Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mart '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
418
 

İncirin yaprağı

İNCİRİN YAPRAĞI

M.FERİT KOTAN

Yağmur dinince, Kızılay’a gezmeye çıktım. Ekonomik kriz nedeniyle, semt caddelerinde mağazaların kapandığını görüyorduk. Otobüste birbirimize, şu mağaza kapandı, bu mağaza kapandı diye dertleşiyorduk.

Kızılay da cadde üzerinde kapanan mağaza yok gibiydi. Dostlarımdan biri, pasajlara girmemi söyledi. Onur çarşısının önünden geçerken, her zaman iç çamaşırı aldığım mağazaya uğramak geçti içimden. Çarşıya girince şaşırdım. İlk katta üç dört mağaza boşaltılmış, kiralık levhası asılıydı.

Bir kat alta indim, iç çamaşırı aldığım mağazaya gitmek için. İndiğimde mağaza kapalıydı. Önünde ki tezgah da, atlet, külot birkaç tanede gömlek vardı. Sağa sola bakındım, koşarak bir çocuk geldi. Mal sahibini sorarken, o da geldi. Hayrola bu ne dedim. “Sorma ağabey, iflas ettik. Kirayı ödeyemedim. Şimdi elimdeki malları kapının önünde satarak ekmek parası kazanmaya çalışıyorum. Yirmi yıllık mağazacılıktan eski mesleğe, işportacılığa döndük. Atlet, külot ve gömlek satıyoruz. Hem de maliyetinin altında. Paraya dönüştürerek, eve ekmek götürmeye çalışıyoruz” dedi. Bir süre birimizin yüzüne baktık. “Ağabey, çok ucuz iki gömlek al” dedi. Duraksadım, gömleği ne yapacağım. Emekli olduktan sonra, pantolon kazak giyiyorum. Üstümde de mont. “Senede ondan fazla gömlek alırdın. Her ay uğrardın. Müşterilerimizin emekli olması da kötü oldu” dedi.

El sıkışarak ayrıldım. Onur çarşısını gezdiğimde, her katta en az altı yedi dükkanın kapatılıp, önünde tezgah kurulduğunu gördüm. Kriz tırpanlayarak geçmişti Onur Çarşısını.

TV kanalların da, Ankara kentinin kalbi olan Siteler ve Ostim ile organize sanayi bölgesinin kan ağladığını, çalışanların işsizlikten top oynadıklarını izliyorduk. Söylene söylene Sümer Sokağa geçtim. Mali Müşavirlik yapan arkadaşıma uğrayıp, zaman geçirmek istiyordum. Emekli olan ne yapar?

Başımı kaldırdığımda, elbise diktirdiğim terzimin levhası duruyordu. Handan içeri girdim asansör bozuktu. Üç kat yukarı çıkılacaktı. İkirciklendim çıkıp çıkmama konusunda. Çıkmaya karar verdim. Kapısının önüme geldiğimde, “Tüccar Terzi” levhası sökülmüş, karton üzerine “Elbise Tamiri Yapılır” levhası asılmıştı. Bir süre durdum kapının önünde, sonra kapıyı çalarak girdim içeri.

Görünce şaşırdı “Nerelerdesin?”diye boynuma sarıldı. Param yok ki elbise diktireyim. Eskilerle idare ediyoruz diye konuştum. Nasırına basmıştım sözcüklerle. “Sorma ağabey” diye konuşmaya başladı. “Mahvolduk mahvolduk. Kimse elbise diktirmiyor. Çaresizlikten tamirciliğe başladım. Dükkan malım olmasa idi, kapatıp köye dönecektim. Tamirden üç beş kuruş alıyoruz.”

“ Ne içersin” dedi. Masraf olmasın diyerek takıldım. Ters ters yüzüme baktı, telefon açıp iki çay istedi.

Asansör çalışmıyor, çıkmayacaktım yukarıya dedim. Başladı elini sallamaya. “Tamir ettirecek para nerde? Han da, Avukat, Mali Müşavir dolu dedim. Gülümsedi acı acı.”Adları kaldı ağabey adları. Müvekkillerinden para alamıyorlar. Benim muhasebecim neyimi alacak? Canımı alacak hali yok ya! “diye konuştu

Çayımı yudumlarken düşünüyordum, üç beş yıl önce, raflar kumaşlarla dolu idi. Kendinden kumaş almayanın elbisesini dikmezdi. Diksede 50-60 lira fazla isterdi. Düşündüklerimi şaka yollu anlatmaya başladım. Benim ahım tutu dedim gülerek. Kumaşı dışarıdan aldığımda kaç kez kazıkladın beni dedim. Gülüştük. İş bilmeyenin sonucu bu olur dedim. “Ne bilmemesi! Parmakla gösterilirdim Ankara da” dedi. Ben tekrarladım işini bilmeyenler batırırlar dedim, anlamadı. Tekrarladım. İşini bilseydin batmazdın dedim Durdu, “İşi bilselerdi bu duruma gelmezdik” dedi.Ve arkasından, “Anadolu da bir söz vardır. İNCİRİN YAPRAĞI DİLİKTİR DİLİK. SİZİN BİLDİKLERİNİZİ BİZDE BÜLÜRÜK” diye konuştu.

Çay için teşekkür ederek vedalaştım. İzmir caddesindeki Amerikan pasajına girdim. Tamircilerin hepsi oturuyordu. Tişörtümün boyunu kısaltmak istiyorum, kaç liraya yapıyorsunuz diye sordum.”Getiriniz, üç beş lira arsında bir şey, yaparız “dediler.

Haziran 2008 de arkadaşımın öfkesini anımsadım. 15 liraya tişört almış, boyunu kısaltmak için 10 lira istemişlerdi. Kızılay da karşılaşmıştık. Çok öfkeli olduğunu söyleyerek olayı anlattı. “Kısaltmaktan vazgeçtim. Tişörttü, pantolonun içine sokarak giymeye karar verdim” demişti. Hemen telefon açtım. Hoşbeşten sonra, tişörtünü getir üç liraya kısalttıracağım diye konuşunca, kahkaha atmaya başladı.”Senin gibi yaşlı değilim ki bedava geleyim Geliş gidiş dolmuş parası üç buçuk lira. Tişörtün kısaltılması, yine gelecek on liraya” dedi. Sende işini bilmeyenlerdensin dedim. “Nasıl yani ?” Erken doğsaydın, bedava gelirdin dedim.”Konturların boşa gitmesin iyi günler” diyerek telefonu kapattı.

Terzi arkadaşımın söyledikleri sözcükler dilime takıldı. İNCİRİN YAPRAĞI DİLİKTİR DİLİK, SİZİN BİLDİKLERİNİZİ BİZDE BÜLÜRÜK “ Bedava dönüş satını geçirmemek için, otobüs durağına yürüdüm.

Bu yazıyı yazarken, TV de konuşan uzaman kişi, borsanın bir daha dip yapacağından söz ediyordu. Açıklanan yardım paketlerine karşın, borsanın yine de dip yapacağı konuşuluyor. Krizden nemalanmak buna denir. Thomas Hoobes haklı Dünyayı aç kurtlar sarmış. 26.03.2009

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 97
Toplam yorum
: 23
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 446
Kayıt tarihi
: 07.02.09
 
 

1944 yılında Arapgir'de doğmuştur. İlk ve orta öğretimini Arapgir'de, lise öğrenimini Ankara Gazi Li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster