Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Ahmet Güüreşçioğlu

http://blog.milliyet.com.tr/alinail

08 Nisan '14

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1105
 

İnsan İnsan Olarak Doğmaz

İnsan İnsan Olarak Doğmaz
 

Milliyet Foto Galeri


İnsan, kötü bir varlıktır.

Daha doğarken sadist ve mazoşist olarak doğar.

Kıskançtır. Kardeşinin ölmesini ister. Sokaktan topladığı karıncaları suda boğarken kılı kıpırdamadığı gibi; sebepsiz yere sapanla vurduğu minik bir kuşun, henüz canlıyken kafasını koparmaktan büyük bir keyif alır. Bilgisayarda en sevdiği oyun ise başkalarını öldürebildiği oyundur.

Modern bilimin mercek altına aldığı bu meşum listeyi uzatıp asabınızı daha fazla bozmayacağım. Ancak şunu söylemeliyi ki, insanın; ruh/kültür doğasıyla içli dışlı olan psikanaliz ve antropoloji bilimi bunun en yakın ve birinci dereceden tanıklarıdır.

Konuya ilgi duyanların, referans bilimlere ait kitap sayfalardan birkaçını çevirmesi yeterli olacaktır zaten.

Ne var ki, bizim kadar şanslı olmayan atalarımız zamanında; insanoğlu henüz bilimi keşfetmemişken, bu işi önce büyücüler daha sonrada din adamları üstlenmişlerdir.

Kim bilebilir, belki de dinler, insanlığın vicdanının sesidir.

İşin içine bu kadar girmişken; sanatın, konuya nasıl yaklaştığına değinmeden edemeyiz elbette.

Tembel mizacıma kolay geldiğinden olsa gerek, en sevdiğim sanat dalı olan sinemadan bir örnek vermek istiyorum.

Yeni dalga akımının öncülerinden, ünlü Fransız yönetmen Truffaut’un, bana göre başyapıtı olan ve gerçek bir hayat hikâyesinden esinlenerek çektiği Vahşi Çocuk adlı film aklıma ilk gelendir.

Ailesi tarafından henüz bebek denecek yaştayken ormanda kaybedilen bir çocuğun hikâyesidir bu.

Aradan geçen uzun yıllara rağmen nasılsa hayatta kalmayı başarmış ve hayvanların arasında bir hayvan gibi yaşamaktadır. On, on bir yaşlarına geldiği sırada, avcılar tarafından bulunur. İlk bakışta hangi türe ait olduğu pek belli olmayan bu erkek çocuğu, avcıları şoke etmiştir. Sadece avcılar değildir şoke olan; bilim insanları da şaşkındır.

Şehirde dedikodular dolaşmaya başlar. Kimse tam olarak ne yapması gerektiğini bilememektedir.

Sonunda yalnız yaşayan bir hekim, çocuğa sahip çıkar. Asıl film bundan sonra başlayacak ve çocuğun ruhunun evrimine şahit olacağımız bir şölene dönüşecektir.

Çünkü doğaya göre gayet doğal olan davranışlarla büyümüş olan bu çocuk, hayatında ilk defa, kendisine manevi ve zihinsel açıdan dur diyen bir toplum ve kültür ile yüzleşmiş; adeta, görünmez bir duvara; o, bu dünyaya gelmeden çok önce başkaları tarafından kurulmuş ve "dil" olarak inşa edilmiş bir "düzen"e toslamıştır.

Ya, karşısında duran ve onun yabanlığına geçit vermeyen insana aşkın üst kurumlardan; başka bir deyişle, "insanlıktan" nasibini alıp insan olacak; ya da bir hayvan olarak kalacaktır.

Evet; insan, insan olarak doğmaz. İnsanı, insanın insanla ilişkisi yaratır.

Daha keskin bir ifadeyle söylemek gerekirse; hayvandan bile daha aşağı bir merhalede; "mutlak" olarak kaybetmiş, eksik ve muhtaçtır. Toplum içinde, zamanla, yavaş yavaş insanlaşır; hatta, nasibinde varsa bilgeleşir. Ama daima eksik kalır.

Zira; ister Tanrı olsun, isterse tabiat; yaratan onu böyle yaratmıştır.

İşte bu yüzden insan olabilmek, ölene dek süren zorlu bir yolculuk gerektirir.

Dünyada yaşanan her türlü acının ve felaketin nedeni ise; henüz "insan" olmayı öğrenememiş olmamızdır. 

Dip Not: Bu metin 23 nisan 2009 tarihinde Milliyet Blog'da yazdığım blogun yeniden düzenlenmiş halidir.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Ali Nail Bey, İnsanın edindikleri ve yaşadıklarından özümsedikleri (deneyimleri)ile düşünerek (fikir) üreten varlıklar olduğu bilinir. Çoçuk için, bir "mama" olan peynir; anne için, "Kahvaltılık"; bir gıda mühendisi için, "alınması gereken temel besin"dir. İnsanın değerlendirme aracının (akıl); yüzde otuzluk dilimlerle; "aile+çevre+öğrenimi"nden oluştuğu ve bunun (kalan yüzde onluk bölümü) çatısının, (aile+çevre) ilişkisindeki kalitenin -sevgi-değer bilirlik vb- örttüğü de genel kabullerdendir. İşaret ettiğiniz gibi: İnsanın davranışlarını belirleyen unsur, ilişkilerdeki -karşılıklı- değerler midir? Bu nedenle mi, "Bana kul hakkı ile gelmeyiniz!" denilmiştir. Elinize, yüreğinize sağlık. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 09.04.2014 9:52
Cevap :
Merhaba Mehmet Bey, insanı insan yapan emek, diğer insanlar aracılığıyla harcanıyorsa, bu emeğin aşkın bir tarafı var. Hatta bana emeği geçene emeği geçen de benim için bana aşkın oluyor. Sanırım kul hakkı bu açıdan çok önemli. Selamlar. Ali Nail.   11.04.2014 16:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 1201
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1998
Kayıt tarihi
: 13.09.06
 
 

1956 yılında doğmuşum. Tanrı Bilimi Eğitimi aldım. 78 kuşağından olmanın verdiği şevkle olsa gere..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster