mayerling... Alp dağlarının eteklerinde, Tuna ve Viyana ormanlarının birleştiği yerdeki bir av köşkü bu.Sonradan manastıra dönüştürülmüş.

Ünlü İmparatoriçe –bizim Sisi diye tanıdığımız-Elizabeth ile I.Franz Joseph’in oğlu olan Veliaht Prens Rudolph, Macar Kontesi Vetsera’nın kızı Mary’e aşık olur.Kız da onu sevmektedir;ancak prens evlidir ve papa bu evliliği fesetmeyi reddeder. Prenslerin, kralların sevgililerine, metreslerine kimse karışmaz da gerçek aşka nedense herkes karşı çıkar. Babası imparatorun da ağır baskılarından bunalan Prens, sevgilisi ile 29 Ocak 1889 da, bu av köşküne gelirler. Gece, Prens sevgilisini tabancayla vurur. Genç kızın bedenini çiçeklerle kaplar. Bütün gece sevgilisinin başında oturup ağlar ve dua eder; sonra tabancasını şakağına dayayıp intihar eder.

Tüm Avusturya –Macaristan İmparatorluğu bu intiharla sarsılır. İmparator Franz Joseph deliye döner. Bu av köşkünü ömür boyu sessizlik yemini eden Karmelit tarikatı rahibelerine vererek manastıra dönüştürür. Holywood filmlerine de konu olan bu aşk öyküsünün trajik bir şekilde sona erdiği bu yer şimdi turistik... Bütün turistik yerler gibi bir ücret karşılığı geziliyor. Geliri manastıra kalıyor. Belli ki tarikat üyeleri rahibeler suskunluk yeminlerini bozmuşlar. Mayerling faciasını ayrıntılarıyla anlatıyorlar ziyaretçilere... Manastır rahibeleri, turistleri içeri küçük guruplar halinde alıyorlar. Nedense fotoğraf ya da film çekmek yasak.

Kilisenin kapısında içeri alınmayı bekliyoruz bir süre. Meryem ana heykeli ziyaretçilere “Hoş geldin” der gibi. Oysa manastırın rahibeleri bizlerden hiç hoşlanmamışa benziyorlar. Hatta bir ara dışarı çıkıp gürültü ettiğimiz için azarlıyorlar bizi. İçeri alındığımızda rahibelerden biri önümüze düşüp önce Prens Rudolp ile sevgilisi Mary’nin intihar ettikleri odayı gösteriyor; daha sonra kiliseyi gezdiriyor. İmparator I.Franz Joseph ve İmparatoriçe Elisabeth’in fotoğrafları, yağlı boya resimleri ile dolu sofalardan geçiyoruz. Etrafta antika mobilyalar, değerli kristaller, Çin işi vazolar... İmparatorun hemen her yaştaki halini gösteren fotoğraflar göze çarparken İmparatoriçe Elisabeht’in sadece gençken fotoğraf çektirdiğini, yaşlandıktan sonra buna asla izin vermediğini öğreniyoruz. Kadınca bir içgüdüyle sadece genç ve güzel haliyle anımsanmak istemiş olmalı. Prensle sevgilisinin de sadece birer fotoğrafları var. En çok onlar ilgiyi çekiyorlar.

Asık suratlı rahibenin eşliğinde manastırı dolaşıp yeniden bahçeye çıktığımızda artık yaşlanan ve kırkbir yıldır Avusturya –Macaristan İmparatorluğunu yönetmekten yorulan Franz Joseph’in, imparatorluğu oğluna devretmeyi planlarken, onun ani ölümüyle nasıl sarsıldığını gösteren fotoğraflar gözümün önünden gitmiyor. Franz Joseph daha uzun yıllar imparatorluğu yönetmeye devam edecek.

68 Yıllık hükümdarlığının son dönemlerinde Karısı Elisabeth’i Cenevre’de düzenlenen bir suikastta yitirince bir kez daha yıkılacak. Ardından Meksika kralı olan kardeşinin ölümü ve Saraybosna’da kardeşinin oğlu veliaht Arşidük Ferdinand’ın suikaste kurban gitmesi... Bu son ölüm ona, savaş kararı verdirecek. Böylece başlayan I.Dünya Savaşı, hem Habsburg hanedanının sonunu getirecek, hem de Osmanlı ve Rus imparatorluklarını sona erdirecek. Dünyanın dört bucağında milyonlarca insan ölecek.

İhtiyar İmparatorun savaş kararını verdikten sonra dua ederken görülen fotoğrafı da çok etkileyici... Dua mı ediyor, ağlıyor mu belli değil.

Ya İmparatoriçe Elisabeth’in ana yüreği nasıl dayandı oğlunun acısına? İmparator ya da imparatoriçe olmak demek bütün duygulardan yoksun olmak demek değil ki... Ya Prens’in yasal eşi?.. O kadının duyguları neydi acaba? Aldatılmanın yarattığı nefret mi, bir eşi ya da sevdiği erkeği kaybetmenin acısı mıydı yüreğini dağlayan? Herkes birbirlerine kavuşamayan Prens ve sevgilisi Mary için üzülürken ben adı bile anılmayan bu kadının acısını düşünüyor, onun için de üzülüyorum.

Bu karmaşık duygularla bahçeyi geçip yeniden otobüsümüze biniyoruz.vakit öğleyi geçti.Karnımız acıktı ve yorulduk.Bir an önce küçük bir kaplıca şehri olan Baden’e gidip bir şeyler yemek istiyoruz.

Baden şehri, Viyana’nın güneyinde, tarihi Romalılara dek uzanan bir kent. Franz Joseph’in de çok sevdiği bu kaplıca şehri, Viyana burjuvazisinin gözde tatil ve tedavi merkezi olmuş. Viyana zenginliğinin simgesi haline gelmiş. Saray mensupları, zengin tüccarlar, sanatçılar burada villalar yaptırmışlar. Yazları bu şirin kentte geçirir, kükürtlü kaplıca sularından şifa bulmaya çalışırlarmış. Beethoven da ünlü 9. senfonisini bu kentte yazmış. Rehberimiz bizi kentin tarihi evlerle çevrili, ortasında veba anıtı bulunan meydanından ve dar sokaklarından geçirip Beethoven’in şimdi müze olan evinin önüne getiriyor.1821-1823 arası her yaz gelip bu on numaralı, sarı badanalı küçük evde yaşamış Beethoven.

Daha sonra yeniden veba anıtının bulunduğu kent meydanına geliyoruz. Burada yemek molası veriyor rehberimiz. Herkes bir yana dağılıyor, biz de meydan üzerindeki Nordsee balık restoranına dalıyoruz. Sebzeli balık, salata... Karnımızı doyurup biraz soluklandıktan sonra kentin sokaklarında dolaşıyoruz. Hava çok sıcak ve kapalı. Kalın gri bulutlar sıcağı daha da arttırıyor sanki. Keşke biraz yağsa...

22.Temmuz.2004

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 889
Kayıt tarihi
: 03.12.08
 
 

1946 yılında doğan ve tıp doktoru olarak Türkiye ve Almanya’da çalışan Gülseren Engin’in ilk öyküsü ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster