Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mart '20

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
114
 

İnceleme - Selçuk Aslında Efes

Eser Hakkında

Semra Yeşil tarafından yazılan “Ege’de Bir Tanrıça Şehri – Selçuk Aslında Efes” adlı eser, Heyamola Yayınları arasında “İzmirim” dizisinde yayınlanmıştır. Birinci basımı 2019’da yapılan eserde hem Selçuk tanıtılıyor hem de Selçuk’la ilgili anılar dile getiriliyor.

İçerik

Yazar, eserine şiirsel bir “Önsöz” ile başlıyor.

Önsöz’den sonra “Ben” başlığıyla Selçuk’la ilgili anılarına kısaca değinen yazar, kitabı neden ve nasıl yazdığını anlatıyor.

İçimde bir sevinç, bir coşku, bir heyecan…

   Böylece yeni bir kitap yolculuğu başlıyor benim için…

Yazar, eserinde alışılagelmiş bilgiler vermek yerine başta Artemis olmak üzere varlık ve kavramları canlandırıyor. Efes Selçuk’u onlar anlatıyor.

İlk Bölüm “Artemis”

İlk bölümde Artemis canlanıyor; Efes’in kuruluşunu, gelişimini, tarihini, coğrafyasını ve sosyal yaşamını başlıyor anlatmaya. Önce kendini, sonra tapınağını, daha sonra da göçleri, istilaları, afetleri tarihsel gelişimi içersinde efsaneleriyle birlikte anlatıyor.

“Yeni şehir Prion Dağı’nı çevreleyen, kutsal yolun iki yanına yerleştirilmişti. Hatta şehrin efsanevi kurucusu, Androklos’un anıt mezarı da bu kutsal yolun hemen kenarında idi. Aradan günler geçiyor ama Efesliler yeni şehre gitmiyordu. Yağmurlar başlayınca, general bir plan yaptı ve şehrin su kanallarını kapattırdı. Tüm Efes sular altında kaldı. Efes halkı daha fazla direnemeyeceğini anlayınca, istemeden de olsa üçüncü kez kurulan yeni Efes’e yerleşmek zorunda kaldılar. Kutsal yolun ikiye böldüğü yeni şehir, yukarı ve aşağı olmak üzere, iki büyük mahalleden oluşuyordu. Artık bana eskisi kadar yakın değildiler. Tapınağımı görememenin üzüntüsü içinde uzun yıllar yaşadılar.”

İkinci Bölüm “Leylek”

İkinci bölümde Selçuk’un sembolü leylek, gördüklerini anlatmaya başlıyor. Yazar, adeta leylek oluyor; Efes’i onun gözünden görüyor, onun gözünden tanıtıyor, onun dilinden anlatıyor. Böylece leyleğin Selçuk için ne anlama geldiğini ve neden Selçuk’un sembolü olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Yaz boyunca bize alışan ve en güzel şekilde ev sahipliği yapan Selçuklular göç vakti yaklaşınca, hem biz gidiyoruz diye hem de yaz bitiyor diye çok üzülürler. Yani kısaca buraya neşe katarız yaz boyunca. Şehre ayak basan herkesin ilk dikkatini çeken su kemerleri üzerindeki yuvalarımızdır. Yerli ve yabancı turistler arasında fotoğrafımızı çekmeyen neredeyse yoktur. Hatta bizi havada görenler o yıl çok gezeceklerine inanır.

Bu bölümde Keçi Kalesi, Belevi, Meryemana, Şirince, Efes Antik Kenti ve Ayasuluk Tepesi efsaneleriyle birlikte şiirsel bir dille, masal tadında anlatılıyor.

 “Yıkılan kentlerin üzeri zaman içinde toprak ile kaplanıyor. Üzerinde otlar bitiyor. Sonra birisi geliyor. “Bu toprak neden boş duruyor?” diyor ve toprağı sürüp, üzerine ekim yapıyor. Yüzyıllar boyu aynı topraktan besleniyor buğday, pamuk, tütün, aynı topraktan alıyor lezzetini meyve ağacı… Yağmurlar yağıyor, rüzgârlar esiyor. Buğday ekiliyor, buğday kalkıyor, toprak dinleniyor, nefes alıyor, sürülüyor, bu defa yeni ürüne kadar mısıra ev sahipliği yapıyor. Altında kalan uygarlık her defasında biraz daha gömülüyor. Çiftçinin kulağına toprağı sürerken arada sırada çığlığa benzeyen sesler geliyor, ama bir türlü anlamlandıramıyorlar. İşine devam ediyor, ta ki bir gün sabanı bir taşa takılana kadar…

Bölüm içersinde en çok Şirince’ye yer veriliyor. Şirince çok yönlü bir biçimde anlatılırken usta yazarlarımızdan Sabahattin Ali’nin “Çirkince” öyküsünden alıntılar yapılıyor. Bu da anlatıma renk ve canlılık kazandırıyor.

Üçüncü Bölüm “Gezginler”

Bu bölümde Efes Selçuk’u ziyaret eden ve eserlerinde bahseden gezginler anlatılıyor. İbni Batuta, G. Wheeler, Cornielle Le Brun, Evliya Çelebi, Gezgin Texier bunlardan bazıları…

“ Elbette buralara Evliya Çelebi de geldi. O yıllarda oldukça harap durumda olan Efes’ten Bodrum diye söz ediyor ve “Evvelce büyük şehir imiş. Ama harabe yerin tasvirinde fayda yoktur. Mevcuda temaşa ettik. O yerlere serilmiş muazzam binaları görüp parmağımız ağzımızda kaldı” derken, bir başka bölümde, “Şehrin doğusunda gök kuşağı gibi su kemerleri… Öyle büyük binalar var ki, Ayasofya sütunları gibi somaki sütunları yerlerde yatmaktadır” diyor ve “Aşağı Varoş’ta yüz kadar ev, yirmi dükkân, bir mescid, bir hamam, bir han, çarşı meydanında bir güzel su kuyusu vardır” derken de kullanılan yapılardan söz etmiş oluyordu.

Dördüncü Bölüm “Göç”

Bu bölümde ilk olarak Giritli göçmenlerden söz ediliyor. Bölüm içersinde Giritli göçmenler anlatılırken gerçek olaylardan esinlenerek kurgulanmış bir hikâye anlatılıyor. Daha sonra yazar, Rumeli göçmenleri anlatılıyor. Bu bölümde de göçle ilgili bir hikâye anlatılıyor. Hikâyenin büyük bölümü hayal ürünü olmasına rağmen bize gerçekmiş hissini veriyor.

Anlatılan o ki; mübadele anlaşması sonucunda da mübadiller 1923 yılından itibaren 1 yıl boyunca çok zor şartlarla Kavala, Kula, Dedebal, Alasonya, Drama, Müştiyan, Doyran ve Çıtak köylüleri Akdeniz gemisine binerek, İzmir’e ulaşmışlar. Bir süre Kemer’de bekledikten sonra istedikleri yerlere dağıtılmışlar. Ödemiş’e yerleşenler yanında Aydın Atça’dan gelip Şirince’ye yerleşenler de olmuş.

Onlar da yanlarında kendi hikâyelerini getirmişler. Önce gelenler, sonra gelenlere, bazen de sonradan gelenler, öncekilere hikâyelerini anlatıp durmuşlar bıkmadan usanmadan…

Beşinci Bölüm “Festival”

Bu bölümde Selçuk Efes’te düzenlenen festivallerin doğuşu, gelişimi, ilginç hikâyeleri, festivallere katkıda bulunanların anıları anlatılıyor. Festivallerden “Kültür ve Sanat Festivali”, “Kantaron Festivali” ve “Deve Güreşi Festivali” ayrıntılı olarak anlatılıyor. Diğer festivallerden isim olarak bahsediliyor.

Altıncı Bölüm “Selçuk’un Değerleri”

Bu bölümde Selçuk’un renkli simaları ve onların ilginç hikâyeleri anlatılıyor. Bunlar içinde öğretmenler, avukatlar, esnaflar, arkeologlar var. Selçuk’un değerleri anlatılırken “Kent Belleği”nin kuruluş hikâyesi ve emeği geçenler de anlatılıyor.

Yedinci Bölüm “Selçuk’un Köyleri”

Bu bölümde Selçuk’un köyleri var. Bunlardan Belevi “Leylek” bölümünde, Şirince “Göç” bölümünde uzun uzun anlatıldığı için ismen geçiyor. Diğer köylerden Barutçu, Çamlık, Gökçealan ve Sultaniye dikkat çekici yönleriyle anlatılıyor.

Demiryolu bazen bizi sevdiklerimize kavuştururken, bazen de ayırır. Uğurlayanları üzerken, karşılayanları sevindirir. Kavuşmalarda da, ayrılmalarda da sarılmaların şahididir istasyonlar…

İşte bunlardan biridir Aziziye İstasyonu… Şimdiki adıyla ise Çamlık…

Adı tren istasyonuyla özdeşleşmiş bir köy. Zeytinin, incirin, pamuğun, üzümün diyarı… Ama daha çok İzmir’den Aydın’a giden yol üzerinde önemli bir kavşak. Bir mola yeri…

Kitap “Yine Ben” başlığıyla sona eriyor. Bu bölümde kitabın nasıl yazıldığı kısaca anlatılıyor ve kitap şöyle bitiyor “Kitabı bitirdiğimde, ben yine Selçuklu olmamıştım ama “seviyorum” dediğim bu büyülü şehre sonunda âşık oldum…”

Eser “anı” türünde yazılmasına rağmen gezi yazısı, tarih, coğrafya ve arkeoloji ile iç içe geçmiş bir yapıya sahip.

Eserin en önemli özelliklerinden biri de Efes’in tanrıçası Artemis’in ve Selçuk’un simgesi leyleğin konuşturulmasıdır. Eserin bir başka özelliği de anlatımın hikâye ve efsanelerle zenginleştirilmiş olmasıdır. Akıcı bir Türkçeyle yazılan ve büyülü bir anlatıma sahip olan eserin son sayfasını çevirdiğinizde Selçuk’un aslında Efes olduğunu anlıyorsunuz.

Semra Yeşil (Kadaifçioğlu) Kimdir?

İzmir’de doğdu. Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümünü bitirdi. Uzun yıllar İzmir’in önde gelen şirketlerinde yöneticilik, üyesi olduğu meslek odasında eğitmenlik ve adli yargıda bilirkişilik yaptı.

Mesleğiyle ilgili çalıştığı yıllarda öykü ve gezi yazıları yazmaya başladı. Öyküleri ilk olarak “İzmir İzmir” dergisinde yayınlandı. “Fotogezgin” tarafından düzenlenen Gezi Yazıları Yarışması’nda Mardin şehrini anlattığı “Rivayetler Şehri” isimli yazısı birinci oldu. “Kurşunkalem Edebiyat Dergisi”nin hazırladığı “Seyyahlar ve Seyahatnamelerden Gezginlere ve Gezi Yazılarına” isimli özel dosyasında “Adalar Denizi’nde Bir Ada” isimli Rodos yazısı, “Nymphe’nin Sevdası” isimli Bergama yazısı ve “Dünyanın Öyküsü Dergisi”nde “Defne Ağacı’nın Altında” isimli Didim yazısı yayınlandı.

Seksen sekiz gezgin tarafından 101 anının kaleme alındığı “Unutulmaz Gezi Anıları” kitabında, Aydın’da deve güreşlerini anlattığı “Ege’de Bir Kış Eğlencesi” yazısı yer aldı. 2014 yılında profesyonel çalışma yaşamını sonlandırarak yazma işine ağırlık verdi. 2018’de “Adatepe’den Bozburun’a Köy Köy Ege-1” kitabı “Yakın Kitabevi”, 2019’da “Ege’de Bir Tanrıça Şehri – Selçuk Aslında Efes” kitabı “Heyamola Yayınları” tarafından yayınlandı.

Farklı kültürlere yolculuklar yapan Semra Yeşil’in gezi yazıları “Gezimanya”, “Sözcü Seyahat”, “Hürriyet Seyahat”te yayınlanıyor. Yazar, aynı zamanda İzmir’in Haber Bilgi Sitesi “Kentyaşam”a öykü ve gezi yazılarıyla katkıda bulunuyor.

 “Yolculuk Hikayelerim” adlı kendi web sitesinde yazılarını yayınlayan Semra Yeşil, Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde eğitimini sürdürürken, çocuk yaşlarda üye olduğu, bir dönem de yöneticilik yaptığı “İzmir Turizm Folklor Derneği”nin pek çok sosyal ve kültürel etkinliğinde aktif olarak görev yapıyor. Yazar, “Köy Köy-2” kitabının basım hazırlıklarına devam ederken, babasının etrafında dönen bir dönem romanı ile göç temalı bir hikâye kitabı için de çalışma ve araştırmalarını sürdürüyor.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 17
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1182
Kayıt tarihi
: 17.10.16
 
 

Efes Selçuk doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Böl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster