Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Kasım '12

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
145
 

İnönü'de bir maç tecrübesi

İnönü'de bir maç tecrübesi
 

Hayatımın ikinci futbol maçına gittim.

İlki, yaklaşık on iki yıl önceydi, gene bir Beşiktaş maçıydı, ama Şükrü Saraçoğlu stadındaydı, çünkü Beşiktaş cezalıydı. O maça da oğlum çok küçük olduğundan, babasıyla yalnız gitmesine içim elvermediğinden gitmiştim. Pek bir şey anlamadım zaten.

Ben aslında Fenerbahçeli'yim, babadan geçme. Çocukluk ve genç kızlığımda eni konu taraftardım, maçları izler, yorum yapardım. Geçti sonra, başka ilgi alanlarım daha fazla yer kaplayınca ve zaman kaybı oduğunu anlayınca koptum. Şimdi sadece adını biliyorum tuttuğum takımın, ne bir futbolcusunun ne teknik direktörünün adını bilirim. Tesadüfen duysam da unuturum. Yani futbolla ilşkim sıfır denecek kadar az.

Oğlumla fırsat buldukça sinemaya, tiyatroya, konserlere gideriz. Çok da zevk alırız birlikte olmaktan. Bir kaç gün önce tek başına maça gitmek istediğini söyledi, istemedim, tedirgin oldum. Hep babasıyla gider maçlara, o yüzden dert etmem. Tek başına gideceğim deyince korktum açıkçası, ama iddiası olan bir maç değilmiş, Akhisar Belediye Spor'la oynayacaklarmış, olay çıkmazmış, öyle dedi. Yine de içim rahat etmedi, beraber gitmeyi teklif ettim. Meğer o da bunu beklemez miymiş. Gitmeyeceğimi düşünüp teklif etmezmiş. Çok sevindi, hemen internetten biletimizi aldık, cumayı beklemeye başladık. Cuma geldi çattı, akşam maça uygun şekilde hazırlandık, çıktık. Maça uygun hazırlanma şöyle oluyor; çanta falan almayacaksın yanına, bir kimlik, bir akbil, ve çok az kâğıt para. Bozuk para sokmuyorlarmış stada. Sonra ille forma giyeceksin üzerine. Oğlumun Beşiktaş forma koleksiyonundan kendime uygun olanı seçip giydim. Bir de pantolon ve topuksuz ayakkabı ile tamam oldum.

Üsküdar'dan Kabataş'a motorla geçip İnönü stadına yürüdük. Bir kaç kontrolden geçip içeri girdik, ekmek arası köftelerimizi de aldık yerimize oturduk. Maçın başlamasına daha kırk beş dakika vardı, sıkılırım sanmıştım, ama yanılmışım. Öyle bir atmosfer vardı ki anlatılır gibi değil.

Stadın ortasında bir yuvarlak bez vardı, reklammış, çevresinde beyaz giysili adamlar duruyordu. Maçın başlamasına yakın hareketlendiler, bezi herkesin göreceği şekilde sallamaya başladılar, üzerinde Taraftar varsa futbol vardır yazıyordu, ortasında da reklamı yapılan marka.

Biz kara tarafında yeni açık denen kale arkasındaydık. Karşı tarafta küçük bir bölüm rakip taraftarlara ayrılmış, zaten bir avuç seyirciydiler, fakat azıcık ses çıkarmaya kalksalar bizimkiler hemen yuhalıyorlar. Bu yuhalama o kadar çoktu ki şaşırdım kaldım. Rakip takımın oyuncuları sahaya giriş yapıyor yuhalıyorlar, hakemler giriyor yuhalıyorlar, sigara yasağı anonsu yapılıyor yuhalıyorlar. Kural böyleymiş meğer. Stadtaki ekranda takımların oyuncuları sıralanır ve anons yapılırken de rakip takım yuhalandı. Zaten Beşiktaş'ınkiler büyük yazı ve resimliydi, Akhisar'ınkiler küçücük ve resimsiz. Bu ayrımcılık o kadar doğal karşılanıyor ki, bu da bir çeşit kural olmuş yani.

Hakemlerden nefret ediyorlar, her kararını protesto ediyorlar. İkinci sarı kartı çıkarttığındayine yuhalanınca seyirciler tarafından dayanamadım, "Oğlum yuhalanacak ne var, bu tam da sarı kartlık bir faul" der demez, "Anne sen deli misin, dövdürtmek mi istiyorsun kendini? Hadi kendin umurunda değilsin de ben varım yanında, ikimizi de döverler" diye şaka yollu uyarıda bulundu. Anladım ki hiç sesimi çıkartmayacağım, uslu uslu maç seyredeceğim. Benim derdim maç değil tabi, taraftarların maçtaki hal ve hareketleri. Bıraktım maçı falan etrafımı seyre başladım.

Bir amigo Mustafa var, tam da bizim tirübünün yanındaydı. İşiymiş bu amigoculuk, her maçta o varmış. Mustafa biraz deli geldi bana, azıcık kafadan çatlak olmasa her hafta bu işi yapamaz zaten. Geçmiş seyircilerin karşısına bas bas bağırıyor, el kol hareketleriyle tezahürat grubunu yönetiyor. Öyle karşılık veriyorlar ki Mustafa'ya şaşarsınız. Her şarkı türküyü Beşiktaş'a adapte ettikleri gibi özel tezahürat cümleleri de var ve insanlar kendilerinden geçmiş şekilde söylüyorlar bunları. Arada zıplıyorlar hep birlikte, stad sallanıyor adeta.

En başından itibaren bambaşka bir dünyanın içine girdiğimin farkındaydım. Sonuna kadar sürdü bu. Orası, insanların kendilerini serbest hissettikleri, içlerinde ne varsa boşaltmaya çalıştıkları bir terapi merkezi gibi.

Küfür yok muydu sorusuna yanıtım, evet vardı, hem de bolca olacak. Kızlar bile umursamıyor ulu orta küfür edenleri, sıradan olmuş artık.

En hoşuma giden, iki takımın sahaya çıkarken ellerinde tuttukları uzun pankarttı. Şöyle yazıyordu pankartta, "Güçlü bir toplum için kadına şiddete son"

En rahatsız olduğum durum ise, tüm maçı ayakta izlemek zorunda kalmamızdı. Kadeşim yerimiz var, sizin de yeriniz var, oturuyoruz ne güzel, ne diye ayağa kalkıyor, görüntümüze engel oluyorsunuz ki? Meğer bu da kural gibi bir şeymiş, herkes ayakta ve el kol sallanıyor.

Hey Allah'ım, ayak tabanlarım ağtıyor inanın.

Değişik bir akşam geçirdim, tiyatro izlemiş sayabilirim kendimi. Hiç farkı yoktu vallahi. Bol bol da güldüm.

Maçın sonucu mu? 3-1 Beşiktaş yendi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 314
Toplam yorum
: 619
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1120
Kayıt tarihi
: 07.08.11
 
 

Üsküdar İstanbul doğumluyum ve halen burada yaşıyorum. Okumak, yazmak ve seyahat etmeyi çok seviyor..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster