Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ocak '07

 
Kategori
Dil Eğitimi
Okunma Sayısı
1831
 

İngilizce öğretemiyoruz

İngilizce öğretemiyoruz
 

Hiç düşündünüz mü Türkiye'deki turistik yerlerde boyacılık yapan veya mendil satan çocuklar nasıl oluyor da anadilleri gibi İngilizce konuşabiliyorlar? Oysa bizim zamanımızda ilköğretimin ikinci kademesinden (eskiden ortaokuldu tabi) lisenin son sınıfına kadar en az 6 yıl İngilizce dersi okutulurdu. Ama şahsen üniversiteye başladığımda "speaking" (Konuşma Becerileri) dersinden kalmıştım! Şimdi ise İngilizce dersi ilköğretim 4. sınıfta verilmeye başlanıyor, lise 4 yıla çıktı; dolayısıyla toplam 9 yıl İngilizce dersi veriliyor ama İngilizce bilen yok ortada! Bir yerlerde bir yanlışlık olmalı!

Dil bir iletişim aracı olduğuna göre, yabancı dil dersleri de bu amaca yönelik verilmelidir, yanılıyor muyum? Bir öğrencinin Gramer defterinin kalın olması, onun İngilizce olarak iyi iletişim kurabildiği anlamına gelmez. Şunu demek istiyorum ki, bir insan İngilizce'de ne kadar zaman kalıbı, ne kadar Gramer yapısı varsa su gibi biliyor olabilir, ama bunları yerinde kullanamayacaksa ne işe yarar bunlar?

Başa dönelim, İngilizce konuşabilen şu minik satıcılar vardı ya, bir kez bile Gramer dersi almadıklarına eminim. Ama "mucizevi" bir şekilde şakır şakır konuşabilip anlaşabiliyorlar. Nasıl mı oluyor? İşte şöyle:

Noam Chomsky adlı dilbilimci'ye göre, her insanın doğuştan sahip olduğu ve beyinde yer alan bir "dil edinim cihazı" (LAD - Language Acquisition Device) sayesinde, bebekler çevresinde konuşulan dili rahatlıkla "ediniyorlar" (öğrenmiyorlar: edinmek ve öğrenmek farklı şeyler).

Dolayısıyla, ikinci dil de anadil gibi sunulduğunda (turistik bölgelerdeki gibi), yabancı dil öğrenemememiz için hiçbir sebep yok. Bu durumda, her öğrenci turistik yerlere gidip mendil mi satsın? Yoksa herkes yurt dışına mı gitsin de dil öğrensin? Tabiki bunlar her koşulda mümkün değil. Ama madem onları yabancı dilin konuşulduğu ortama sokamıyoruz, o ortamı onlara getirebiliriz. Bunun için İngilizce öğretmenlerine büyük görevler düşüyor: İngilizce öğretmenleri İngilizce dersinde İngilizce konuşmalı.

Öğrencilerin bilişsel seviyeleri ne olursa olsun, derste sürekli İngilizce bir şeyler duyduğunda mutlaka bir şeyler kapacaktır. Öğretmen sınıf içerisindeki yönergeleri İngilizce olarak yaparsa, öğrencilere hissettirmeden onları bu işin içine katarsa, o öğrenciler gerçekten çok şanslı demektir.

Tabiki gramer dersi Türkçe olarak verilebilir. Yani aslında tümevarım, tümdengelim, soru-cevap, ne kadar yöntem varsa yerine göre hepsini kullanarak gramer öğretilebilir; ama öğrencilerin anlaması için gramerin Türkçe olarak verilmesinde çok da sakınca yok. Yeter ki öğretmen gramer dışında sürekli İngilizce konuşsun.

Bir de, bir çok kişinin temel problemi olan kelime bilgisini unutmamak gerek. "En iyi ezberleme yöntemi nedir?" sorusu en sık sorulanlar arasında. En iyi ezberleme yöntemi kişiye göre değişir ama araştırmalar göstermiştir ki, en verimsiz teknik "listeleme" tekniğidir (sözcükleri ve Türkçe karşılıklarını alt alta yazıp ezberlemek). Bir çok kişiye göre de en kolay ve kalıcı yöntem şudur: Bir bağlam içinde sözcükler karşımıza çıktıkça aklımızda kalır; daha kalıcı olması ise, sözcüklerin rastgele aralıklarla farklı bağlamlarda karşımıza ikiden fazla kez çıkması şeklinde gerçekleşir. Ama malesef öğretmenler genelde -kendilerine göre- en kolay yolu seçip her sözcüğü 5'er kez, bilemediniz 10'ar kez yazdırmaktadır. Oysaki bu sadece sözcüklerin doğru yazılmasıyla ilgilidir (ve öğrenci sözcüğü tahtadan deftere geçirirken bir harf hatası yaparsa, aynı hatayı 10 kez yapacaktır ve sözcüğün yazılışını yanlış öğrenmiş olacaktır).

Staja gittiğim lisede beni çok şaşırtan şeylerle karşılaştım. Mesela Lise 1. sınıftaki hiçbir öğrenci doğru düzgün cümle kuramıyordu! (İlköğretimde 3 yıl İngilizce gördükleri halde). Beni bu bloğu yazmaya iten sebep de budur işte. Yazının başında da dediğim gibi, yıllarca İngilizce dersi alıyoruz ama kendimizi bir türlü ifade edemiyoruz. Çünkü pratik yapmıyoruz! Önemli olan Present Perfect Tense'nin S+have/has+V3 +O olduğunu bilmek değil, nerede ve nasıl kullanılacağını bilmek. Biz anadilimizde bir şeyler söylerken "Hmmm, şimdi önce bir özne lazım, Ben. Bir zarf tümleciyle cümleyi bir süsleyelim bakalım: bu sabah. Hıh, tamam oldu. Bir nesneye ihtiyacım var, belirtili mi olsun belirtisiz mi? Ama bu yükleme bağlı yahu, bakalım yüklem geçişli bir fiil mi olacak ki. Amaan kafam karıştı, konuşmayayım en iyisi..." şeklinde düşünüyor muyuz? Hayır. O halde, ikinci dili konuşurken de düşünmemeliyiz; çünkü iletişim kendiliğinden gelişen bir şeydir (spontane diyorlar ya, ondan).

Lütfen İngilizce öğretmenleri derslerde mümkün olduğunca İngilizce konuşsun. Öğrencide en azından kulak aşinalığı oluşur, sonradan öğrenci farkında bile olmadan öğretmenden aldıklarını kullanmaya başlar (Bana öyle olmuştu). Ne kadar pratik yapılırsa, dili "edinme" de "öğrenme" de o kadar kolay olur.

Not: Okullarda İngilizce öğretilemediğine dair daha somut bir kanıt isteyenler için, "Yeter ki isteyin, ama yürekten!" adlı yazımı okumalarını tavsiye ediyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bence ülkemizdeki ingilizce eğitimi kağıt üstünde kalıyor, konuşmaya dayalı eğitim yok. Öğrenci kağıdı önüne koyunca takır takır çözüyor, konuşmaya gelince iki kelimeyi yan yana getiremiyor. Kaldı ki ülkemizde ingilizceyi düşmanca gören, tüm eğitim sisteminden kaldırmak isyeten zihniyetler var. Üniversite hazırlıktayken, lisede öğrendiğim basit ingilizcemle çok bocalamıştım. Karşımda car car ingilizce ders anlatan bir hoca. Şimdi değerini yeni anlıyorum. Aklımda bir parça ingilizce kaldıysa o ingilizce anlatılardan kalmış. Bence okullardaki derslerde de böyle olmalı ingilizce kendi dilinde anlatılmalı. Belli bir zaman sonra anlıyor insan ister istemez konuşulanları....

Uzeyir Kadioglu 
 02.08.2007 1:23
Cevap :
Üzülerek size katılıyorum. Üzülerek; çünkü böyle olmaması gerekirdi. Dediğim gibi, okul hayatımız boyunca yıllarca aynı gramer yapılarını defalarca gördük ama lise bittiğinde hiçbir şey öğrenmediğimizi anladık hep. Üniversitede Speaking dersinde ben de çok bocalamıştım, yabancı dil ağırlıklı liseden mezun olduğum halde! Ne yazık...  02.08.2007 11:30
 

Dediğiniz gibi olay tamamen pratik yapmayla alakalı. Teoride herşeyi bilsenizde yabancı birisiyle iletişime geçtiğiniz anda o bilgilere sanki bir perde iniyor ve bocalıyorsunuz. Halbuki bu konuda belli zamandan beri gelen pratik yapma tecrübeniz olsa çok rahatlayacaksınızdır. Ben yabancı dil öğrenme aşamasında olanlara bu amaçla, öğretmenlerinin ve diğer pratik yapma yöntemlerinin dışında alt yazılı filmler izlemelerini ve yabancı müzik dinlemelerini tavsiye ederim. Sevgiler.

Cem BARIŞ 
 19.02.2007 16:15
Cevap :
Teşekkür ederim katkılarınız için. Pratik hayatın her alanında gerekli bir şey; teorik bilgilerle donatılmış insanlar, mesleklerini icra edemeyebiliyorlar çoğu zaman. Pratik çok önemli! Mutlu günler  19.02.2007 22:25
 

Ingiliz devlet ortaokul ve lisesinde kendi capinda Almanca ogretmeye calismis bir ogretmen olarak, buradaki durumun oradan pek de farkli olmadigini soylemem gerekir. Ingilizler ve Fransizlar kadar, yabanci dil ogrenmeye yeteneksiz iki millet bulamazsiniz bu dunyada. Ingilizlerin bahanesi belli, sadece yuzde 5'i konustugu halde, butun dunyanin Ingilizce konustugunu sanirlar. Fransizlar icin milliyetcilik sozkonusudur. Yeteneksizliklerini, bir Fransiz sadece Fransizca konusur gibi bir garip mantikla ortmeye calisirlar. Ailenin cok buyuk rolu var. Eger anne baba cocuga, dil bilmenin onemini anlatmazlarsa, onlar da dil cahili yetisiyorlar. Gecen yaz gittigim Fethiye'de, ev sahibi olarak yasayan Ingilizlerin bir Merhaba demesini bilmediklerini biliyor musunuz? Kadin 3 aydir gelip gittigini ve maalesef artik bir iki kelime ogrenmesi gerektigini soyledi. Bogazina yapisiyordum. Yani ben ki, medeniyimdir. Sevgiler

Tuba 
 16.01.2007 0:18
Cevap :
Değişik deneyimler ve yeni bakış açıları... Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederim.  16.01.2007 13:00
 

Diyeceğim o ki; Kime ve nerede yabancı dil öğretmeye çalıştığın çok önemli. Bence de yabancı dil konuşarak, yerinde yaşanarak daha iyi öğrenilir. Şartlar buna el vermiyorsa konuşma öğreteceğim diye öğrenilebilecek iki kelimeyi de esirgememek lazım insanlardan. Türkçe anlatmak işlerine geliyor daha iyi anlamalarını sağlıyorsa zaten gerisi gelir. Öğrenci ingilizceyi sevip anladıktan sonra kendi ingilizce konuşmak ister. Deneyimlerden benim öğrendiklerim bunlar. Haftada 24 saat hiç türkçe konuşmadan ders anlattığım da oldu, inglizceyi türkçesine çeviremeden anlatamadığım derslerim de. sevgilerimle..

Gülün içinden 
 15.01.2007 20:39
Cevap :
Çok haklısınız malesef. Malesef diyorum çünkü benim üstü kapalı olarak eleştirmeye çalıştığım, eğitimde fırsat eşitsizliğiydi. Herkes şanslı doğmuyor evet, ancak öğretmen olarak herkese mümkün olduğunca eşit koşulları sağlamak ne kadar zor olabilir ki? Sıradan bir devlet okulundaki öğrencileri kaderlerine terketmeyi düşünmüyorum öğretmen olduğumda. Belki de dediğiniz gibi deneyim kazandıkça koşulları görüp fikrim değişecektir...mi acaba? ...Sevgiler ve saygılar  16.01.2007 12:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 152
Toplam yorum
: 964
Toplam mesaj
: 60
Ort. okunma sayısı
: 1891
Kayıt tarihi
: 19.08.06
 
 

Ortada bir problem görüyorsak bu bizim de problemimizdir. Ve eğer 'birisi'nin bu konuda bir şeyle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster