Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1399
 

İnönü'ye iftara ve Hitler kavramı

İnönü'ye iftara ve Hitler kavramı
 

İsmet İnönü (19 Mayıs 1941 tarihli 'Time' dergisi kapağı


İnönü’ye İftiranın Arka Yüzü 

İsmet İnönü ülkemizin ikinci Cumhurbaşkanı, Atatürk’ün en yakın arkadaşı, dostu ve büyük Lozan fatihi olmuş, ülkemizin gelmiş geçmiş en büyük liderlerinden ve devlet adamlarından biridir. İsmet İnönü’yü Hitler’e benzeten bir iktidar tarafından yönetilmek, ne kadar acı bir durum. Caminin kapısına kilit vurduğunu söyledikleri İnönü ile ilgili gerçekler ekteki yazıda ayrıntıları ile yer almaktadır. İsmet İnönü tarihimizin önemli liderlerinden biridir ve ülkemizi her şeyden önemlisi 2. dünya savaşına sokmamıştır ve ülkeyi kalkındırmaya yönelik olarak en zor zamanlarda önemli işler yapmıştır. 

İsmet İnönü'nün yaptıklarından bazıları 

Cumhurbaşkanlığı ve çok partili dönem 

İsmet İnönü (19 Mayıs 1941 tarihli 'Time' dergisi kapağı 

İsmet İnönü, Atatürk'ün ölümü üzerine 11 Kasım 1938'de TBMM tarafından Cumhurbaşkanlığına seçildi. Cumhurbaşkanlığının yanı sıra kayd-ı hayat şartıyla CHP genel başkanlığına da getirildi. CHP'nin 26 Aralık 1938'de toplanan I. Olağanüstü Kurultay'ında partinin "değişmez genel başkan"ı seçildi. Ayrıca CHP kurultayı tarafından kendisine "Milli Şef" sıfatı verildi. Cumhurbaşkanı seçilmesinden hemen sonra başlayan II. Dünya Savaşı (1939-1945) döneminde İnönü, ülkeyi savaştan uzak tutmaya çalıştı. Savaş yıllarındaki ekonomik ve toplumsal sıkıntılar ise, dönemin unutulmayan mirası olarak kaldı. Varlık Vergisi uygulaması hayata geçirildi. Yine bu dönemde Hasan Ali Yücel'in öncülüğündeki Köy Enstitüleri kuruldu[13][14]. Bu enstitüler kapatılana kadar 20.000 öğrenci köy öğretmeni olarak eğitildi. Ayrıca cumhurbaşkanlığı döneminde müziğe özel yeteneği olan küçük yaştaki çocukların bu konuda iyi bir eğitim almasını sağlamak için çıkardığı Harika Çocuklar Yasası ile İdil Biret, Suna Kan gibi sanatçıları kazandırmıştır. [15] 

II. Dünya Savaşı'nın hemen ardından, gerek uluslararası siyasetteki gelişmeler, gerekse ülke içindeki yeni oluşumlar rejimin genel niteliğinde önemli değişiklikleri gündeme getirdi. İkinci Dünya Savaşı galiplerinden olan Sovyetler Birliği'nin lideri Stalin'in Türkiye'den Kars, Ardahan, Artvin ve Sarıkamış'ı istemesi, Türkiye'yi, savaşın diğer galipleri Amerika ve İngiltere ile daha yakın ilişkilere mecbur etti. Bu askeri ve ekonomik desteği vermeye hazır olduğunu belirten ABD, Truman Doktrini ile yardıma başlamıştı ama karşılığında Türkiye'de serbest seçimlere dayanan demokrasi düzeninin yerleştirilmesini ve Milli Şeflik, "5 yıllık kalkınma planları" ve Köy Enstitüleri[16] gibi Sovyetler Birliğibenzeri uygulamaların kaldırılmasını talep etti.[17] 

İlk Devlet Araştırma Kütüphanesi Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu'nun kurulmasi, planlı ekonomiye geçiş, Devlet Planlama Teşkilatı'nin kuruluşu, 5 yillik kalkınma planları, sendikalar, grev ve toplu sözleşme yasalarının çıkarılması, Ankara Antlaşması ve takip eden sene Ortak Pazar üyeliği, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile iyi ilişkiler kurulması, Milli İstihbarat Teşkilatı yasasi ve düzenlemesi, Milli Güvenlik Kurulu'nun başlangıç ve geliştirilmesi, Türk ordusunun modernizasyonu, İran, Pakistan ile birlikte bölgesel kalkınma organizasyonunun kurulmasi, Avrupa ve Orta Asya memleketlerini bağlayan mikrodalga radyo iletişim ağı kurulmasi, Devlet İstatistik Enstitüsü ile Turizm Bakanlığının kurulması, Güneydoğu Anadolu'nun kalkınma ve geliştirilmesi planları, Basın Yayın Yüksek Okulunun ilk kuruluşu İsmet İnönü'nun Başbakanlığı ve Cemal Gürsel'in cumhurbaşkanlığı yaptığı dönemde gerçekleştirildi. 

TUFAN TÜRENÇ 

Çirkin iftira ve gerçek... 

DEMOKRAT Parti 1946’da kurulduktan hemen sonra İsmet İnönü ve CHP için bütün Anadolu’da şu iftirayı yaymaya başladı: 

“Kafir İsmet Paşa camilere kilit vurdu. Etrafına asker dikti. Namaz kılmak için içeriye kimseyi sokturmadı. Camileri devamlı teftiş etti. Nöbetçilere ‘İçeriye kimseyi sokmuyorsunuz değil mi’ diye sordu.” 

Bu iftira 1950 yılında Demokrat Parti iktidara geldikten sonra da devam etti. 

Demokrat Parti’den sonra iktidara gelen bütün sağcı partiler de İsmet Paşa ve CHP için aynı iftirayı yaymayı aralıksız sürdürdüler. 

Bugün aynı çirkin ve aslı astarı olmayan iddiayı AKP de kullanıyor. 

Bu iftiranın kaynağı nereden kaynaklanıyor? Olayın gerçek yüzü nedir? 

Bu çirkin iftiranın iç yüzünü yıllarca CHP’de görev almış, İnönü’nün yakınında bulunmuş olan Necati Karakaya açıklıyor. 

Necati Karakaya ile yıllarca Milliyet Gazetesi’nde birlikte çalıştık. 

Spor yazarıydı, uzun yıllar TRT’de spikerlik yapıp maç anlattı.
Şimdi Necati Karakaya’nın gönderdiği mektubu birlikte okuyalım: 

“28 Şubat 2008, Büyük Millet Meclisi’nde CHP’li bir milletvekili konuşma yapıyor. Mehmet Ali Şahin Bakan koltuğundan bağırıyor. 

‘Haydi, Haydi! Biz sizin nerelere kilit vurduğunuzu çok iyi biliriz.’ 

Bununla ‘siz camilere kilit vurdunuz’ demek istiyor... 

1950 yılından itibaren Anadolu’nun dolaştığım her köşesinde bu iftirayı duydum. 

Gerçek şudur. 

1942 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın en alevli günlerinde Hitler’in orduları sınırımıza dayandı. Türkiye’ye girip girmemekte kararsızlardı.
İsmet Paşa Trakya’da Çakmak hattını kurmasına rağmen İstanbul’un bombalanacağını tahmin ediyor bu nedenle de savunmayı Ankara’nın dışında yapmayı düşünüyordu. 

İstanbul’daki saraylarda ve müzelerde bulunan tarihi eşyaları, zarar görmemeleri için Alman uçaklarının menzil dışında kalan bölgelerdeki camilere koymayı düşündü. 

İsmet Paşa düşmanın camileri bombalamayacağını biliyordu. 

O nedenle bütün saray eşyalarını, padişahların tahtlarını, mücevherleri, kutsal emanetleri, Hazreti Muhammed’in sancağını, kılıcını, Hırkai Saadeti, Hazreti Osman’ın kanlı Kuran’ı Kerimi’ni, Atatürk’ün Samsun’da çıktığı tahta iskeleyi, müzelerde ne varsa tümünü tam 48 vagona yerleştirterek Niğde’ye gönderdi. 

Bu değerli eşyaları korumak için Topkapı Sarayı İkinci Müdürü Lütfü Turanbek başkanlığında 30 görevli, aileleri ve çocuklarıyla birlikte Niğde’ye gitti. 

Eşyalar ve görevliler, tehlike tamamen geçene kadar Niğde’de kaldılar. 

Bu değerli eşyalar Niğde’de 3 camiye yerleştirildi. 

Camilerin etrafına nöbetçi askerler yerleştirildi. 

28 Ocak 1943 günü İnönü Adana’da Churchill ile buluşmak üzere Ankara’dan trenle yola çıktı. 

Tren Niğde’de durdu ve uzun süre bekledi. 

İsmet Paşa tarihi eşyaları görmek üzere 3 camiyi de teftiş etti. 

Özellikle Atatürk’ün Samsun’a çıktığı tahta iskeleyi görmek istiyordu. 

Saruhan Camii’ne gitti ve Tunabek’e sordu: 

‘Asker nöbetini aksatmıyor, camilere kimseyi almıyor değil mi? Gözüm arkada kalmasın’ dedi.” 

İşte o çirkin iftiranın gerçek yüzü böyle. 

Aradan 70 yıla yakın zaman geçmesine rağmen AKP hâlâ bu yalanı kullanıyor. 

Başbakan Erdoğan bununla da kalmıyor Kurtuluş Savaşı kahramanı, Cumhuriyetin kurucusu, İkinci cumhurbaşkanı İsmet Paşa’yı Hitler’e benzetiyor. 

Ve açılan davada mahkeme Erdoğan’ı “İnönü’nün böyle bir kişiye benzetilmesi, hatırasına saygısızlık teşkil ettiği gibi milleti oluşturan bireylerin de kişilik haklarını ihlal edip incitmiştir” gerekçesiyle mahkûm ediyor. 

hurriyet 

Serhat ÇETİN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tarihi bir gerçeği güzel bir şekilde aktardığınız için çok teşekkür ederim. Ülkemizin kurulmasında bir damla teri olan herkesi rahmet ve minnet ile anıyorum. Müsaadeniz olursa bu yazınızı önermek istiyorum. Saygılar

Serhat ÇETİN 
 15.08.2011 10:15
Cevap :
İlginiz için teşekkür ederim. İsmet İnönü gibi büyük devlet adamlarımıza hiç kimse laf ya da iftira atmamalı. Yazımı önerebilirsiniz. Saygılarımla  15.08.2011 15:08
 

İsmet İnönü, bu ülke için tüm hayatı boyunca mücadele etmiştir. Seçimi kaybettiğinde "bu benim en büyük zaferimdir" demiştir, diyebilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, İsmet İnönü döneminde tam anlamıyla demokrasi'ye geçmiştir. Ama maalesef bunlar gözardı ediliyor ve acımasızca "tek adam diktatöryalığıyla" itham ediliyor. Gerçekten üzücü...

Bekir Özgür AYBAR 
 02.02.2011 23:15
Cevap :
Katkınız için teşekkür ederim. Gerçekten de söylediklerinizde haklısınız. Ülke için gerçekten çalışan ve yaptıkları tarihin sayfalarında yazılan saygıdeğer insanlar hakkında bu tip ithamlar nasıl bir iktidar tarafından yönetildiğimizi açıkça ortaya koyuyor. Saygılarımla  03.02.2011 14:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 540
Toplam yorum
: 197
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1820
Kayıt tarihi
: 10.06.10
 
 

Gündemi ve olayları yakından takip etmeye çalışıyorum. Sinema, kitaplar, spor, doğa, siyaset, miz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster