Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Nisan '10

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
1034
 

İnsan, doğanın umurunda mı?

Doğacı ve çevreci sloganları bilirsiniz, insanlara hemen hemen aynı klişe mesajı verir: “Çevreye ve doğaya zarar vermeyin, onu kirletmeyin”.

Bu mesaj popüler kültüre ait bir “klişe” olmakla birlikte doğrudur da. Fakat, birbirimize bu mesajı verirken ve birbirimizi, ya da diğer insanları bu yönde bilinçlendirmeye çalışırken, doğayı değil kendimizi düşünürüz.

Çok beğendiğim bir söz vardır; “doğru soruyu sormayan, doğru cevabı bulamaz”

13 Mayıs 2007 tarihli blogumun başlığı olan “Dünya kaç kişilik” sorusu, yazıdaki popüler kültüre aykırı görüşlere okuyucuyu bir ölçüde alıştırma amacı taşıyordu. O blogumda, bugün gündemimizde bulunan “çevre kirliliği, sera etkisi, enerji sorunu, kimyasal katkılı veya hormonlu besinler” gibi devasa sorunların, görünen değil “kök nedenine” dikkat çekmeyi amaçlıyordum.

Popüler kültürle yaşayanların sorunların kök nedenlerine erişmesi kolay değildir. İçinde biz olmadıktan sonra doğa öyle olmuş böyle olmuş bunun bir önemi var mıdır? Bir daha hiç kimsenin asla girmeyeceği bir odadan çıkarkan onu tertipli ve temiz bırakmanın bir anlamı olabilir mi? Odamızı kendi rahatımız ve huzurumuz için temiz ve tertipli tutarız, yoksa temiz olması ne odanın umurundadır, ne de bizim. Doğanın da temiz olmak, serin olmak, yeşil olmak diye bir sorunu yoktur.

Eğer bana “doğada sadece biz yokuz, başka türler de var” diyorsanız size de şunu hatırlatırım: İçine doğduğumuz doğada mevcut türlerin varlığını sürdürmesini istemek de tamamen kendi egomuz ile ilgilidir. O canlılar yaşamını ve türlerini sürdürmek için içgüdüleri doğrultusunda çaba gösterir ama türlerinin sürüp sürmeyeceği ile ilgili bir bilinç taşımadıkları için bu konu umurlarında bile değildir.

Bu, maymunlar, balinalar, pandalar için olduğu kadar, ormanlar için de böyledir, okyanuslar için de, buzullar için de. Yani biz, içine doğduğumuz doğanın değişmemesini doğa için değil, kendimizin ve çocuklarımızın rahatı ve konforu için istiyoruz. Ama, her şey gibi doğa da durağan olmayıp değişkendir, sonludur. Yani doğa, yarın, gelecek yıl, yüz yıl sonra, onbin yıl sonra, bir milyon yıl sonra başka bir yer olacak. Yarınki ve gelecek yılki değişiklikler fark edemeyeceğimiz kadar küçük olacak ama Dünya onbin yıl sonra farklı ve bir milyon yıl sonra çok daha farklı bir yer olacak. Ve bir gün, üzerinde hiç yaşam barındıramaz hale gelecek.

Öyleyse, doğanın bize aykırı değişimlerine karşı koymalı, bize elverişli yönde değişimlerine destek olmalı değil miyiz?

Hem hayır, hem evet.

Hayır, çünkü ;

Dünyada mevcut canlı türleri ve biz insanlar binlerce, milyonlarca yıl süresince doğanın geçirdiği değişime ve süreçlere ayak uydurup varlığımızı sürdürdük. Buna ayak uydurmakta sorun yaşayan türler yok oldu. Homo Sapien yaşadı, Neanderthal yok oldu

Yani doğanın bu hali ve koşulları, bize en uygun halidir, daha uygun yönde değişim olamaz ve bu koşulların bize bu kadar uygun olması tesadüf değildir.

Dünyaya, çapı bir kilometreden büyük bir göktaşının çarpması, güneşte patlamalar olması gibi ani değişiklikleri saymazsak doğadaki değişiklikler yakın bir gelecekte türümüzü tehdit etme eğiliminde değildir.

Evet; çünkü;

Dünya yüzündeki doğa koşullarının içine doğduğumuz koşullardan kısa sürede farklılaşması kendi konforumuz ve türümüzün sürmesi açısından ciddi tehlikeler oluşturabilir. Öyleyse hem içgüdülerimiz, hem de bilincimizle buna karşı koymak kendi doğamızın gereğidir. Yani Dünyaya son hızla yaklaşan bir göktaşı olduğunu fark edip de “eh, ne yapalım, Dünyadaki yaşamın ömrü bu kadarmış” diye kabullenmek söz konusu olamaz. Derhal onu henüz uzak iken yörüngesinden saptırma çalışmalarına başlarız. Atmosferi olmayan Ay ve diğer gezegenlerin yüzeyindeki göktaşı kraterlerine bakarsanız bunun hiç de uzak bir olasılık olmadığını fark edersiniz.

Pekiii, küresel ısınmaya, çevre kirliliğine, enerji sorununa nasıl bakmalıyız öyleyse?

Buralarda farklı dinamikler söz konusu.

Küresel ısınmayı ele alırsak, “Dünya kaç kişilik” blogumda bu sorunun çözümü var, ama bunu duymaktan hoşlanacağınızı sanmıyorum.

Yine de tekrarlıyayım: Doğadaki kirlenmenin nedeni “Homo Sapien” türünün doğal çevreye ve koşullara kendi konforu doğrultusunda karşı koymayı başarmış olması, bunun sonucu olarak aşırı çoğalması, aşırı çoğalan nüfusu barındırmaya, beslemeye, giydirmeye yönelik çözümler üretmek zorunda kalmasıdır. Maalesef Dünya gezegeni bu kadar fazla insanı barındıracak kadar büyük değildir.

Doğayı kimyasallarla kirletmemek için organik tarım ve hayvancılığa yönelsek bu günkü mevcudun kat kat üstünde tarım alanına ve besi hayvanına ihtiyacımız olurdu. Yağmur ormanlarını yok edip bu sorunu çözeceğimizi varsaysak veya sansak bile bu çözüm, üretilenleri kıtalararası nakletmek için petrol tüketmenin, ev ile iş arasında her gün 20-30 hatta yer yer 100 kilometre yol katetmenin, bu kadar kişiyi kışın ısıtmanın yazın serinletmenin oluşturacağı kirliliğin çaresi olmazdı.

Kısacası, Dünya yüzeyinde mevcut 6,5 milyar insanın daha konforlu ve rahat yaşaması yönünde harcanacak çabalar, Dünya nüfusunun daha da artmasından başka hiçbir işe yaramaz. Bu çabalar, çıkmaz olduğu bilinen yolu biraz daha uzatmak için harcanan çabalara benziyor.

Bir an önce Dünya nüfusunu bir milyarın altına indirme yolunda harekete geçilmesi için geç bile kalınmış durumda. Bu yapılmazsa ne mi olur? Doğa bunu sizin yerinize yapar.

Yani Dünya yaşanmaz bir yer olur, sahte konfor ortamı ve “lay lay lom” devri biter, savaşlar ve doğal felaketlerle bu nüfus kontrolü kendiliğinden gerçekleşir.

Yukarıda “farklı dinamikler” derken aslında şuna da işaret etmek istedim; bu yazıdaki argümanlar doğa ve insan ilişkisini anlatıyor.

Halbuki insanların kendi aralarında din, ulus, mezhep, kabile, aşiret, kültür ve felsefe olarak bölünmüşlüğü ortada duruyorsa, her farklılığın bu konulara farklı yaklaşımı ve itirazları olacaktır. Bu durumda insanın doğayı anlayıp, ortak kaderini görüp, doğru ve ortak bir tavır almasına imkan var mı?

Kim bilir belki de doğanın kendi üreteceği çözümlere asıl katkıyı bu farklılıklar sağlayacak.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 181
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 2041
Kayıt tarihi
: 28.06.06
 
 

İnsanın kendini anlatması zor, gereksiz de! Yaptığı işlere bakmak yeter, ne gerek var fazla i..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster