Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Eylül '10

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
771
 

İnsan kendinden kaçabilir mi?

Son okuduğum kitabı paylaşmak istiyorum sizlerle. Bir 12 Eylül kitabı; ‘Gitmek zamanı’, Yazarı Metin Celal.

Metin Celal’i daha önce okumamıştım. 1961 doğumlu olan yazar, petrol mühendisliği ve gazetecilik eğitimi görmüş.

Çeşitli yayınevlerinde düzeltmenlik, redaktörlük, editörlük, bazı dergilerde yazıişleri müdürlüğü yapmış olan Celal’in şiir, düzyazı, denemeler ve öykü kitapları olduğunu öğrendim .

İlk romanı olan “Ne güzel çocuklardık biz” 2000’de yayınlanmış. Gitmek Zamanı’nın yayın tarihi ise 2003.

Bu kadar yazar bilgisinden sonra kitaba geçecek olursak; 12 Eylül’den uzun bir süre sonra, biten mahkemesinin ardından ceza alan Engin’in Almanya’ya kaçışı ve orada kendiyle hesaplaşması anlatılıyor romanda. Bir şeyleri hep zorla yapmış ve yaptırılmış gibi sezinlediğimiz Engin, geride 2 kadın ve 1 çocuk bırakmıştır yurtdışına kaçarken. Bıraktığı kadınlardan biri olan ilk karısı ile de sanki zorla evlendirilmiş gibidir. Öyle anlaşılır ilk başlarda. Sonra öğreniriz ki, gençlik aşkıdır ilk karısı. Ama daha sonra şöyle diyebilecektir evliliği hakkında: "Bu hayatı yaşamak istemiyorum"

İlk karısı olan Şükran, Engin için heyecan geçtikten sonra, hep bir engel olarak görülmüş. Öyle anlıyoruz Engin’in kendisi ile hesaplaşmalarından. Ve suçlamalar. (Sanki başka bir seçeneği varmış gibi) evlendikten sonra; evliliğe, ev işlerine, çocuğa yani gelenekselliğe hemen alışmakla suçluyor Şükran’ı Engin. Ve sonuçta boşanarak terk ediyor yaşadığı kenti. Geride bir kadın ve bir çocuk bırakarak. Yani Almanya kaçışı ilk kaçışı değil hayattan ve belki de sorumluluklardan. Daha sonra hiç ilgilenmiyor ve aramıyor ilk karısını, çocuğunu. Sadece vicdanını rahatlatmak için para kazanmaya başlayınca, para gönderiyor onlara. Hatta yıllar sonra oğlu büyüyüp de, sorunlar yaşamaya başladığında Şükran’dan gelen "Oğluna birkaç satır yaz. Babasının varlığını anlasın" çağrısına bile kulaklarını tıkıyor. Engin’e göre yaşanmıştır ve geride kalmıştır.

Roman boyunca da anlayabiliyoruz Engin’in kişileri, olayları, yaşanmışlıkları ne kadar kolaylıkla geride bırakabildiğini. Kendiyle hesaplaşıyor diyorum ya, aslında hep kaçıyor Engin. Karısından, oğlundan, yaşadığı kentten, ceza aldığı için ülkesinden, ikinci karısından, arkadaşlarından … Yani yaşamdan ve kendisinden.. İnsan kendisinden kaçabilir mi?

Yazımın başında 12 Eylül romanı demiştim ya. Birçok 12 Eylül romanı gibi Gitmek Zamanı da 12 Eylül’ü fon olarak kullanmış. 12 Eylül’ün neden geldiğine hiç değinilmemiş, neden bir türlü gitmediğine de değinilmedi gibi. ( Ana sorunu bu olmayabilir romanın ama, insan 12 Eylül romanı denince biraz da olsa bu tür çıkarımlar arıyor.)

Birçok 12 Eylül romanında olduğu gibi cinsellik de 12 Eylül darbesinden daha çok damgasını vurmuş romana.

Almanya’da karşılaştığı kadınlardan biri olan Manuela –ki arkadaşının karısıdır- ile birlikte olur istemeye istemeye (!) Bu birliktelikler de verilir kitapta tüm açıklığıyla. Aynen Türkiye’de bıraktığı ikinci karısı Rüya ile olamayan birlikteliği gibi.

Anlarız ki, Engin hep alıcıdır. Kadınlardan alır ve kadınları geride bırakarak yaşamına devam eder.Hep de bir mazereti vardır terk edişleri için. Romanın sonunda ise, Engin yine hayatında yeni bir sayfa açar. 3ncü kez. Bu 3ncü seçim biraz zorla olmuş gibi gözükse de, okuyucu satır aralarında yine kendi seçimi olduğunu anlayabilir Engin’in. Ama Engin gerçekten son kez almıştır hayattan alacağını. Ve artık ne kadar yaşayacaksa o aldığıyla yaşayacaktır. Bir AIDS’li olarak.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 691
Kayıt tarihi
: 15.09.09
 
 

1959 Ankara doğumluyum. Şu anda yaşadığım şehir İzmir ve İzmir'de yaşamayı sevdiğim için kendimi İzm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster