Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mart '18

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
46
 

İnsan Neden Yazar Hiç Düşündünüz mü?

İnsan Neden Yazar Hiç Düşündünüz mü?
 

İnsanlığın başladığı günden bu yana çok çeşitli iletişim metotları bulmuşuz. Dumanla haberleşmeden mağara duvarlarına resimler çizmeye, konuşmaktan vücut diline, günümüzde emoji denen hızlı, basit ve kolay olan bir iletişim yoluna kadar. Bazıları zamanını doldurmuş bazıları ise hala kullanılmaya devam etmekte. Peki günümüzde başka yollar varken yazmak niye?

Konuşmanın kendine has artıları var, doğru. Bir kere çok hızlı. Beynimizin inanılmaz düşünme hızına bağlı olarak sinir hücrelerinin muhteşem tepki yeteneği doğrultusunda düşünmemizle konuşmamız arasındaki süre yok denecek kadar az. Yani o an ne düşünüyorsak anında karşı tarafa iletebiliyoruz. Sonra basit. Mesela hiçbir harf, alfabe, dilbilgisi ya da kâğıt kalem (Günümüzde artık modern cihazlar aldı yerini) ihtiyacı olmadan isteğimiz an, isteğimiz yerde istediğimiz kadar konuşabiliyoruz ve tüm bunlar için hiçbir emek sarf etmemize gerek kalmıyor. Ağzı olan konuşuyor kimin sloganıydı bilmiyorum ama durumu çok da güzel özetliyor aslında.
 
Farklı iletişim metotlarından olan vücut dilini de konuşmanın ardına eklemekten ziyade ikisi bir arada düşünebilir. Bu sefer çok daha muhteşem bir bileşen ortaya çıkıyor. Konuşurken bir de yüz, el kol, kısaca vücut mimiklerinizi işin içine ekleyince iletişim kurmak istediğimiz kişiye zihninizdekileri çok daha geniş bir anlatım kanalı ile aktarıyorsunuz. Bu iki metodun artılarından biri de geri bildirim. Her ikisinde de geri bildirimi anında alabilir ya da verebilirsiniz.
 
Bir de milenyum çağına gelmiş biz insanoğlu çok daha yeni (ki bence aslında çok da yeni değil) olan emojiler yardımı ile modern cağın iletişim metodunu zirveye taşıyor. Bu kadar kısa, hızlı ve basit bir iletişim kurabiliyor olmak günümüz dünyasını düşünürsek zaten bir gereklilikti sanırım.
 
Peki ya yazmak? Bunca kolay, basit ve zahmetsiz yol varken yazmak neden. Bir kere harfleri bilmelisiniz (Hangi dilde yazarsanız yazın.) Alfabe öğren, kalem kâğıt bul (Günümüzde cep telefonu, tablet, bilgisayar vs. aldı bunun yerini) otur düşün, anlamlı cümle kurmaya çalış ve onu yaz. Sonra iletişim kurmak istediğin kişiye ulaşınca geri bildirimi al. Gerçekten çok zahmetli, vakit alan ve emek isteyen bir metot. Peki neden yazarız?
 
Her yazar için farklı gerekçeler mevcut olabilir. Kimisi konuşmanın kendisine yetmediği için, kimisi kalıcı olmak için, kimisi de kendinden sonraki insanlara bir şeyler aktarmak için yazar. Bu liste uzar gider. Belki de yazar sayısı kadar neden bulunabilir.
 
Ben neden yazıyorum?
 
Sahi ben neden bu yaştan sonra yazmaya karar verdim? Daha önce ilk gençlik yıllarında herkes gibi çocukça sayılabilecek yazı adı bile veremeyeceğim karalamalarım olmuştu ama bu seferki başka. Beni yazmaya iten sebepler sanırım istem dışı oluştu, yani bu bilinçli bir tercihten öte bir zorunluluk gibi hissediyorum.
 
Sanırım artık içimde yer kalmadığı için yazıyorum. Yıllarca yaşananlar, hissedilenler, birikenler… Artık içim o kadar dolmuş ki sanıyorum ki yazdıkça yer açılacak. Sanıyorum ki onlardan kurtulunca yerine yeni bir şeyler koyacabileceğim. Sahi size de böyle oluyor mu hiç? Sanki yeni tek bir eşya koyacak yer kalmamış bir ev gibi, ağızına kadar dolmuş bir bardak gibi, günümüz lügati ile söylemek gerekirse; bellek dolmuş gibi hissediyor musunuz hiç? Mesela en son ne zaman yeni bir kitabı gerçekten okuduğumu, yeni biri ile gerçekten tanışıp hayatıma dahil ettiğimi ya da onun hayatına girdiğimi, yeni bir albümü dinlediğimi, yeni yerlere gittiğimi inanın hatırlamıyorum. İçerisi öyle dolu ki, sanırım boşaltmam gerek. Diğerlerini bilmem ama ben en başta bunun için yazmaya karar verdim.
 
Tabi sonra bir de söylemek istediklerim var. Öyle alelade konuşmayla, mesajlarla, ses kayıtları ile değil. Gayet ciddi olarak söylemek istediklerim. Eşime, aileme, arkadaşlarıma, çevreme, dünyaya, öte dünyaya, koskoca kâinata benim söylemek istediklerim var. Bunlarında evrenin uçsuz bucaksız boşluğunda bir an yankılanıp yok olmasını istemiyorum. Kalsın istiyorum. Tıpkı o ilk mağaradaki elinin izini duvara bırakan insan gibi var olmanın bir yolu olarak görüyorum yazmayı. Yazdıkça var oluyor, var oldukça yazıyor gibi hissediyorum.
 
Bir de düşünmek için yazıyorum. Konuşurken beynim hızla çalışırken yazarken yavaşlatıyorum. Düşünmesi ile beraber anı da hayatı da kendimi de yavaşlatıyorum. Eğer Einstein haklı ise (Ki bana böyle anlarda haklı geliyor) zamanı da yavaşlatıyorum. Bu da inanılmaz güzel hisler uyandırıyor bende. Günün o sürati içinde savrulmak yerine yazmak söz konusu olunca her şey yavaşlıyor. Yazmak için durup düşünüyorum. Gün içinde hayat koşuşturmasında kaçırdığım hislerimi yakalıyorum. Yanlışlarımı görüyorum. Doğru bildiklerimi sorguluyor, kendimi dinliyorum.
 
Yazmasam olmazdı …
Bir diğer artısı da yazmanın, saklıyorum. Hislerimi, düşüncelerimi saklıyorum, kaydediyorum. Yıllar sonra yazmış olduğum bir satırı okuduğumda o ana geri gidiyorum. Hani bir şarkı dinler bir ana gidersiniz ya, bu da onun gibi bir şey. Tek farkı daha detaylı kayıt altına alma imkânı tanıması. Mesela eşime sevgili iken yazdığım mektubu (Gülmeyin, biliyorum artık kimse mektup yazmıyor) okuduğum her an o ana yeniden gidiyorum. Bir çeşit zaman makinası gibi yazmak.
 
İşte benim yazma sebeplerim bunlar. Dediğim bu nedenler her yazan için farklılık gösterebilir. Herkesin kendince gerekçeleri olabilir. Benimkiler de bunlar.
 
Sanırım şimdi daha iyi anladınız değil mi? İnanın;
 
YAZMASAM OLMAZDI …
 
https://aykirisesler.com/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Kayıt tarihi
: 07.02.18
 
 

AYKIRISESLER | HEP AYNI SESLERİ DUYMAKTAN SIKILMADIN MI? | Güncel olarak kaleme alınan kişisel bl..