Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Aralık '07

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1600
 

İnsan korktuğunu Sevmez,Sevdiğinden Korkar II

İnsan korktuğunu Sevmez,Sevdiğinden Korkar II
 

Bütün sınıf bir an buz kesilmişti. Murat cesaretini toplayarak parmak kaldırdı ve söz hakkı alarak konuşmaya başladı.

“Hayır öğretmenim. Gerçekten size karşı gösterdiğimiz bu kabalığı hak etmiyorsunuz .Son derece insancıl davranıyorsunuz ve sanırım biz, bu tarz öğretmen davranışlarına alışkın olmadığımız için sizin iyi niyetinizi suiistimal ediyoruz. Bundan sonra dikkatli olacağımıza söz veriyoruz” diyerek yerine oturdu.

Murat’ın bu cümleleri bir nebze olsun öğretmeni sakinleştirmişti.

Öğretmen:

”Peki başka bir arkadaşınız konuşsun bakalım” dedi ve konuşmak için izin isteyen Gözde’ye döndü “Evet kızım, seni dinliyorum” dedi. Gözde ”Öğretmenim bence bütün suç sizde” Öğretmen bir an afalladı ve Gözde’nin konuşmasının nasıl biteceğini merak ediyordu. “Öğretmenim” dedi Gözde “Bize son derece iyi davranarak aslında büyük bir kötülük yapıyorsunuz. Biz gürültü yapınca Ali öğretmen yanımıza usulca yaklaşıp saçımızdan yakalıyor ve bir daha gürültü yapmayacağımız sözünü alıncaya ve gözlerimiz sulanıncaya kadar saçımızı çekmeye devam ediyor. Böylece matematik dersinde çıt çıkmıyor. Siz de öyle yapın. Bakın bakalım bir daha uyarmak zorunda kalacak mısınız?”. Sınıfta gülüşmeler başlamıştı.

Barış öğretmen “Denesem mi acaba. Hiçte fena bir yöntem değil” diye içinden geçirdi ancak bu yöntemi eğitim formasyonuyla bağdaştıramadı. Daha sonra Mervenur söz aldı

“Öğretmenim” dedi Mervenur siz de bizi disipline verin. Bakın, artık Leyla eskisi gibi yaramazlık yapmıyor. Sırasında usul usul oturuyor”. Eliyle sağ kulağını çekip birkaç defa masaya vurarak. ”Bakın! Melek gibi maşallah tüh tüh tüh. Nazar değmez inşallah” Gülüşmeler ve diğer söz alan öğrencilerin konuşmaları devam etti. Zilin çalma zamanı yaklaşmıştı. ”Tamam çocuklar” dedi öğretmen. “Bunların hepsini düşünüp bir kara varacağım. Gelecek derse görüşmek üzere hepinize iyi dersler diliyorum” diyerek sınıftan çıktı.

Meslektaşlarının kullandığı bu yöntemler, günübirlik ve uygulanabilir yöntemlerdi. Ve gerçekten öğretmen arkadaşlarına derste rahatlık veriyor, öğrencilerinin sesiz kalmasını sağlıyor, onların deyimine göre sınıfta çıt çıkmıyordu. Sağladıkları otorite görülmeye değerdi. Dahası bu tür öğretmenler idarenin ve velilerin en çok takdir ettikleri, saygı duydukları öğretmenlerdi. Sert, katı, asık suratlı. Esti mi öğrenciyi yerine oturtan, öğrenciye yüz vermeyen, şımartmayan öğretmen, ideal öğretmendi onların gözünde .”Eti senin kemiği benim. Ruhu hiç önemli değil”. Yani Barış Öğretmenin aldığı eğitim formasyonu ile hayatın gerçekleri örtüşmüyordu.

Ortada bir tutarsızlık vardı. Eksik olan bir şey vardı ama ne? İstediği cevabı veya yöntemi bir türlü bulamıyordu.Sen dili değil ben dili, çoklu zeka , empati kurma, insancıl yaklaşım yada bireyin ön plana çıkarıldığı eğitim modeli. Bunların hiçbiri sınıfta arzuladığı otoriteyi sağlamasına yetmiyordu. Yaşasın geleneksel yöntem. “Öğretmenin vurduğu yerde gül biter”, “Dayak cennet çıkmıştır” gibi vazgeçilmez geleneksel eğitim modellerimizi işletmek varken, öğrencinin ruhsal yapısını düşünüp kendi ruh sağlığını tehlikeye atmak, modern eğitim psikoloji yöntemlerini uygulamak sana mı kaldı. ”Hangisi doğru Allahım çıldıracağım galiba” dedi .

Öğretmen iyice bunaldığından başını elleri arasına aldı. Öğretmen masasında uzun uzun sallanmayı bir süre devam ettirdi. İstifa edip başka bir meslekte yaşamını devam ettirebilir miydi? Kendisi de tam olarak emin değildi. Az önce sinirlerine engel olamayıp azarladığı Ezgi, Murat, Gözde, Irmak, Hakan …… ve diğerleriyle az sonra koridorda tekrar karşılaşacaklar, öğretmenim… öğretmenim… diyerek eteklerine yapışacaklardı. Sevimli sevimli bakıp “Öğretmenim seni çok seviyoruz” diyecekler ve tüm sinirlerini alacaklardı Yine tatlı tatlı bakacaklar, “Günaydın öğretmenim, iyi akşamlar veya uzaktan el sallayıp öpücük atacaklar, ertesi gün tekrar görüşeceklerdi. Bütün bunlar öğretmeni mahvediyordu. Öğretmenin bittiği anlardı bu anlar.

Dünyanın hangi mesleği böylesine çıkara dayanmayan, içten, sevgiye dayalı olabilirdi ki? Gerçekten ruhu bu meslek dışında başka bir meleği kaldırabilir miydi?Mesela bir yargı mensubu olup insanların suç hikayelerini dinlemek, yargılamak veya bir cinayeti kovalamak, esnaf olup tezgahta mal satmak veya bir şeyler pazarlamak…. bu meslekleri de toplumun devamı için elbette birileri yapacaktı ancak Barış Öğretmen asla.

Barış öğretmenin otoriter olabilmek için yapmacık, içten olmayan suni bazı davranışlar sergilemeye çalışması ve sert çıkışlar yapması onu hemen ele veriyordu. Bu anlık çıkışların birinde Irmak: “Öğretmenim isterseniz kendinizi boşuna yormayın. Biz sizi seviyoruz ve sizden korkmuyoruz. Dersimiz kaynıyor gibi gözükse de inan ki biz normalinden çok daha fazlasını öğreniyoruz. Hem böylesi daha eğlenceli. Boş verin okul idaresini, öğretmenleri, velilerimizi. Eğer amacınız kitaptaki bilgileri öğretmekse zaten bunları güzel güzel işleyip öğreniyoruz. Kızmayın öğretmenim. Çünkü kızmak size yakışmıyor öğretmenim. İnanın ki, Monaliza Tablosundaki resim gibisiniz. Yüzünüzün bir tarafı ciddiyetini korurken diğer tarafı gülümsüyor. Hal böyle iken biz sizden nasıl korkup çekinelim. Anaç tavuğun etrafına toplanan civcivler gibi etrafınızı sarmayalım ve sizi takip etmeyelim."

Öğretmen, ”Oğlunun, şu an kızıyorsun ama birazdan güleceksin biliyorum” tespiti de Irmak’ın tesbitlerini doğrular nitelikteydi.

Cenap Şehabettin’in ” İnsan korktuğunu sevmez, fakat sevdiğinden korkar” sözünü hatırladı. Barış öğretmenin kendisi olmaktan başka şansı yoktu. Ve bu en doğru olanıydı. Eğitimcilerin “Nitelikli gürültü” dedikleri gürültünün her sınıfta olması son derce normaldi ve okuduğu eğitim kitaplarında bunun aksi bir durum söz konusu değildi. Artık okul idaresinin ve meslektaşlarının konuşmaları ve uyarıları önemli olmayacaktı. Asıl olan öğrencilerin ince, hassas, narin tertemiz ruh dünyaları ve bazen de tünelde bir ışık veya fırtınalı denizlerde gemiye kılavuzluk eden bilge fikirleriydi. Yetişkinlerin ve öncelikle öğretmenlerinin de aslında öğrencilerinden öğrenebilecekleri çok şeyleri olmasıydı Kimin ne söyleyeceğini artık umursamayacaktı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 957
Kayıt tarihi
: 04.11.07
 
 

On beş yıllık eğitimciyim. Halen bir devlet kurumunda öğretmenlik yapıyorum. Dünyanın en zor ama en ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster