Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '17

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
243
 

İNSAN OLMAK…

 

“İnsan olmak” deyince aklımıza iki ayağı üzerinde yürüyen, aklı ile birçok işi yapan, problemi çözen bir varlık gelmez. “İnsan olmak” deyimini daha çok ruhsal ve ahlaki yönden bir yücelme evresi olarak algılarız. “İnsan olmak” noktasına ulaşabilmek için de tabii ki bu tespit çok önemlidir. Ne var ki, kendimizi derhal bu tespit edilen koltuğa oturtuverir ve çevremizi bizim gözümüz, aklımız, ahlaki evrim düzeyimiz ile yargılamaya başlarız. Tabii ki her şey karmakarışık olur ve içinden çıkılmaz bir hal alır.

Kimi bu konuya kafa yoranlar ise “insan olmak” yolculuğunu çocuğun doğumundan başlatırlar. İnsanın son yaşlılığına kadar devam ettirirler. Belirlenen süreçler içinde tabii ki doğru bir yaklaşımdır. Ama dünyaya baktığımızda çok da iyi sonuçları olmadığını görüyoruz. Çünkü herkes kendi akli ve ahlaki düzeyini veya örnek aldığı kişi ve/ veya kişilerin düzeyini son nokta görür. İyi sonuçlar alabilmek için kimi aile verdiği terbiye ve ahlak eğitimini, kimi dini eğitimleri v.s. öne çıkarır. Ancak sonucun yine de istenilenin yanına bile yaklaşamadığı ortadadır.

“İnsan olmak” acaba yaklaştıkça uzaklaşan bir ufuk çizgisi midir? Yoksa bizler kısa hayatımızın verdiği acelecilikle erişmemiz şimdilik mümkün olmayan mesafelere hemen ulaşmaya mı çalışıyoruz?

Bilim bize doğarken sıfır bilgi ile doğmadığımızı, büyürken aldığımız her nefes, yediğimiz her lokma ve beş duyumuzun aldığı her sinyal ile genlerimizde meknuz olan bilgilerin kilidini açtığımızı ve bu şekilde evrim merdivenlerini eski bilgileri de kullanarak hızlıca çıktığımızı söylüyor.

Öyle ise insan olmaya doğduğumuzda değil, okyanus derinliklerinde daha ilk aminoasitlerin birleşiminde başlıyoruz. O noktadan günümüze kadar olan dönemde hep eskileri de üzerine koyarak çok hızlı bir şekilde evrimleşerek geliyoruz.

Bildiğiniz gibi ilk varoluş döneminden milyon yıllar sonrasına baktığımızda çok bir gelişim kaydetmediğimizi görüyoruz. Bu, eskiden gelen bilgi takviyesinin azlığındandır. Bilgi takviyesi çoğaldıkça evrim de hızlanmaktadır.

İnsan olmak dediğimiz kavrama bu açıdan bakarsak pek ala ulaşılması söz konusu olmayan bir ufuk çizgisi olarak görebiliriz. Belki de insan beyninin bir kapasitesi vardır, biz de o kapasiteyi doldurduğumuzda insan olacağız, kim bilir?

Bu gün “insan olmak” için hedefler koymamız son derece doğal ve yararlıdır. Şunu da bilmeliyiz ki, biz ancak kendi algımızın izin verdiği hedefleri onaylayabilir, kendimize ve çocuklarımıza ancak o kadar uzak bir hedefi gösterebiliriz. Bu da şunu gösteriyor ki, hayalimizde yatan “insan olmak” noktası bizim evrimimizle doğrudan ilişkilidir. Kendi evrimimizi ne kadar yükseltip insan olmaya yaklaşabilirsek, bizden sonrakilere de o kadar faydalı olacağız.

Bu benim fikrim. Siz ne dersiniz?

İzmir 09.02.2017

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Okuduğum en güzel en anlamlı yazınız...Nihayet insan olmak konusu doğru dürüst bu yazıda açıklanmış...

Kerim Korkut 
 13.02.2017 21:08
Cevap :
Merhaba, Çok teşekkür ederim. Saygı ve selamlar...  15.02.2017 14:11
 

Bir evvelki yorumdaki dörtlüklerim nesre çevrilmiş ,okuyan bilinçler ne demek istediğimizi anlamışlardır umarım,Selam ve sevgi..

türkay gür 
 12.02.2017 17:27
Cevap :
Merhaba, Bir günde 252 kişi okumuş, bir de yorum var. Anlaşılmış sanırım. Saygı ve selamlar...  13.02.2017 10:09
 

Blog işi biraz külfetli gibi geldi ,ilginize teşekkürler, ben bazı şeyleri anlatabilmek için evv elemirde şu dörtlüklerimdeki inanç sistemine kalibrasyon ayarı yapmak lazım her neyse sizin kalibrasyonunuzun mükemmel olduğunu biliyorum sözüm ilgi duyup okuyanlara, Aynaya bakıldı Varoluş saçıldı Kırıntıların bile o olduğu Heyhat hala anlaşılamadı Oysa, Her kişi onun belirişi Yaşayabilmektir dünyadaki işi Ayrılıkların alabildiğine sergilenişi O nun kendini parçada görmek isteyişi

türkay gür 
 11.02.2017 12:06
Cevap :
Merhaba, Harika, bu şiirinizi izninizle yayınlayacağım. Saygı ve selamlar...  12.02.2017 14:12
 

İnsan olma kriterlerindeki bilinmezliği çok güzel ifade etmişsiniz,hele okyanustaki amino asit başlangıcı çok yerinde ancak ben ondan evvelki o bilinmeyen enerjisel düğümün başlangıcından bahsedeceğim tabiiki ondan sonra su ve toprağın balçık halinden ,o balçık ki belki milyar asırlarca geçirdiği evrimden sonra insan formunda ruhumuza aracılık etmekte.. Beden göçme durumunda bu dünyaya kendini bırakacaktır ama ruhun yolculuğu ilanihayedir,işte bütün olanlar ve üzerinde evrim kriterleri işlediğimiz insan ruhuna etki eden diğer faktörleri de devreye almalıyız; genetik hadiselerin izleri ,ruhsal yolculuktaki diğer etkiler v.s işte bütün bunlar insan karakterini sadece bu dünyadaki donelerle anlamaya çalışmamız biraz boşa kürek çekmek gibi geliyor.. Fazla mı kariştırdım.

türkay gür 
 10.02.2017 13:26
Cevap :
Merhaba, Yorumunuzda benim başladığım noktadan geriye gitmişsiniz. O konu ile ilgili bir blok yazınızı bekliyorum. Keyifle yayınlayacağım. Saygı ve selamlar...  10.02.2017 15:34
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1508
Toplam yorum
: 5843
Toplam mesaj
: 265
Ort. okunma sayısı
: 1647
Kayıt tarihi
: 16.07.08
 
 

Yetmişiki yaşında iki çocuk ve iki torun sahibi bir erkeğim.. Lise mezunuyum. Uzun yıllar esnaflı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster