Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mart '18

 
Kategori
Hayvan Bakımı
Okunma Sayısı
91
 

İneğini, Karısından Çok Seven Bir İtalyan

İneğini, Karısından Çok Seven Bir İtalyan
 

“Erkeği erkek yapan kadındır
Kadınsız bir erkek,
horozsuz bir tabanca gibidir”

                          Victor Hugo

 

Çiftlik Bank, Süt Bank ve çiftlik ineklerinin sıkça konuşulup tartışıldığı bugünlerde, ben de bir inekten, şampiyon bir inekten söz edeceğim size bugün. Ben görmedim; o şampiyon ineği. 1990’larda, eşiyle birlikte Avrupa gezisine çıkan bir dostumun anılarından özetleyeceğim:

Davetli olarak, eşiyle birlikte önce Hollanda’nın Rotterdam kentine gider dostumuz. Dev vinçlerin çalıştığı, her gün 1200 geminin doldurulup boşaltıldığı büyük bir limandır Rotterdam.

                Emniyet Müdürlüğünden bir yetkili, “Rotterdam’da yılda yaklaşık 380 bin olayın meydana geldiğini, suçların çoğunun hırsızlık, gasp, soygun, darp, uyuşturucu kullanma ve satma.” olduğunu söyleyince, dostumuz, “Neden bu kadar çok suç işleniyor?” diye sorar.

                “Herhalde bizdeki özgürlüklerin çokluğundan…” diye cevap verir yetkili.

                Yiyip içip dua edelim, iyi ki bizim ülkemizde o kadar çok özgürlük yok!

                Bir akşam, Hollanda’da oteller zinciri olan Kâzım Şahin, otelde yemeğe davet eder bu aileyi. Yemekte kırka yakın, Hollanda’da yaşayan Türk de vardır.

                Kâzım Bey, Sivaslı ve ilkokul mezunudur. İşlettiği otellerden birine bulaşıkçı olarak girmiş, daha sonra o otelin sahibi olduğu gibi, daha birçok otelin de sahibi olmuş.

                Sivaslı Kâzım Şahin’in hayatı bir öyküde, bir romanda anlatılsa, “Yazar güzel anlatmış ama gerçekte olmaz böyle şey.” deriz, değil mi?

                Oysa benzer pek çok örneği vardır bunun.

                Konuk dostumuz bu gerçeği, Kâzım Bey’in kendi ağzından öğrenince, “Kâzım Bey, genellikle Karadenizliler için, ‘Tesise önce işçi olarak girer, sonra patron olur.’ derler. Siz Karadenizli de değilsiniz. Bu nasıl oldu?” diye sorar.

                Cevaptaki güzelliğe bakın:

                “Karadenizli değilim ama Karadenizlinin kullandığı aklı kullanarak sahip oldum.”

                Başka söze gerek var mı?

Belçika ve Fransa’yı da gezen dostlarımız İtalya’ya geçerler. Burada sözü kendisine bırakayım ben:

“Palermo’ya bağlı bir bölgeye gittik. Orada İtalya’nın şampiyon ineğinin olduğu bir çiftlik vardı. İki kardeş birlikte süt inekçiliği yapıyorlardı. Toplam hayvan sayısı 750 civarındaydı. Son derece güzel, örnek bir çiftlikti. Geniş arazileri vardı. Bu arazilerde kaba yem üretiyorlardı. Sahibi bizi uzun uzun gezdirip tesisleri gösterdikten sonra, “Gelin, size asıl göstermek istediğim özel bir şey var. Onu göstereyim.” dedi. Bizi ahırın bir başka bölümüne götürdü. Orada gerçekten harika bir inek duruyordu. Holstayn ırkıydı. Oldukça iri yapılıydı.”

                İneği şöyle bir hayalimizde canlandırıp can kulağıyla dinlemeye devam edelim:

                “Hayvanı hayranlıkla izledik. Çok düzgün bir fiziği vardı. Çiftlik sahibi bize rakamlarla bilgiler verdi. İneğinin 12 yaşında ve üç defa İtalya şampiyonu olduğunu, günde 86 litre süt verdiğini…”

                Dikkatinizi çekerim; şaka değil bu, günde 86 litre (evet, yanlış okumuyorsunuz; günde seksen altı litre) süt veren bir inek…

                Sadece bu kadar da değil, dahası da var:

                Bu inek, sadece süt verimi bakımından değil, embriyo transferi bakımından da İtalya Şampiyonu imiş. 33 embriyonu bir anda transfer ediyormuş.

                İneği hayranlıkla seyreden dostlarımızı daha sonra evine davet eder; çiftlik sahibi ve güler yüzlü eşi ile tanıştırır:

                “Son derece sempatik bir hanımdı. Biz, çiftlik hakkında bilgi aldığımızı, gezdiğimizi ve çok güzel bir ineğe sahip olduklarını söyledik. İneğin adı Patamanila’ydı. Biz, “Patamanila harika bir inek” dedik. Patamanila sözünü duyunca, kadıncağız mutlu olmamıştı. O güler yüzü biraz ciddiye dönüşmüştü.”

                Neden acaba? Konuk bayanın “hâkim” olduğunu öğrenen ev sahibi kadın:

                “Benim, Hâkime Hanım’a bir şikâyetim var.” der.

                Hâkime Hanım da, “Nedir şikâyetin? Söyle de şurada bir mahkeme kuralım; varsa bir suçlu, idam edelim.” der; şakadan.

                Kadıncağız gülmeye başlar. Çiftlik sahibi beyi işaret ederek, “Bu kocamı sana şikâyet ediyorum.” deyince, “Neden?” diye sorar, Hâkime Hanım.

                Dinleyelim bakalım, neler söylemiş kadın:

                “Çünkü O, gördüğünüz ineği benden daha çok seviyor. Onun bütün sorunu inek… İnek gittikçe yaşlanıyor. “Ölürse acısına nasıl dayanırım?” diye düşünüp şimdiden üzülüyor. Ona bir anıt mezar yapmayı düşünüyor. Ama benim ölebileceğimi düşünmüyor hiç. Ölürsem ne kadar üzüleceği hiç aklına gelmiyor. Benim için bırakın anıt mezarı, nereye gömeceğini bile düşünmüyor. Yani anlayacağınız, bu adam bu ineği benden daha çok seviyor. Bakın, ispat için size bir şey göstereceğim.” deyip Hâkime Hanım’ın elinden tutarak yürür.

                Odalardan birinin önünde durup kapıyı açar. Konukları içeriye davet eder. Odanın duvarları baştanbaşa ineğin aldığı başarı belgeleri, sertifikalar, ödüller ve ödül törenlerinin fotoğraflarıyla doludur.

                Kadın, ilk önce, ineğin yaş gününde alınan pastayı ve pasta başında duran ineğin fotoğrafını gösterip, “Bu kocam var ya, hiçbir yıl benim yaş günümü hatırlamadı. Ve hiçbir zaman benim için tören yapmadı. Ama her yıl bu ineğin yaş gününü kutluyor; ona pastalar alıyor, törenler yapıyor.” der.

                Kocası, “Söylenenlerin hepsi doğru” der gibi dinler eşini.

                Hâkime Hanım, çiftlik sahibine dönüp, “Eşinizin hakkınızda yaptığı suçlamalara ne diyorsunuz? Savunmanızı yapın.” deyince, adamcağız gülerek şöyle der:

                “Dediklerinin hepsi doğru… Ne yapayım, ineğimi çok seviyorum. Gerçekten de ölecek diye üzülüyorum. Yaş günlerini hiç unutmuyorum. Evet, ölünce anıt mezar yapacağım; suçluyum. Ne ceza verirseniz, razıyım.” (*)

                Savcıyı, hâkimi, avukatları hiç yormadan hakkında yapılan tüm suçlamaları hiç itiraz etmeden kabul eden bir sanık nerde görülmüş?

                Anladığımız kadarıyla, bu çiftlik sahibi İtalyan, bir “Çiftlik Bank” ya da “Süt Bank” kurmayı düşünememiş, akıl edememiş.

                Genellikle tüm Avrupalılar gibi, şu İtalyanlar da çok saf oluyor nedense!

              Bak, ineği İtalya şampiyonu olmuş, ne güzel! Bu fırsattan yararlanıp bir banka da o kursaydı, bırakın İtalyanları, biz bile koşa koşa gider doldururduk; o güzel bankanın kasalarını.

                Şampiyon ineğine takmış kafayı, dünyada Türkiye ve Uruguay diye ülkeler olduğunu bile bilmiyor,  düşünemiyor. Ne cahil, ne kafasız bir İtalyan!

                Vermemiş mâbut, ne yapsın Mahmut?

                Sizi bilmem de acıyorum ben böylelerine!

Hüseyin Erkan                    

huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

----------------------------------------------------------------------------------------

(*) Bu yazıdaki anılar, Turan Eren’in “Üç Dilek” adlı eserinden alınmıştır.

 

 

Muhsin DURUCAN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 259
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 264
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster