Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mayıs '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
224
 

İnşaat

Bir daha dönmeyeceğim diyordu genç kadın. Bir daha af dilemeyeceğim diyordu bir adam. Ve, uçup gidiyordu ellerinden kanadı yaralı bir sevda. Nereye gider, ne yapar bu kargaşada? Başka kimler deva bulabilir kanadına? Nereye saklanır, kimlerle karşılaşır o karanlık ormanlarda?

Ama, bir daha dönmeyeceğim diyordu işte gözü kara bir gurur; bir daha görmeyeceğim diyordu sıcak sular gibi yakıcı bir öfke. Kimsesiz ve sessizce yürüyordu iki kalp sonu belirsiz dehlizlerde.

Kadın; bilmekle kabul etmenin ortasında bir yerde. Kalbini sürekli yalanlar vaziyette. Bilmekle söylemenin bilmecesinde; bilmekten geçmişte, çekiniyor söylemeye. Kabul ederse canını yaktığını bu vedanın ayrı düşecek beynine, söylerse nasıl vazgeçilmez olduğunu sevdanın sır vermeyecek, güvenmeyecek bir daha kendi diline.

Adam, dolaşıyor sözlerin kalbinin taştan olduğu caddelerde. Tutkuyla dokunuyor hiddetin sıcak tenine. Gözlerini bağlamış en kara öfkelerle. Büyük harflerle söylemiş cümlelerini kadının yüzüne, sesli harfler kullanmış hep kılıf bulurken şiddetine.

Gurur fark ettirmeden sızıvermiş kadının bedenine. Almış ateşini yüreğin, çevirmiş atan kalbi etten bir kütleye. Bildiklerini fısıldamış kulağına kadının; döndürmüş uçan kuşu zehirli bir sürüngene.

Öfke, işgal etmiş vatanını erkeğin, ele geçirmiş gönül meclisini. Devirmiş sevda hükümetini, ateşe vermiş aşk cumhuriyetini.

Kalp nefessiz kalmış hapsedilmiş de karanlık bir odaya. Sevda azad edilmiş göklere, salınmış boşluklara. Aşk kaçmaya çalışır ölümlerden, nefret iki keskin bıçağın ucunda.Öyle ya, ne geçmek kolay sırat köprüsünden, ne de bırakmak güzel dünyayı daha yolun yarısında.

Yaldızlarla boyanmış keder, yıldızlara bürünmüş karanlıklar… Makyajını eksiksiz yapmış bir yalnızlık… Alıyor koynuna adam sesiz bir geceyi, yok ediyor sadakati. İri cüsseli bir kadın yataktaki. Uzanmış yatıyor sanki. Yalnızlık bir kadın gibi…
Bir kadın; ismi cismi yok. Bazen karanlıkta belirir, bazen aydınlıkta bile gözden kaybolmayı başarabilir. Seslensen ruhu duymaz, çağırsan keyfi bilir. Sonra bir gün kapıyı çalar ve gelir. Gelme desen dinlemez, bir gitti mi geri gelmez…

Çat kapı gelmiş saçma bir gurur, oturmuş evin baş köşesine. Kafese hapsetmiş kadını, izin vermemiş sınırları geçmesine. ’Dur, gitme’ diyor kadına ’geçme sakın karşı kıyıya’… Sonra, kıpkızıl bir yağmur boşalmış göklerden, gururun beyaz maskesi kırmızıya boyanmış. Ayın yalancı edası kadını iyice sarmalamış. Oyulmuş kurulan hayaller; içlerine nefret sıkıştırılmış… Çirkin bir sima artık görülen aynalarda; kadının güzelliği , yağan yağmura karışmış…

Adam kendini ateşlerle kuşatmış. Öfke denen canavarı bizzat kendi yaratmış. Her gece başka gönül, her gönül başka ayıp artık. Öyle kirli bir surat ki sorma; ne bakabilir aynalara, ne de kabulüdür yaptığı ayıp…

Sağanağın ardından bir sukunet hakim vatanına kadının. Kadın, ne arkasında yaptığının ne de farkında canının yandığının. Öyle bir duygu ki bu içini kemiren, tabir yermiyor tarifine, nerede bulsa da sığınsa bir gönüle aşk niyetine.
Adam, yalnız bir sabaha açmış gözlerini.Sanki tüm gece kar yağmış, buz tutmuştu her yeri. İlk defa bu kadar acı yalıyordu yüzünü ayrılık yeli. Bir ses geldi aniden, dışardan değil gaipten; belli ki bu vicdanının bestesi. Dinlemek zor, dinlemek zaruri; nereye gitse peşinde gerçeğin hüzünlü nağmeleri…
Adamın içinde öyle bir duygu, korkusundan adını koymaz. Sonunda gördü ki yürekteki boşluklar hoş kokularla doldurulmaz. Kapanmaz açılan yaralar, içlerine yeni sevdalar konulmaz…

Kadının çalar kapısı; pişmanlıktır gelen, az önce adamın evinden dönen.Pişmanlıktır titreten ellerini .Pişmanlık ki yakan, yok eden. Yattığı yatak değil ıssız bir ormanda gecenin kucağında uyuyor sanki. Öyle bir his ki sorma kapkara bir gecenin tüm kiniyle üzerine çökmesi…

İki kişilik bir rüyanın tekil ızdırapları artakalan. Ne haklı var ortada ne de belli kazanan. İki ayrı yürekte tek bir duygudur hayat bulan. Bir duygu ki yaşananları kalbe mıhlayan. Pişmanlıktır aslında, yaşayan ölüleri yaratan.

Gurur bir tabut, öfke bir mezar. Anlamsız bir inattır bir aşkı sonlandıran. Devrilen köprüler, çöken binalar… Ve, yıkılmak için inşa edilen o dayanıksız yuvalar…
Sürekli bir inşa hali küçücük yüreklerde. Gönül daimi bir inşaat bölgesi. Hiç bitmez tozu dumanı, deli eden sesleri. Kalp dediğin zaten zavallı bir aşk amelesi. Dikkat, sakın girme o kapıdan içeri! Zira, tehlikeli ve yasaktır inşaat alanında dolaşmak ve unutma ki imkansızdır enkaz altından bir aşkı sağ çıkarmak…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 655
Kayıt tarihi
: 18.01.08
 
 

05.03.1990 doğumlu İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi. Gelecekte olacağı kişinin çiz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster