Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
488
 

İnsan hayatıyla maytap geçilir mi?

İnsan hayatıyla maytap geçilir mi?
 

Hayatla maytap geçilmez!


Gençliğimde, "Türkiye'de insanlar tesadüfen yaşıyor, Avrupa'da ise tesadüfen ölüyor." sözünü herkes söylerdi. 45 yıl geçti benim gençliğim geçeli, ama bu söz hâlâ geçip gitmemiş, güncelliğini yitirmemiş.

İstanbul Zeytinburnu'nda 6 katlı bir binada ruhsatsız maytap ve havaî fişek imal eden firmada patlama oldu ya... Bu sözü hatırlattı bana.

Zeytinburnu Belediye Başkanı: "Biz birkaç kere mühür vurduk ama mühür koparılıp yine çalışılıyor. Yapacağımız fazla bir şey yok. Sadece savcılığa suç duyurusunda bulunuyoruz." diyor. Haklı ama! Mühür koparmanın cezası çok düşük. Vatandaş ya belediye memurunun cebine koyuyor ceza miktarı kadar parayı, ya da koparıp mahkemeye bile gitmiyor. Ceza gelecek de, ödetecekler de...

Belediyelerin yetkileri kısıtlı. Daha fazla da olsa bir işe yarayacağını sanmam. Zira bu sistemle sadece rüşvet alımları artar.

Avrupa'da olduğu gibi belediye memurları üniformasız olmalı. Ellerinde de dijital fotoğraf makineleri. Belediyeyi ilgilendiren kanunsuz durumlar mümkün olduğu kadar fotoğrafla tespit edilecek ve adrese ceza gönderilerek ödetilecek. Ceza makbuzunu alan, kanunsuzluğun ne zaman, nasıl tespit edildiğini bile bilmeyecek. Cezayı yazan memur da komisyon alacak ki vazifesini severek yapsın.

Neyse... Şimdi gelelim vatandaşımızın merakına! Binada patlama meydana gelip, alevler pencerelerden dışarı taşınca meraklı vatandaşlar otoparka çıkarak, pencerelerden bakarak olayın vahametini seyrediyorlar. Birbirlerine anlatacaklar.

"Abi ya... Bi patlama duydum altıma kaçırdım... Neydi be! Top atıldı zannettim önce ama Ramazan Ayında değiliz. Sonra pencereden baktım... Karşı bina alev alev! Neydi o alevler ya... Kendimi cehennem ateşinde zannettim! Allah göstermesin ya, cennet ne güne duruyor!"

Karşı taraf soracak: "Eee...?"

"Eeee... si var mı? Çıktık abi yandaki otoparkın tepesine, başladık alevleri oradan seyretmeye..."

Sanki bunları anlatsan ne olur, anlatmasan ne olur be birader? Canını kurtarsana, kaçsana! Yok abi kaçmayacak, seyredecek ille! Konu arıyor kendine. Ama ikinci patlama oluyor, birinciden daha şiddetli. İşte ne olduysa o zaman oluyor. Bu meraklı vatandaşlar var ya, onların sekizi de hakkın rahmetine kavuşuyor.

Allah rahmet eylesin! 20 kişi ölmüş şu ana kadarki tespitlerde. 116 kişi de yaralanmış. Büyükşehir Belediye Başkanı da, "Biz nereden bileceğiz ruhsatsız çalışıldığını. Vatandaş şikayet ederse biliriz. Bizim sorumluluğumuz yok." diyor. Bravo! Güzel konuşmuş. Aklınca kurtardı paçayı.

Peki bir vatandaş gidip bir yerlere ruhsatsız işyerini şikayet etse ne olacak? Gidecek memurlar ve geri dönecekler. Kapıya mühür vursalar nasıl olsa koparılacak ya. Alacaklar avantayı, koklayacaklar lavantayı. Hatta ruhsatsız işyeri sahibinden biraz fazla bahşiş koparmak için şikayet edenin adını da verecekler. Vatandaşlık görevini yaptığını zanneden, bir de dayak yiyecek münasip bir zamanda, mesela saat onda... Belki de Kordon'da!

Şikayet müessesesi işlemiyor bu güzel ülkede. Almanya'da vatandaşlık görevidir kanunsuzlukları şikayet etmek. İnanın abartmıyorum; Almanlar ilköğretim çağında başlarlar vatandaşlık görevlerini öğrenmeye. Her Alman gece yatağa gitmeden önce pencereden mahallesini bir kontrol eder. Şüpheli bir durum görürse hemen polise bildirir. Anında bir sivil ekip olay yerinde...

Olay yerinde bir şey daha dikkatimi çekti. Bir kargaşa var, kim görevli, kim seyirci belli değil. Ağlaşmalar, bağrışmalar... Kadın, polisi iteliyor, eşini aramaya giriyor içeri. Enkaz bölgesi. Kafasına bir şey düşecek, umurunda değil.

İtfaiye görevlileri hariç hiçbir görevlide kask yok. Binalardan her an aşağılara bir şeyler düşebilir. Polisler de kar maskeli. Gören de banka soyacaklar zanneder. Ya da terörist avında.

Geçen gün de İstiklal Caddesi'nde şüpheli çantayı patlatacak bomba imha görevlisi polisin kafasındaki kask gibi şey çantanın üzerine düşmüştü ya. Böyle görev ciddiyeti olmuyor işte. Olunca da kazalara kurban gidiliyor. Yazık tabii.

Bir görevli bağırıyor,

- Ceset torbası lâzım mı? (Sanki elindeki torbayı satacak cenaze sahibi arıyor.)

Öteki sesleniyor,

- Arkadaşlar, sedyeyi açtık mı?

Cevap,

- Sedye daha gelmedi ki... (Gelmeyen sedyenin açılıp açılmadığını soruyor. Havaya konuşuyor, denir ya böylelerine.)

Yakınlarını merak edenler var tabii. Ölüp ölmediklerini öğrenecekler. Adli Tıp morguna gitmişler. "Bugün git, yarın 09:00'da gel!" denmiş kendilerine. "Bugün git yarın gel!" zihniyeti en acil durumlarda bile umursamaz bir şekilde, görevde.

Hepimiz bu ülkeye hak ettiği değeri vermeliyiz. Vatandaşı olduğumuzu unutmayarak görevlerimizi yerine getirmeliyiz. Yetkili makamlar da vatandaşlık görevi yapanlara iyi davranmalılar.

Herkese saygı ve sevgiler.

Mustafa Mumcu, 1 Şubat 2008 Saat: 11:20

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hükümet türbanı kafaya takmalı mı takmamalı mı diyeceğine,TC yasalarında bu ve bunun gibi konularda caydırıcı kanunlar çıkartmalı ki insan hayatı ile MAYTAP GEÇMEMELİLER.

EMEKLİ 
 04.02.2008 22:13
Cevap :
Hükümet, türbanı kafaya takmış bir kere. Türk insanını özgürleştireceğim diye türbanlaştırıyor. Daha sonra kara çarşaflılaştıracak. Çember sakallılaştırmak ve şalvarlaştırmak da sırada. Bu işler parayla değil sırayla ve sabırla oluyor. İnsan hayatı ile maytap geçici müesseseleri kontrol etmesi zor. Kadrolaşmışlar bir kere. Kadroları da türban mürban işleriyle çok meşgul. Türban takana cici mama dağıtıyorlar. Ama kabahat vatandaştaymış. Öyle diyor büyüklerimiz. Bizler vatandaş olarak böyle iş yerlerini şikâyet etmiyormuşuz. Bizim kendimizle ilgili şikâyetlerimizi kulak arkası etseler de başkalarını şikâyet edersek anında görüntü show misali ilgilenirlermiş. Bizler bilemedik. Ben yarından tezi yok mahalle arasında, yanımdaki evde tekstil atölyesini şikâyet edeceğim. Makinelerle çok gürültü yapıyorlar. Akşama kadar beynimiz dikiliyor affedersiniz. Ama arkadaş akraba bakımından zengin. Aşiretler. Şikayetten sonra sağ kalmazsam hakkınızı helal edin. Öbür tarafta görüşürüz.  05.02.2008 3:31
 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın ismi KADİR TOPBAŞ'mış. Sevgili Zeynep Gülay KİBAROĞLU'nun yorumuna yazdığım cevapta KADİR TOPUZOĞLU diye belirtmiştim. Ama yanlış olduğunu fark ettiğimde yazı yayındaydı. İnanır mısınız bakanlarımızın bile çoğunu tanımam. Tanıyıp da ne yapacağım? Benim gibi düşünenler için bir şey yapmıyorlar ki. Sadece kendi yandaşlarına hizmet veren politikacılar. Sağlık Bakanını tanısam ne yazar? Gönül Yazar'ın kulakları çınlasın! Sağlıklı gıda maddeleri mi yiyeceğiz? Baksanıza onkoloji profesörü bile peyniriniz yoğurdunuzu kendinizi imal edin, domatesiniz, biberinizi bahçenizde yetiştirin diyor. Yakında evinizde süt ineği GAAAAMIŞ besleyin, kendi sütünüzü kendiniz sağın diyebilir. Maliye Bakanını tanıyorum ama, UNAKITAN. Oğlu da dondurulmuş yumurta tüccarı ve MISIR ithalatçısı. KDV artmadan mısır ithal eder sonra KDV artar.

Mustafa Mumcu 
 03.02.2008 15:37
 

Çok güzel ifade etmişsiniz. Ne yazıkki bizde toplumsal olaylara karşı insanların müthiş bir duyarsızlığı olduğu doğru. Bende 2 yıl Almanya da yaşadığımda örneğin şişelerin atıldığı çöpe başka çöplerin atılmasını pencereden izleyip şikayet eden, çocuğunu dövdüğü için yoldan geçen biri tarafından şikayet edilen ne insanlar gördüm.Toplumun yanlış giden olaylarını izlemek bir yurttaşlık görevi. Ama ne yazıkki bizde insanlar ölüyor üzerinde gazete ile yolda yatıyorlar, aldıran yok.Cidden çok duyarsızlaştık toplum olarak. Sevgilerle..

Sibel Ulusoy 
 03.02.2008 1:21
Cevap :
Almanya'dan yeni geldiğim yıldı Sibel Hanım, 1996... Bir arkadaşın arabasıyla gidiyorduk. 3-4 kişiydik. Dar bir sokakta önümüzdeki araba park etmekte olan başka bir arabaya öyle çarptı ki, gürültüsü tüm mahallede duyulmuştur. Ben şaşırdım hemen arabanın plakasını ezberledim ama kâğıda yazmak istedim. Diğer arkadaşlar, "Boşver abi ya! Bize ne, vuran kaçıyor işte!" dediler. Takibetmemizi istemem gülüşmelere yol açtı. Duyarsız bir toplum haline geldiğimizi 10 yıl önce bu olayla gördüğümde ne kadar şaşırdıysam, benzeri olayları gördükçe yine o kadar şaşırıyorum. Ben plaka numarasını unuttuğum için arkdaşlardan ayrılınca bir karakola filan gidemedim. Gitseydim de zaten bir polis memuru kardeşimizi çay ve sigara sohbetinde rahatsız ettiğim için kızacaklardı bana. Selamlar.  03.02.2008 2:31
 

Sadece Pes doğrusu diyorum. Bu kadar da olmaz ki? İnsan hayatı ne kadar ucuz değil mi bizim ülkemizde? Selamlar sevgiler..

Zeynep Gülay 
 02.02.2008 23:10
Cevap :
Sevgili Zeynep Hanım, Ülkemizde insan hayatının ucuz olması, politikacılarımızdan vatandaşa kıyak olarak da değerlendirilebilir. "Her şey pahalı bari insan hayatını ucuzlatalım" diye düşünmüşlerdir büyüklerimiz. Gençliğimde okuduğum Aziz nesin kitapları genelde "Türkiye'de insan hayatının ucuzluğu" üzerine kurulu kara mizah konuları içeriyordu. Ben yaşlandım konularda bir değişiklik olmadı. Konularına sadık bir milletiz. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'na bakıyorum; konuşmalarını dinliyorum, bizim köşedeki bakkal Ahmet'ten farkı yok. Tek fark şu, birisi İstanbul'u yönetiyor, öteki bizim mahalledeki güççücük bakkalı. Ama bakkal Ahmet'in şu anda burada kendi yok Allah'ı var, Kadir Topuzoğlu'dan daha oturaklı ve bilinçli. Keşke İstanbul'u o yönetseydi. Belki maytap imalathanesi patlamazdı. Saygı ve sevgilerimle.  03.02.2008 15:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 325
Toplam yorum
: 2858
Toplam mesaj
: 684
Ort. okunma sayısı
: 3073
Kayıt tarihi
: 10.04.07
 
 

06. 06. 1945 İzmir doğumluyum ve İzmirli olmaktan da gurur duyuyorum. 1968 yılında birkaç yıllığın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster