Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '11

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
1663
 

İnsan - Şeytan!!

İnsan - Şeytan!!
 

Beğeni, başka bir şey, bir şeyden hoşlanıp hoşlanmamak veya sevip sevmemek daha başka bir şey ve yine aynı şekilde, “takdir etmek” daha da başka bir şeyken, “yanlış” ise çok çok daha başka bir şeydir. Öyle ki bazıları da “yanlıştan” hoşlanır mesela. Bu da bir gerçektir:) Zira yanlış ve yanıltıcı yazıları alkışlayanları gördüğümüze göre, başka türlü düşünmek mümkün olmuyor. Yani kişiye göre değişir bu durumlar.

Ama şunda herhalde mutabıkızdır ki, hiç kimse “kendisine” yapılan bir yanlıştan asla hoşlanmaz!!

İşte bu noktada da devreye, neyin “gerçekten” yanlış olduğu muamması girer!

Malumunuz yaklaşık 4 aydır MB’deyim ve geldiğim ilk haftadan bu yana, şu an da dahil olmak üzere, “bazılarının” hala bıkmadan usanmadan sürdürdüğü, bana yapılan yanlışlardan da ben hiç hoşlanmıyorum haliyle!

Hatta, bunun “kişilik hakları ihlali” , “kişilik hakkıma saldırı” olduğunu söylüyorum!!

İşte tam o noktada da kimin haklı olup, olmadığı sorusu girer devreye!
Ben de haklı olduğumu ve bana haksızlık edildiğini savunuyorum.
Onun için, bu yazımın da şimdi bir tür “tekzip hakkı” kullanımım olarak değerlendirilmesini istiyorum!

Sizlere bu defa daha farklı bir açıdan izah etmeye çalışacağım durumu.
Şöyle ki;
Herhalde bütün yaratılanlardan üstün olarak ilk insan yaratıldığında, İblis’in Adem’den üstün olduğunu iddia ederek insanı kabullenemeyip, insana karşı kendi üstünlüğünü kanıtlamak üzere Yaradan’dan süre istemesiyle, o sürenin de kendisine verilerek, işte bu dünya hayatının da, şeytanın kendi üstünlüğünü kanıtlamak üzere, insanı kandırma ve yanıltma süreci olduğunu bilirsiniz.

İşte tam da bu olgudan hareketle, ben de şimdi bana yaşatılan bu haksızlığı, saldırıyı ve seviyesizliği bir de şeytan ve insan bağlamında aktarmaya çalışacağım. Zira yanlışı insanlara şeytan yaptırır malumunuz. Ancak bu da demek değildir ki, insan masum!

Ama öncelikle ilişkilerde insan insana duruma şöyle bir gözatıp, ondan sonra şeytana geçelim.
İki söylem vardır mesela… deriz ki:
Ne kaa para, o kaa köfte :)
Yani herşey karşılıklıdır manasında.
Yine aynı şekilde;
“Kim ne ekerse onu biçer” deriz.
Doğruyu ekersen, fayda biçersin, kazanırsın.
Yanlışı ekersen, zarar biçersin, kaybedersin.

Zaten yanlışa da onun için yanlış deriz, zarar verir bize!
O nedenle bizler de yanlış yapmamaya, yanılmamaya çalışır, kimseye zarar vermemeye, kendimiz de zarar görmemeye çalışırız.
İNSAN da ona denir çünkü benim bildiğim!
Kendimiz de dahil kimseye zarar vermeme temeli üzerine inşa edilir çünkü insanı insan yapan, iyi insan, makbul insan kılan ahlak ve erdem.

Zarar verirsen zarar görürsün… veya iyilik yap iyilik bul… gibi çeşitlenebilir de bu söylemler.
Her ne kadar şeytan nedeniyle, dünya ahvali içinde bu tür deyişler her zaman ya da hemen öyle gerçekleşmese de, bütüne bakıldığında ve nihai olarak, kural öyledir ve eninde sonunda da bu “karşılıklılık kuralı” özellikle insan ilişkilerinde mutlaka bu şekilde işler ve sonuç öyle olur!

Ama birisi, kimseye hiçbir zararı olmayan iyi ve doğru bir şey yapmış lakin bunun karşılığında kötü, çirkin, seviyesiz yaklaşımlarla karşılaşıyorsa durumda bir terslik var, yani devreye şeytan girmiş demektir bu da.

Onun için, insanlar arasında bir anlaşmazlık veya bir sorun olduğunda da, önce ve asıl “başlatana” bakılır, öyle olmalıdır.

Yanlışı önce kim yapmıştır?
Kim yapmışsa, ona sormak gerektir, her soruyu, her hesabı!
Sorumlusu odur çünkü! Faturanın da ona çıkartılması gerekir.
Kim başlatmışsa odur, ödeyecek olan bedeli, çekecek olan cezayı!

Hakçası bu değil midir?
Siz başlatmadıysanız ne ala, ama siz başlattıysanız pek fena!!

Siz başlatmışsanız, ne yapmaktaysanız, aynen alırsınız cevabını da, olan size olur!
Çünkü top sizden çıkmış, karşı tarafa geçmiştir artık. Yanlış yaptığınız kişi, size ne dese, ne yapsa yeridir, onun hakkıdır artık, sizin bir hakkınız kalmamıştır ne yazık!
Sonuçta kimsenin dili bağlı değil, herkesin kendine göre aklı, ruhu da yerli yerinde.
Birine haksızlık veya yanlış yaptıysanız,
Siz makbul olamazsınız asla!!
İtibardan siz düşersiniz!!
Zararı, kendi ellerinizle, kendi hanenize yazarsınız asıl!

Buraya kadar bir itirazı olan var mı? Peki şu ana kadar yazdıklarımda bir yanlış var mı?
Bence yok, çünkü size karşı bir yanlış yapıldığında sizin de tepkiniz, hissedecekleriniz, düşünecekleriniz ve yapacaklarınız bunlar olurdu herhalde yine. Zira “benim size yanlış yaptığımı” düşünerek/zannederek, sizler bana bundan çok çok daha fazlasını yaptığınıza göre, öyle değil mi?!
O halde bakalım madem kim başlatmış acaba?
Olay malum, size göre gelir gelmez bir yazı yazdım, ciddi ve doğru bir yazı, ve anında bazılarınızdan “saldırı” aldım ve o gün bugündür de saldırılarınız devam ediyor. Ve evet, saldırıydı, kesinlikle eleştiri değildi çünkü saygısızlık, densizlik, hakaret ve alay içerdiğine göre, eleştiri olarak asla düşünülemez! Hem de aranıza henüz yeni katılmış birine, daha onu hiç tanımadığınız bilmediğiniz halde, kişiliğine saldırarak bir hoşgeldin sunmuş oldunuz!!

Size göre ben yanlış yapmıştım, onun için saldırdınız, kendinize göre haklı olduğunuzu iddia ediyorsunuz, bana göre ise ben bir yanlış yapmadım!.. O halde bakalım, kim haklı, kim haksız?

Bunun için de, şimdi beni ve sizi bir kenarda bırakıp, sadece insan ve şeytan örneğine dikkatimizi çevirirsek, ve bundan sonra yazacaklarımı da yine kendinizi benim, yani insanın yerine koyarak da okursanız eğer, çünkü herbirimiz de birer insan olduğumuza göre, benim yaptıklarım bağlamında da bana (insana) ve şeytana bir bakalım hep birlikte:

Ben normal normal yolumda yürüyorken, durup dururken insan bana saldırır mı? Saldırmaz!
Ama şeytan saldırır işte, hatta asıl, saldırtır!
Peki şeytan bana neden saldırır ya da saldırtır? İnsanımdır çünkü!!
Derdi var ya benimle/insanla, kendini kanıtlayacak.

Yine aynı şekilde;
Şeytan neden benimle başetmek ister? Çünkü üstünümdür ondan.
Neden?
E yaradılış öyle demiştik, ben insanım, beni şeytandan üstün yaratmış yaratan.
Üstelik öyle olduğum, insan olduğum yaptıklarımdan belli!!
İşte asıl burası çok önemli… nereden belli?
Doğruları yapıyorum çünkü, nasıl yani, niye? Çünkü, şu yanlıştır, doğrusu şudur diyorum, yanılgıları anlatıyorum insanlara.
Öyle değil mi? Geldiğimden beri benim yaptığım budur. Herhalde buna bir itirazı olan da çıkmaz.
Aksini iddia eden var mı, varsa da kanıtlamak zorundadır, var mı kanıtlayacak olan?

Hatta öyle ki, doğruya dair, insana dair bu bildiklerim sırf bende kalmasın diye, kalkmış bir blog ortamına gelmişim, insanlara da nerede-nasıl-niye yanılındığını, yanılgıları anlatayım diye. Peki bu niyetimde bu isteğimde insanlığa, insana ters bir durum var mı? Yoktur. Zira hiçbir insanın böyle bir niyete ve isteğe itirazı olacağını düşünmüyorum.

Üstelik gelir gelmez, daha en başta direkt, yani hazır kimseyi tanımaz etmezken, onlar da beni tanımaz etmezken, ki bu da demektir ki, hiç kimseye zaten bir saldırma ve zarar verme ihtimalim dahi olamayacak şekilde, mademki bir blog ortamında yazacağım, öncelikle “Blog Nedir” diye bir yazı yazıp, istisnasız her blogta mutlaka yapılan hataları, yanılgıları anlatıyorum… Şeytana dert oluyor..!

Ve dikkat: belki de tam bu safhada kafalar karışıyor. Çünkü tam anlamıyla, kesinlikle son derece bıçık sırtı bir niteliktedir benim konum. Düşünsenize insana insanı anlatıyorum. Benim yazmak istediklerim ve yazı konum bu. Ben, İnsanı ve insanda yanılgıları yazmak üzere buradayım zaten. Zira buraya gelmeden önce bilfiil 25 sene boyunca üzerinde çalıştığım konu İNSAN!... İnsanı biliyorum, insanı yazıyorum. Uzmanlık alanım doğru-yanlış ve insan… Dolayısıyla “İNSAN-HAYAT ve insanda YANILGILAR”ı yazmak üzere buradayım.
Ve insan, çok kolay ve rahat, üstelik de sık sık, hatta sürekli yanılan, yanılma potansiyeli taşıyan bir varlık. Hal böyle olunca da “Yanılan insana, yanılgılarını” anlatmak gibi bir durum çıkıyor ortaya ki, nasıl “bıçak sırtı” olmasın? Yanılan yanıldığını görse veya kabul etse, zaten “yanılan” olmaz idi! Öyle değil mi?

Üstelik bu durumdaki yanılgı da şöyle gelişir:
Malumunuz, İnsan zaten hayatı boyunca sürekli “öğrenme” durumunda bir varlıktır.
Çünkü insan ömrü, zaten herşeyi bilmeye yeterli değildir.
Zira sırf o yüzden sadece tek bir insan değil, insan-lar yaratılmıştır; insan insana lazımdır, insan insandan öğrensin, insan insana birşeyler öğretsin diye! Ve ne sadece öğrenen, ne de sadece öğreten konumundadır, her ikisi de atbaşı gider her insanın hayatında ve hayatı boyunca.
Dolayısıyla insan, keşke kendisine doğru birşeyler anlatanı, öğreteni bulsa da öpüp başına koysa.
Ama yanılan insan, hayatı boyunca zaten bir öğrenci olduğunu asla farketmez işte. Esasen farketmez de değil, hatta farketmenin de ötesinde basbayağı bilir de bunu, ama iş, davranış ve duygu bazına geldiğinde, kendisine bir şey öğretilmesini zül addeder ve hiç hoşlanmaz bundan. Unutur yani bunu, bilirken bilmeze düşer insanoğlu, Şeytanın işi işte!

Oysa şeytana ne? Muhatabım bile değil. Ben kendim gibi olanlara, yani insanlara anlatıyorum doğruları, yanılgıları… gerçeği söylüyorum. Niye anlatmayayım ki o ortamı paylaşacağım insanlarıma? Zaten insanlara yanılgıları anlatmaya gelmişim, hayvanlara anlatacak değilim. İnsana, faydaya, doğruya, hakikate hizmet ediyorum. Kime ne?

Ve insana karşı bir suç mu bu, yanlış mı? Asla!!
Kimseye zararı olmayacak, aksine faydası olabilecek, insanlara doğruları anlatmak, yanılgıları anlatmak, gerçeklerden söz etmek ne zaman suç, ne zaman yanlış olmuş? Olsa olsa koskoca bir “DOĞRU”dur ancak!!

Normal ve doygun bir ruh halinde, aklı başında mantıklı bir insan bunun aksini düşünebilir mi?? Düşünemez! Düşünürse eğer, şeytan karışmış demektir onun aklına, fikrine, ruhuna!

Üstelik, insan yaratıldığından beri, insanlık tarihi boyunca her insan her ne biliyorsa, doğru hakkında her ne keşfetmiş, her ne fikir üretmişse tekrar tekrar anlatır, zaten anlatmalıdır birbirine, çünkü bilen bilir: “doğru” insan için en zor, en kilit konudur ve insanoğlu hep zaten sırf bu yüzden yanılır!! İnsan doğruyu anlatmak, anlamak, hatta aramak, bulmak zorundadır. İnsanın sorumluluğudur bu. Hazır çıkmış bir anlatan, daha ne? Ayrıca bunu anlatabilecek yeterlilikte biri midir, değil midir, velevki olmasa dahi, yine kime ne? Olsa olsa ancak, yazdıklarında yanlış bir şey söylemiş mi ona bakabilirsiniz o kadar!! Ve bulamazsınız da zaten!

Ama buna rağmen şeytan gelip saldırıyor bana… bak sen!!

İşine gelmiyor çünkü, insanlar doğruyu bilir doğruyu yaparlarsa, o rahat rahat yanlışlarını sergileyemeyecek… İnsanlar uyanık, insanlar ayık olursa, insanlar bildikleri şeyler arasındaki bağlantıyı doğru kurar, doğru düşünürse, yani sebepleri bilir ve doğru muhakeme kurarsa, o kimi kandıracak, kimi kendine uyduracak, hareket edebileceği alan kalmayacak ona. Doğru insan ne kadar çoksa, o kadar şeytan az olur çünkü!!

Benim ona sataştığım falan yok,
Ama o gelip gelip, durup durup bana sataşıyor!
Kendi üstünlüğünü kanıtlayacak aklı sıra.
Salak işte, hep derim!

Ben peki, şeytana karşı bir üstünlük iddiasında mıyım? Yooooo… Ne işime, ben zaten şeytandan üstünüm, benim derdim değil ki bu?
Şeytana dert oluyor, eksik olan o çünkü!!
Onun bir iddiası var, benim değil!
O kendini kanıtlama sevdasında!!
Üstelik üstün olmak suç mu, yanlış mı? Değil! Aksine makbul bir şey. Mesele orada zaten. Keşke o da üstün olaydı, ama değil, e değilse de ben n’apayım yani, bana ne? Ama ona dert tabii!

Benim onunla yarıştığım falan da olmaz, ama o gelir benimle yarışır!
Len neyine güvenip de yarışıyon benimle?
Ben insanım zaten, a benim aklı evvelim!
Orta yerinden çatlasan,
Yenemezsin ki beni, başedemezsin ki benimle…
Ben insanım!
Hala mı koca kafan basmıyor?
Git kendi denklerine takıl, oyalan, eğleş!!

Ne denmiş sana, insan üstün, sen değil;
İnsan fazla, sen eksik.
İnsan doğru, şeytan yanlış!
İnsan faydalarda, şeytan zarar verme peşinde!
Doğruda olan insandır, yanlışta olan şeytan!
Şeytan zarar vermeye çalışır, insan fayda tesis etmeye!
Kim kime zarar vermeye çalışıyor, sen mi, ben mi??
Şeytan yenilmeye mahkumdur zaten.
Yeter ki insan, insana karşı iyi niyetli olsun, şeytana karşı aklını, iradesini kullansın!!
İnsan toprak, şeytan ateş!
Toprak ateşi söndürür,
Ama ateş toprağı yakamaz!!
İnsan kendi yanarsa yanar sadece
Ve yanarsa da, kül olur zaten o zaman!
Puffff… üfle uçsun!!
Zaten işkembe-i kübradan savurup, atıp tutup, uçanları da görüyoruz bazı yazılarda, yorumlarda, cevaplarda malum!

Bir hiç! Bomboş! Ya sahte, ya balon!

Yani, evet işte:
Şeytana yenilmiş insanlar da yine aynen böyle!!!
Şeytan başlatır zaten hep, insan değil!!!!
Atar kancayı insana, aldatmaya, kandırmaya, avlamaya, kendine uydurmaya çalışır.
Ve önce şeytan saldırır insana daima, insan şeytana değil!
İnsan ancak şeytan saldırırsa ona, saldırır.
Hatta saldırmaz bile aslında, şeytan saldırınca insan kendini korur, savunur.
Yani aslında bir tür nefs-i müdafaa!!
Tıpkı benim ve her insan olanın yaptığı/yapacağı gibi!!

Gerçek insan hakkını korur, doğruyu savunur, doğruyu söyler, doğru davranır, avlanmaz yani, kanmaz işte.
Asıl/gerçek şeytan ise, akıllı değil ama zekidir ve kurnazdır, riyakardır ama kandıramayacağını anlar anlamaz da hemen uzak durur zaten benden/gerçek insandan, kaçar hatta! Duramaz bile yanımda.

Ama şeytana meyletmiş insan, pek öyle değildir işte, şeytana kanmıştır bir kere, şeytanın maşasıdır artık, akıl ne gezer onda? Şeytana teslim olmuş insan ise, şeytandan da beter, tam bir sefil!!

Yani geri planda kalır “asıl şeytan”, kandırdıklarını kullanır!!

Gel gel, gözün yiyorsa eğer, ordan burdan fırt fırt madem uzatıyorsun bileğini gene, büküvereyim ben de yine!! Şeytana demiyorum, anladınız siz onu!

Çünkü hala, 4 aydır, yırtık dondan çıkar gibi zırt pırt bazıları bıkmadı kaşınıyor yine.

O halde soruyorum ben de:

Kim şeytan, kim insan?
Ve kim şeytana yularını kaptırmış insan?
Önce siz saldırmadınız mı bana?
Benim şimdiye kadar birine saldırdığımı veya bana saldırılmadıkça kimseye saldırdığımı gördünüz mü?
Ve okuyun, o yazım hala orada, hiç kimseye bir saldırı var mı o yazımda!!!!
Ve de,
Kim kime zarar veriyor?
Ben mi birilerine zarar veriyorum, yoksa birileri mi bana zarar vermeye çalışıyor?
O yazımda veya herhangi bir yazımda benim hiçbirinize zarar verici tek bir ayrıntı var mı?
Yok!! Ama bazılarınızın neredeyse her yazısında, hala hedef ben!!
Hala kör olana, gerçek bu kadar açık ve net işte!

Sorun kendinize!
Kim insan, kim şeytan;
Kim doğruda, kim yanlışta!!
Kim biliyor, kim yanılıyor!!!
Kim haklı, kim haksız?

Alta tarafı bir yazı yazmışım, burası zaten bir yazı yazma yeri! Ve ne yazmışım, doğruları, yanlışları, yanılgıları, gerçekleri yazmışım, nasıl olur da ve kim diyebilir ki bana, hayır sen bize doğruları, gerçekleri yanılgıları yazamazsın diye, aklınıza şaşarım!! Ve tabii ki blog kategorisine yazarım, insanın bulunduğu heryerde, dolayısıyla blog ortamlarında da istisnasız sürekli yapılagelen yanlışları, doğrusunu, yanılgıları, gerçekleri direkt ortamın kategorisi olan blog kategorisine yazmayıp da ya nereye yazacaktım… hadi şeytana kandınız aklınız şaştı diyelim, mantığınızı da mı yitirdiniz!!!

Ondan sonra da yok ahkam kesiyormuşum, ukalaymışım, daha gelir gelmez durmuşum dört yol ağzında milleti hizaya sokmaya çalışıyormuşum, onlar hiçbir şey bilmezmiş gibi, salak yerine koymakmış bu onları, daha üç gün bile olmamış geleli, akıl vermeye kalkıyormuşum, Vay efendim kim oluyormuşum, yok prim yapmaya çalışıyormuşum, özellikle polemik yaratmaya çalışıyormuşum, meşhur olmaya çalışıyormuşum, çıkarcıymışım, ardniyetlişmişim, cahilmişim, salakmışım, safmışım, kendini bilmez, haddini bilmezin tekiymişim, kendimi birşey sanıyormuşum, cin olmadan şeytan çarpmaya kalkışıyormuşum falan da filan… Allah Allah… İftiradır, hakarettir işte bu resmen!! Madem öyle, sizin bütün bu garabet huyları ve özellikleri dönüp de bir kendinizde aramanız gerekiyor demek ki önce!! Zira benim ruhum bunlara ihtiyaç duyacak kadar hiç aç olmadı şimdiye kadar hamdolsun.

Siz asıl, yanlışları yazanlara, yanlış yazanlara, o kategoriye hiç alakasız, yerli yersiz ya da eften püften, bomboş, saçma sapan yazanlara tepki gösterin. Siz asıl, birileriyle alay etmeyi marifet gören ve o hakkı kendinde görüp, birilerine binbir türlü hakaret eden, saygısız, densiz, yanlışlarla, iftiralarla dolu, doğruyu eğriymiş gibi gösteren, gerçeği saptırıcı yanıltıcı, saldırgan yazılar yazıp, direk insan onuruna ve itibara saldıran bir de üstelik o yazıları ve öyle yazı yazanları alkışlamalarınıza bakın!

Kim şeytan, kim insan??

Bunları yapanlar mı makbul, doğruyu yapanlar mı makbul?
Saldıran mı makbul, kendini ve doğruyu savunan, doğruyu yazan, söyleyen, İNSAN mı makbul!!!!
Siz mi, ben mi?

Bir de bazılarınız öyle çifte standartta ki, bu kadar olur yani… Burçak’a saldıranlara demediğinizi bırakmıyorsunuz, ama söz konusu ben olunca, üstelik “doğru şeyler yazmak üzerine” “durum itibariyle” hiçbir fark yokken aramızda, hatta bende yaş gibi, müstear gibi vs. bazılarında kuşku ve bilinmezlik yaratan bir bahane/vesile bile yokken ortada ve yine hatta ben de zaten her zamanki gibi tam da hakça Burçak’ın hakkını da savunanlardanken, bana saldıranlar da her ne hikmetse Burçağı savunanların yine ta kendileri oluyor… İlginç!!!!!!

Siz benim gibi hep haklıdan yana mısınız, yoksa canınız istediğinde haklıdan, istemediğinde haksızdan yana mı, bir karar verseniz?
Birilerine saldıranları kınarken, ben kimseye saldırmadığım halde bana saldıranlar nasıl oluyor da yine siz olabiliyorsunuz? Hani diyorum, bir tutarlı olaydınız bari!!

Sizi böylesine bir çifte standartta, yanar döner, ikili, dansöz gibi kıvırtmaya, davranmaya iten neden ne peki, hiç düşündünüz mü bunu da? Sakın şeytana ilaveten, ayrıca insanlardan da sizi yanıltanlar… ve onlar nedeniyle içine düşüp kendinizi kaybettiğiniz "sürü psikolojiniz" de olmasın buna sebep??

Yaş ermiş kemale, artık bir kişilik, sağlam bir karakter oluştursanız ha, ne dersiniz?
Aklınızı başınıza devşirip şu sürü psikolojisinden bir sıyrılın, ayılın artık!

Evet, kiminiz dev aynalarına, kiminiz sirk aynalarına değil, gerçek aynalara bakın hepiniz!!!!!!

Zira şu halinizi sürdürdükçe, biliniz ki İNSAN’ın hak tartısında zerre kadar yoktur, bir değeriniz, ederiniz!!

Şeytandan, yanılgılardan kurtarmaya çalışın kendinizi…




Filiz Alev
20.06.2011 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bovvvv müthiş bir savunma yazısı!

Kerim Korkut 
 15.01.2015 19:15
Cevap :
Dile kolay 4 sene geçmiş üstünden:) Ben hala burdayım, onların çoğunun esamesi bile okunmuyor. Şeytanı ezer geçerim!  16.01.2015 2:39
 

biraz kendinize gelin ve haddiniz bilin. Ne demek o öyle zeynep ve serhatt'ın arasından su sızmıyor, Burçak'la telefonla irtibat kuran serhatt gibi göndermeler ve imalar? Burçak'ın telefonu kendi sayfasında da yayınlandı, biraz medeni cesareti olan herkes arayabilir. Bundan sonra ağzınızdan çıkanları iyice bir tartın ve ondan sonra yazın................................

serhatt 
 27.06.2011 10:54
Cevap :
Her zaman yaptığınız gibi, yine kendinize söylemeniz gerekenleri ya da benim size söylemem gerekenleri, siz bana söylemişsiniz. Asıl ben bunları size ve kankalarınıza tavsiye ediyorum. Kendine gelmesi ve haddini bilmesi gereken sizsiniz çünkü. Kişilerle ilgilenenler, hafiyeliğe soyunanlar, gitsin Burçak’ı, şunu bunu arasın. Ben kişilerle ilgili değilim, doğru ve yanlıştır beni ilgilendiren. Yapılanlar, olanlar, “yazılar” doğru mudur, yanlış mıdır, burada da bu ilgilendirir beni. Ben doğruları-yanlışları, olanları ve gördüklerimi söylerim sadece, zira hepsi de yazılarda yorumlarda yazılı, gerçek ve kanıtlı! Göndermeler, imalar, iftiralar, alay, yalan dolan, uydurmalar ve zanlarla hareket etmeler tümüyle sizin işiniz. Siz ve sizin gibilerce yazılan yazı, yorum ve cevaplarda gayet açık ve net olan bütün bunları görebilen herkes de bunların böyle olduğunu biliyor zaten.  27.06.2011 14:29
 

...birbirinin ayağına basmak için bahane arar oldu. Bu durum tüm Yerküre'ye hakim. Güneşten, havadan, topraktan insanları etkisi altına alan bilinmedik birşeyler yayılıyor. Türkiye'nin içinde bulunduğu şu günlerin ne denli zorlu olduğunu düşünerek birbirimize sarılmamız gerekir. Siyasilerin kavgaları, birilerinin ekmek kapısı yaptığı birilerinin fikirlerini yayma çalışmaları, olumlu gelişmelere sabitleşmiş fikirlerle yorum yapmaları... Bugünlerde bırakınız münakaşa etmeyi, münazara bile yapmayınız. Saygı öncelikli sevgiler.

Yüksel ÖNAÇAN 
 25.06.2011 18:45
Cevap :
Budur işte. Ne kadar doğru söylemişsiniz Yüksel Bey. Ne yazık ki aynen söylediğiniz gibi. Ben de işte yine aynen bunları tüm arkadaşlarımıza tavsiye ediyorum ama, doğru düşünebilen ve anlamak isteyen o kadar az kişi var ki, bunların dışındakiler, doğruyu yapanı, doğruyu söyleyeni bile ahkam kesmekle, kendini bilmek,haddini bilmekle dahi suçlayabilecek hallerdeler maalesef. Onun için doğruyu gören, bilen ve doğru düşünebilen biz gibi insanlara da düşen, yılmadan,yorulmadan yine doğruyu yapıp, doğruları söyleyerek, doğruları göstererek yanlışla mücadele etmektir.Böylece insanları doğru düşünmeye, doğruyu yapmaya çağırmaktan başka çare yok. Doğruyu yapmak da bu çünkü.O nedenle zaten,“doğruyu yapmak” dünyanın en zor işi. Bu değerli katkınız için çok çok teşekkür ediyorum ve doğruya katkınızı hep bekliyor ve istiyorum.Zira azınlıktaki doğrunun, çoğunluktaki yanlışlara karşı mücadelesi sadece 1-2 doğrunun çabasıyla olacak iş değildir. Sağlık dileklerim, saygı, sevgi ve selamlarımla…  27.06.2011 13:02
 

söylediğiniz konuda çalışmakta ben yüzdüm yüzdüm kuyruğuna geldim, benim sadece birkaç fırınım kaldı, o birkaç taneciği de tamamladığımda artık insanlıkta ve doğruda ben tam kemale ermiş olacağım şükürler olsun ki. Ama siz, bilemiyorum yani… bir düşünün isterseniz Zira tüm yazdıklarınız gibi, şu yorumunuzla bile “yine kanıtladığınız” üzere :) yaptığı çirkinliklere rağmen böyle bir yorum gönderip hemen atlayana 4000 fırının bile kar etmeyeceği çok açıktır, ve yine öyle haklısınız ki, gerçekten çok acıklı bir durumdur, evet kesinlikle:(( Onun için fazla söze de gerek yok zaten, ne olup ne olmadığınızı bizzat kendiniz yaptıklarınız ve yazdıklarınızla kanıtlıyorsunuz, herkesin de malumu ve gayet de net ortada zaten.

Filiz Alev 
 23.06.2011 16:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 146
Toplam yorum
: 1664
Toplam mesaj
: 185
Ort. okunma sayısı
: 3069
Kayıt tarihi
: 03.03.11
 
 

Ekonomistim, emekliyim. İki evlat annesiyim. Müzikle ilgilenirim, bestelerim vardır. Düşünürüm, a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster