Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ağustos '14

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
311
 

İnsan Hep İnsandı

İnsan Hep İnsandı
 

"İnsanın resminin ve yontusunun çıplak yapılmasının bu denli önemli olduğunu doğayı gözlemledikten ve duygularımı yazıyla ifade etmeye başladıktan sonra anlayabildim .
Hayatın özgür ve yalın olduğunu yakaladım.Her canlı çıplak doğuyor, sadece insanlar , kıyafetlerle ve fikirlerle giydiriliyor. "

***
Sınıf cehennem gibiydi. Memduh on dördüne bu ay girdi .

-Montunu çıkart yavrum !

İrkildi , elleri göbeğinde , üstünde sırt çantası var.

-Böylesi iyi Hocam ! 

Hoca kırk üç yıl öncesine gitti. Tarımcı Ferit Bey'in dersindeydi ve hava aynıydı .O da çıkartmamıştı pardesüsünü . Yatılılıktı, malum ! Görse miydi el âlem ardındaki sökük pantolonunu ?

***

İsa'nın teşrifine ,on üç asır vardı.Gordion'da Frigya Pazarı'ndaydı .Dükkânlar kerpiçten ve yan yana toprak damlı. Duvarlarında sarı tozlar arasında küçücük delikçikler, İncecik ayaklarıyla serçecik, yemliyor yavrularını .

Kanat çırpıp koşturuyor, boy boy halis keçi yününden öküz desenli halılar arasındaki koridorlara dalıyor . Bir kadının yerdeki sepetine konuyor.Taze ekmeği gagalarken ; gözleri mavi , masmavi boyalı , tiftik elbiseli kadına takılıyor .
-Bu ne güzellik Yarabbi ! Kibele de neymiş ki!

Onu tapınakta görmüşmüş.Yanlarında çalgıcıları olan mermer bir yontuymuş, 

-Midas'ın karısı da değildir, elleri çatlak , hem o niçin ekmek alacak, onca uşağı varken. " diyor.

Nevalelerini yetiştirmek için sarı renkli topraklı, duvardaki evine uçuyor .

Rüzgâr efil efil , mavi eteğini dalgalandırıyor.Gözleri, Kibele'yi dillendiriyor.:

-Sevda buna yakışır ! 

***
Boğaz'da bir vapur, vapurdaki adam, Oğlak'ı okuyor. Bilirsiniz ; Hasan Hüseyin'in şiir kitabını. 

İki kadın. Gözleri çekik çekik .Bunlar kesinlikle Japon'dur! Ellerinde ikişer telefon ,telleri kulaklarında .

Adam,Oğlak'ı okumayı sürdürüyor...

çoktaaaan tüketmiş elinoğlu
gemileri uçakları
o çok güzel ve uzak ülkeleri 
tüketmiş elinoğlu..."

***
İsa'ya altı asır var. 
Sardes yol başındadır. Elam'dan, Sus'tan, Babil'den gelenler var .Başları beyaz örtülü , denkleri baharatla yüklü.Symnira'dan , Efesten gidenler de orada. Katar katar develerinde şıraları,şarapları, küp küp yağları, pekmezleriyle.

Bir grup Atina'lı talebe de hazır. Aristo mu göndermiş, neymiş ? Mintan daha icad edilmemiş, göğüsleri ortada, Akdeniz bronzu...saçları sakallarından kısa.Zeus motifli hançerleri var . Aristokrat çocuğu olmalılar. Ninovaya gidiyorlar.

Bir bakkalda duruyorlar,gelenlere orayı soruyorlar . Bakkal Lidya'lı kadın . Güzel mi güzel, üzüm karası gözleriyle konuşuyor. 

***
-Sayın Başkan'ım diyor, genç bakkal. Gençlik Kolları Başkanı yanımda , görüşmek ister sizinle.

İri kıyım bir genç.Güya Nazım'dan mırıldanıyor,onu katlediyor. Sonra alıyor telefonu, büyük adam (!) edasıyla konuşurken , ayna gibi parlayan , sivri burunlu potinlerini oynatıyor.
.
-Gümüşhane biraz zor başkanım , gene de telefonumu verin ona ,elimizden geleni yapalım . Ben Ali ...

***
Meryem' de doğmadı gitti, daha üç asır var. 

Efes'te bir tiyatro , tiyatroda on bin kişi.Sahnede Homeros'tan yalanlar. Zeus gene baş rolde , erkek ya ! Herkes ona itaat ediyor.Gözler ise Artemis'e çakılı. Saçları güneşten sarı, gözleri zeytin zeytin, sevda kokuyor...

***
Kıyıdaki bankta kümelenmişler .Ellerinde gündöndü torbası , önleri kabuklarıyla dolu, stres (!) atıyorlar . Adam yaklaşıyor. Gülümsüyor ve ayıplarını fotoğraflıyor . Sonra dolanıyor, yanlarından geçiyor.

Gündöndüler zulaya konulmuş, böyle hissediyor... 

***
Halikarnas'ta ulu inşaat, asırlardır sürüyor.Önce yaptılar, sonra da yıkmakla bitiremediler! Taş atları British Museum'da görülüyor.Balıkçı Şakir uyarıyor da duvarları Akdeniz mavisine boyanıp , güneş'i yüksek watla ayınlatılan, Londra'daki bir odaya konuluyor.

***
Fransız çift ellerindeki fotoğraf makinalarını kurcalıyarak oturuyor. Yorulmuşlar birbirlerini çekmekten . Birlikte çekilmek istiyorlar. Genç yaklaşıyor.Sorgusuzca makinayı alıyor,onları tab'ediyor, gülümsüyorlar. 

***
Güneş, ovayı aydınlatıyor. Nemrut'u buluncaya kadar gönülleri apak ediyor.Kuşluk vaktinde anca zalim kralların taştan kafaları görünüyor.

***
Esmerce boyacı ,fırçalıyor kundurayı . Ciddiyeti dabbağa da saygısından olmalı. O da Vanlıymış, Erciş'ten ... aynı köydenlermiş : Pulur'dan . Şimdi Yukarı Çınarlı deniliyor. Deprem vurmuş ,her yer dümdüz olmuş. Na'psınlar! Onlar da buraya ,büyük kente gelmişler...

Gelin bakalım , siz de gelin !

***
Tuşpa'da sabahları ayaz olur. Erkencidir taş ustaları ... çekiçleri ve kamalarıyla bazalt kayaları parçalarlar. 

Değirmene döner taş yaparlar....yaparlar ki buğday un olsun.. . un olsun ki , hayat sürsün, usta yorgun. Bronzlaşmış teniyle,teri soğumadan evine gider . 

Eşi esmerceydi. Kara mı kara, tel tel , kınnap gibi parlak mı parlak örülü saçlı...yün yatakta iki büklüm yatıyordu. Başını sıkıca bağlamıştı. 

- Dehşet ağrıyor ! 

Dudakları kupkuru. Besbelli ki su içecek mecali yok ! Karnını tutuyor.Akşama sabaha nüfusları artacak zahir! 

Tuşpa'da sabah oluyor. 
Kadın kalaylı tası alıyor.Suretine bakıyor,gülümsüyor ! 

İsa'dan çok önceleriydi... insan , hep insandı.

17 04 2012

M.Selçuk Gazioğlu
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 57
Toplam mesaj
: 27
Ort. okunma sayısı
: 904
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Yüreğinize ulaşabilmek ,duygularımı ,deneme , anı , şiir  ve fotoğraflarımı paylaşmak istiyorum ...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster