Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ağustos '11

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
2982
 

İngiltere ile Türkiye nasıl karşılaştırılabilir?

İngiltere ile Türkiye nasıl karşılaştırılabilir?
 

İngiltere (Büyük Britanya) haritası (Alıntı yeri: google.com)


Prof. Dr. Şükrü Aslan Kızılot İngiltere’de çocuklar ve yaşlılar başlıklı karşılaştırmalar da içeren kimilerinin dersler çıkarması gereken güzel bir yazı yazmış. Kendimce öğrenmeye çalıştığım İngiltere'nin sosyal politaka ve emeğe saygı kapsamında bazı yönlerini az çok biliyordum. Bu makalede İngiltere'de yaşayan emekliler, çocuklar ve çalışanlar için kısaca değinilen konuları okuyunca inanın 'cin çarpmışa' döndüm! 

Prof. Dr. Kızılot ülkemizin yetiştirdiği sayılı maliyecilerden biri. Kırk beş kitap yazmış bugüne kadar. Günlük gazetelerde yayınlanan binlerce de makalesi var. Günlük gelişmeler yanında temel sorunlarımıza dadeğindiği bu makalelerinde Sayın Kızılot ‘kıssadan hisseler’ doğrultusunda özenle seçmiş olduğu bazı fıkralar ile de bizi nice düşüncelere yöneltir. 

Sayın Kızılot ekonomik durumumuz, yürütülen sosyal politikalar ile vergi konularında sözü dinlenebilecek yetkinlikte bir uzman. 1999’da Yılın Bilim Adamı seçilmiş. Gazi Üniversitesi’nde Maliye ve Vergi Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü görevinde bulunuyor. Onun bugün yayınlanan İngiltere’de çocuklar ve yaşlılar başlıklı makale sözü fazla uzatmadan gerekli karşılaştırmaları da içeren çok anlamlı içerikler taşıyor. İngilizce öğretmenim Maureen’in güçlü kişiliğinden dolayı olsa gerek 1970’lerden sonra İngiltere benim için en az Osmanlılar kadar iyi bilmem gereken ülkelerden biri olmuştur. 

Bilindiği gibi İngiltere 1200’lerde hukuk devleti olmak için yola çıkmış bir ada devleti. Dün olduğu gibi bugün de yazılı bir anayasası yok. Bizde olduğu gibi üç beş yılda bir ‘anayasa değişikliği’ için nice paraları ve emekleri sokağa dökmüyor. Ne ki İngiltere’deki eşitlik hukuku ve adalet uygulamaları bugün gelinen aşamada, değerlerimize ters düşen yanlarına rağmen, kimileri için örnek bir düzeydedir diyebiliriz. Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk hukuku ile olduğu kadar diplomasisi ve devlet adamlıkları yönlerinden AB ülkeleri içinde ayrıcalıklı bir yere sahip. Falkland ve Irak işgallerind görüldüğü gibi gerektiğinde (!) ‘militarist’ davranışlar da sergileyen İngiltere yüz yılı aşkın bir zamandır süregelen ayrılıkçı ancak kan dökmekten mümkün olduğunca kaçınan (!) IRA terörünü hukuk içinde olduğu kadar, siyasi duruş ve kamuoyu direnişi ile yenebilmiş ender ülkelerden biri. 

Prof Dr. Şükrü Kızılot’un bazı yönleri ile bize anlatmaya çalıştığı İngiltere’yi ben de sosyal politika uygulamaları yanında göçmen olarak Ada’ya gelenlere karşı güttüğü tutarlı uygulamalar bakımından, örnek alınması gereken bir ülke olarak görmüşümdür. Özellikle çalışan kesimler arasında ücret uçurumlarının mümkün olduğu kadar en alt düzeyde olması ve yaşlıların hastalık durumlarında yapılması gereken yardımlar yönü ile ‘insan odaklı’ bir çaba içerisinde bulunması takdire şayandır. Bu yönleri ile Türkiye ile karşılaştırılması kimbilir ne kaar büyük açmazlar içinde olduğumuzu ortaya koyacaktır. Umarım ileri de bu tür çalışmalar da yapılacaktır. 

İngiltere’ye uzanmadan önce Türkiye için bilmemiz gereken nice acı gerçeklerden biri de şu: Ülkemizde çalışanların yarısı sigortasızmış! Çalışanların Yarısı Sigortasız Çalışıyor. Türkiye'de kayıtdışı istihdam oldukça yüksek. Neredeyse her (2) kişiden biri sigortasız. (Alıntı yeri: 21 Ağustos 2011. trthaber.com ile trt.net.tr). Zaman zaman bazı tahminlerde bulunsak bir sayıının bu kadar büyük olduğunu hiç biliyorduk, değil mi? SGK Başkan Yrd. Fatih Acar’ın açıklamalarına göre: Türkiye'de toplam çalışan kişi sayısı 22 milyon civarında’dır. Çoğu hizmet kesiminde çalışan bu emek kitlesinin ‘10 milyon 400 bini’ de ne yazık ki ‘kayıtdışı’’ olarak çalışmakta imiş!  

Peki topraksız köylüler, askerdeki Mehmetçikler, liseyi ya da üniversiteyi bitirdiği halde İşKur kayıtlarına giremeyenler ile çalışmak isteyip de iş bulamayan ev hanımları ile emeklilerle birlikte bu sayının ne kadar olabileceğini hiç düşündünüz mü? Ne olur elinizi vicdanınıza koyarak düşününüz: Böyle bir Türkiye’de o çalışanlar ile onların eşleri, çocukları, yakınları bu açmazları bile bile yaşıyor olmaktan dolayı ne kadar mutlu olabilirler? 

İnşaat Sektörü ve İşsizlik konularındaki yazılarımda bu tür vurgulamalarada bulunmuştum bir kaç kez. Oysa resmen açıklandığına göre durum gerçekten hiç de ‘iç açıcı’ değil. Böyle bir durum HUKUK DEVLETİ olduğu yazılan ve siyaseten de dayatılan bir devlet düzeninde nasıl olabilir değil mi? 

Hani TÜRKİYE kimilerince sık sık başımız kakıldığı gibi ÇAĞ ATLAMIŞTI? Konunun önemine binaen sessiz çoğunluğa duyurulur. Ne olur bir işi alkışlarken: İki ölçüp bir biçin. Bir de ne olur ne olmaz diye: KARŞILAŞTIRMALAR yapınız... AKIL da bunu gerektirmez mi? 

Sözü yine çok uzattım sanırım. Sizi sayın Prof. Dr. Kızılot’un İngiltere ile Türkiye’yi karşılaştırdığı makalesi ile başbaşa bırakıyorum efendim, birlikte okuyalım: 

İngiltere’de çocuklar ve yaşlılar  

BİRKAÇ gündür Londra’dayız. 

Bayram tatili nedeniyle Londra’ya gelen çok sayıda Türk var... 

ÇOCUKLAR  

İngilizlerin özelliklerinden biri de çocuklara çok fazla değer veriyor olmaları... 

Çocuk doğduğunda, ailesinin gelir durumuna bakılmaksızın verilen “süt parası”, evde çocuklarıyalnız bırakan ailelere uygulanan ağır cezalar, çocuklara yönelik özel eğitim, verdikleri değeri göstermek açısından sadece birkaç örnek... 

Dahası da var; çocuk kıyafetleri ve oyuncakları... 

Çocuk kıyafetlerine bakarken dikkatimi çekti; Katma Değer Vergisi (KDV) SIFIR! Sadece çocuk kıyafetleri değil biberonu, emziği, kitabı... Hepsinde de KDV oranı SIFIR... 

Çocuklara oyuncak aldığınızda yine KDV ödemiyorsunuz. 

Türkiye’de ise, çocuk kıyafeti, biberonu, emziği ve oyuncağı, KDV’ye tabi... Kıyafet yüzde 8, emzik, biberon ve oyuncak ise yüzde 18 KDV’ye tabi... 

YAŞLILAR 

Yalnızca İngiltere’de değil, tüm Avrupa ülkelerinde hatta gelişmiş ülkelerde, yaşlılara özel bir önemveriliyor. 

Örneğin; kitle ulaşım araçlarında, yaşlılara özel yerler tahsis edilmiş. Otobüslerde ilk iki sırada, şu yazı var; “Bu oturma yeri öncelikle yaşlılara aittir. Yaşlı birisi geldiğinde, bu yeri ona terk ediniz.” 

Çalışan yaşlılara yönelik, “özel vergi indirimleri” var. 

En az geçim indirimi olarak, çalışanlara sağlanan indirim, yaş ilerledikçe yükseliyor. 

Bunlar güzel şeyler... 

Bir de huzurevleri var. 

İngiltere’de, çoğu Avrupa ülkelerinde olduğu gibi huzurevlerinde KDV oranı SIFIR. 

Türkiye’de ise huzurevlerinde kalan, yaşlı teyze ve dedelerden, ayrıca KDV alınıyor!.. 

Bir ülkenin uygarlılık düzeyinin tespitinde, çocuklara ve yaşlılara verdiği özen, ciddi bir ölçüdür. 

Emeklilerin, aylıkları iyileştirilse, çocukların biberonu, emziği, oyuncağı, kıyafeti ve mamasından KDV alınmasa, huzurevleri KDV’den müstesna tutulsa ne kadar iyi olacak… 

Birçok lüks malın KDV oranı, yüzde 18’den sıfıra indirildi. 

Havyarın bile KDV’si 18’den 8’e indirildi. 

Öte yandan emzik, biberon ve oyuncağın KDV’si hâlâ 18... 

Çok lüks ve pahalı malların KDV’si bile sıfıra indirilebildiğine göre, çocuklardan ve huzurevinde kalan yaşlılardan da KDV alınmayabilir. 

Ne dersiniz, sizce de öyle değil mi? 

(Alıntı yeri: hurriyet) 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Avrupayı KIBLE edinenler Statükocu Sol CHP yandaşlarıdırlar.. Avrupa Dünyanın SÖMÜRGECİ ve Gasıp ve Yağmacı ve HARAMİLERİDİR.. Afrikayı Asyayı bir birine KAPIŞTIRIP Petrolleri ve Madenleri ÇALANLAR ve Ülkeleri Savaşlara düçar edenler hep AB ÜLKELERİDİR AB ve ABD HALKLARIN DÜŞMANIdır..

barayev 
 01.09.2011 18:34
Cevap :
Sayın Barayev yazımdan dolayı yollamış olduğunuz yorumda 'hem nala hem de mıha' vurmuşsunuz. AB yanlısı (!) Bakan Egemen Barış umarım bu katkınızı unutmayacaktır! SSCB ile birlikte sol çökmüştür.Eski tüfeklerin bazıları da AB yandaşı oldu! Kısaca:Siz kendinizi korur,adam gibi adam olurasınız hiç kimse ne petrollerinizi ne de madenlerinizi çalabilir. Kaldı ki bunun adı 'çalmak' değil tek yönlü olduğu apaçık bilinen 'ikili anlaşma' ya da 'özelleştirme' adlı Yabancı Sermaye'ye teslimiyettir.Bu da sermaya birikimini gerektiği gibi sağlayamayan vurguncu siyasi kadroların emrindeki KİT'lerin yabancılara peşkeş çekilmesidir.Ben önce Türkiye'yi düşünüyorum.Umarın saptamalarınızdaki 'doğrular' kapsamında gerekli her türlü tedbir ile Türkiye Ekonomisi daha adil bir paylaşım yanında adil bir vergi düzenlemesi sürecine girerek toplumda derinleşmeye başlayan ayrımcılık,terör ve yoksulluk uçurumlarını en az indirebilir. Bunlar bir sosyolog olarak kişisel önerilerimdir. Yine geliniz. Teşekkürler.  01.09.2011 19:48
 

elinize sağlık, çağ atlayan ülkeye selam olsun..

Gül Eğitimci 
 01.09.2011 12:02
Cevap :
Durumlar ortada efendim. Gören köy klavuz istemez; çağ atlamak için pek çok dayanağın olması gerekir. Bunlar da Trükiye'de yok. Kimileri gelişmiş ülkeleri özümseyemediklerinden ya da gelişmeyi dış görünüş olarak değerlendirdiklerinden nerede durduklarını bilemiyorlar sanırım. Kendimizi överek nereye doğru gittiğimizi merak ediyorum. Siz Almanya gerçeğini bilen bir eğitimcisiniz. Allah için söyleyin: Çöp toplamadan eğitime kadar dökülmüyor muyuz? İlginiz için teşekkürler efendim. Saygılarımla.  01.09.2011 13:52
 

Kaf dağı ile anadoluda yüksekçe bir tepeyi karşılaştırmak gibi geliyor bana ve tesadüfen son blogum "Türkiye'nin insani problemleri" başlığındadır. 'Ne olduğunu bilen' İngiltere ile henüz 'ne olacağını kestiremeyen' Türkiye'yi karşılaştıran mantık birliğimiz (ve varlığımdan haberdar) olan Sayın KIZILOT sanırım mükayeseden çok Türkiye'nin acınası halini ortaya koymuştur. Siz de bu konuyu nezaketle işlemişsiniz hele hele çocuk KDV si yüz kızartıcı bir suç gibi geldi bana. Selamlar saygılar...

Kadri KANPAK 
 31.08.2011 21:58
Cevap :
Kadri Bey aynı kuşağın çocukları sayılırız. Bu yüzden olsa gerek dertlendiğimiz konular bakımından da sık sık benzer konuları irdelediğimiz oluyor, yazdığınız gibi. Ne yazı ki dün olduğu gibi bugün de masallar ile ninniler ile içi boş bir böbürlenme içindeyiz. Uçağını, tankını, arabanı, tırnak makasını, bilgisayarını, fotokopi makinanı, pek çok sağlık malzemesi yanında ilaçlarını kimyapıyor? Necip fazıl'ın bir zamanlar yazdığı ve Prof. Dr. N. Erbakan'ın da üstüne basa basa söylemiş olduğu 'fabrika yapan fabrikaları' yapamadıktan sonra bu nasıl 'bir çağ atlama' işidir anlayabilmiş değilim. Sayın Kızılot gerçeklerin yalnızca bir bölümne değinmiş. Daha n e yapsın? İlginizve katkılarınız için teşekkürü bir borç bilirim efendim...  01.09.2011 13:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 974
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster