Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Şubat '19

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
108
 

İncir Reçeli ve Aşk

İNCİR REÇELİ  VE İNSANIN TEK BAŞINALIK SORUNSALI

Halil Sezai ’nin “İsyan” şarkısını söylediği o efsane sahnenin yer aldığı “İncir Reçeli” filmini seyredenler ne düşündü, ne hissetti bilemem; ama ben kendi duygu ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak isterim.

İnsan; tek başına dünyaya gelmiş ve tek başına ölecek bir varlık olarak, tüm yaşamı boyunca, sevilmeyi ve anlaşılmayı arzular. Onu sevecek, onu anlayacak onunla bir olacak ilişkiler yaratmak ister. İçinde kabaran yalnızlık duygusunu bastırmak için kalabalıklara karışır, ama bu yetmez. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın, yalnız hissetmeye devam eder. Aslında onu seven insanlar da olabilir hayatında -ki filmde Halil Sezai’nin canlandırdığı karakteri çok seven iki kişi daha vardır: kapıcı ve takıldığı barda şarkı söyleyen yabancı kadın- ama o, içinde acı çekmeyen varlığa dokun(a)mayan hiç kimseyi kendi yalnızlığına dâhil etmeye hazır değildir. İnsan acı çeken ve hayatı ıstırap olan bir varlık olarak yaşamayı bilinçsiz bir şekilde tercih eder. Farkında olmasa da acı çekmek onu canlı hissettirir, çünkü acı çekmek haksızlığa maruz kalmak demektir ve bu noktada bizim hikâyemiz, benim hikâyem anlam kazanır, haklılık kazanır.

Pek çok insan, mutsuz insanların yaşamdan kolay kopabileceğini sanır. Oysa insanlar, gerçekten mutlu olduğu an, “Ölsem de gam yemem” duygusu içindedir. Ölüm, mutlu insanlar karşısında çaresizidir. O yüzden, hiçbir hikâye mutluluk üzerine devam edemez.

Acı ise, insan yaşamındaki hikâyelerin kaynağıdır. Acı, insan yaşamının kendisidir, varlık sebebidir. Acı insan yaşamına derin bir anlam katar, insanın yaşamını anlamlı kılar. Acıları olmasa, hiçbir yaşam anlamlı olmaz. İnsan acı ile yaşar. Bu nedenle insanlığın en unutulmaz hikâyeleri, mutsuz son ile biten trajedilerdir. Mecnun Leyla’sına kavuşamaz ve tüm ölümsüz aşk hikâyeleri bir trajediden ibarettir.

Halil Sezai’nin canlandırdığı karakter de, “İncir Reçeli” filminde, değeri anlaşılmamış ve değeri anlaşılarak sevilmemiş bir karakter olarak çıkar karşımıza.  Mutsuzdur, acılıdır. Onun içinde anlaşılmayı bekleyen bir potansiyel vardır ve o, bunu açığa çıkaracak birini beklemektedir içten içe.

Peki, hepimiz kendimizi olduğumuzdan çok farklı hissetmez miyiz? Aslında çok farklı olabileceğimizi, çok daha farklı şeyler yapabileceğimizi düşünmez miyiz? Ama anlaşılamamışızdır ve hayat sanki bizi engellemektedir. Bambaşka bir insan olmak isterken, bambaşka bir insan olmuş gibi hissederiz…

Tüm bu varoluşsal sıkıntının kaynağı nedir?

Çünkü tek başına doğup tek başına ölecek olmamıza rağmen, arada yaşam dediğimiz süreç, bizim birey olmamızı unutturarak kendi koşullandırmalarıyla bizi toplumsal bir mekanizma olmaya zorlar. Geçmiş dediğimiz hafızanın barındırdığı anılar, belli alışkanlıklar ve duygu-düşünce kalıpları yaratır. Bu kalıplar içinde, monotonlaştığını hissettiğimiz bir rutinin içinde sıkışıp kalırız.

Bu tuzağa niçin düşeriz?

Çünkü tek başınalığımızı, yalnızlık olarak hissetme hatasına düşeriz ve onu çevremizdeki insanlar ile doldurmaya çalışırız. Ama çoğu zaman çevremizdeki insanlar, bizim için hiç de anlam yüklü insanlar değildirler. Yalnızlığımızı örtmeye çalışırken, bu sefer de onların anlamsızlığında sıkılırken buluruz kendimizi ve içten içe bir sevgili bekleriz.

Ve “İncir Reçeli” filminde Halil Sezai’nin canlandırdığı karakter de, filmin bütününde, tek başınadır ve bu onun zenginliğidir ama anlamsız bir kalabalığın içinde avutmaktadır kendini.  Tüm anlam, Halil Sezai’nin canlandırdığı karakterin içindedir oysa. O her zaman yalnızdır. Tüm diğer karakterler, onun çevresinde yörüngeye girmiş olsalar da, o her zaman merkezdedir. Her şey o’nun ile anlamlıdır ve onun olmadığı tek bir an bile anlamsızdır. Sadece kendi olmaya cesareti yoktur! Bu yüzden, farkında olmasa da, bir sebep yaratmaya çalışır, bilinçsiz bir arayıştadır. Ve kendini bulması için aşk ateşinde yanması gerekir.

Ve aşk gelir onu bulur!

Herkesin yanıldığı noktalardan biri de budur: Aşk, seven ve sevilenin ötesindedir. Onun kendi varlığı ve muazzam bir gücü vardır. Aşk, varoluşun en büyük dönüştürücü kudretine sahiptir. Aşk, kişilerin çok ötesindedir. Aşk var ise, seven ve sevilen diye bir ayrım yoktur!

Halil Sezai’nin canlandırdığı karakter de aşk ile değişir, dönüşür. Bambaşka bir kişi ve yaşamı bambaşka bir anlama kavuşur. Ama tüm bunların sevgiliyle ilgisi olduğunu sanır ve tüm mucizeler sevgilinin kaybıyla son bulur. Aşk oradadır, ama sevgili olmadığı için, aşk da o muazzam gücünü yitirmiş görünür. Acı geri dönmüştür…

“İncir Reçeli2” de bunun kanıtı gibidir. Bu dönüşümü yeterince anlamayan ve sevgilinin kaybıyla kendini kaybeden karakter, yine derin acılar içindedir. Aşk oradadır ama karakterimizin onu yeniden keşfetmesi gerekir, yeniden görmesi gerekir. İkinci bir aşk dalgası ile dengeye ulaşır. Çünkü kişiler değil, önemli olan aşkın varlığıdır ve aşk yine can bulur.

Seven ve sevilen vesiledir, mühim olan aşka yer açmaktır. Aşkın varlığını kutsamaktır.

Aşk, bir sevme ve sevilme meselesi değilse eğer,  tek başınalık niçin insanı korkutur?

Öyleyse her zaman hatırlayın ki tek başınayız, ama sevgiyle yalnız değiliz!

Aşk yok ise hayatın bir anlamı olmaz, aşkta ise anlamın bir önemi kalmaz…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 2141
Kayıt tarihi
: 07.06.11
 
 

Ben bir arayıcıyım; hakikati ararım. Bu yüzdendir şüpheci oluşum... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster