Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '08

 
Kategori
Basın Yayın / Medya
Okunma Sayısı
690
 

İnsan olmak

İnsan olmak
 

İnsan olmak; sıcak demire dokunduğunda ateşten canı yanmak. Canı yanmak; bir can taşımak, insan olmak. Nedense insan olduğumuz ihtiyaçlarımızı olumlu yönde karşıladığımız zaman aklımıza gelmektedir. İstiyoruz, elde ediyoruz. İşte o zaman gülümsüyoruz hayata ve diğer insanlara. Ama ya ihtiyaçlarımızı karşılayamadığımız zaman? O zaman insan değil vahşet oluyoruz. Unutuyoruz yaratılış gerçekliğimizi.

Sıcak demire dokunduğumuzda canımız yanıyor ya, insanın özü canı oluyor. Elbet canı can eden bir Yaratıcı gerekiyor. Canımızın Cananını unutunca hiçliğe düşmek içten bile değil. Unutmak bizi var edeni, türlü belaların kaderi. Bugünün bütün teknolojik dertleri insanın kendi psikolojisi ile tutulduğu hastalıklar illeti. Ve dayanılmaz stres. Yalnızlık. Korku. Geleceğe kaygıyla bakmak. Bütün bunlar canımızın Cananını unutmanın bedeli.

Peki, nasıl tedavi olmak lazım gelir? Bir anlayış yanlışını düzelterek başlayalım işe. İnsanı tanımayı amaç edinen felsefe, Yunan düşünürleri ile birlikte insanı tanımak için sorular icat etti. –Kimsin sen? Nereden geldin nereye gidiyorsun? Gibi ilk sorular felsefenin abc’sini oluşturmaktadır. Bu sorulara Batı’nın da Doğu’nun da düşünürleri cevap aradılar günbegün. Ama her bir cevap yetersiz kaldıkça insanı tanımak için, kimim ben sorusuna beni tanımlayan cevaplar verilemedikçe insan kendine uzaklaşmaktaydı. Bu öyle bir uzaklaşma oldu ki tarihten günümüze insan neredeyse asıl varlığını unutup yapay nedenlere sığındı.

Kimim ben? El cevap: KUL. Nereden geldim nereye gidiyorum: Allah’tan geldim Allah’a gidiyorum. İşte insanın varlık nedenini açıklayan cevaplar. Ne zaman bu cevaplara ulaşıyoruz o zaman yukarda değindiğiz hastalıkların da çözümü beraberinde geliyor. Karanlıklar aydınlığa, yalnızlıklar kalabalıklara ve korkular güvene dönüşüyor.

Stresliyim: Çünkü hayatı paylaşamıyorsun. Kapı komşunu tanımıyor, elbisenin markasıyla toplum içinde adam oluyorsun. Öyleyse; Paylaş, Kibir tutma. Hakkıyla zekat ver, gösterişe dalmadan her türlü zenginliğini paylaş.

Korkuyorum: Çünkü korkularına çözüm olacak sebepleri insanlardan ya da insanın ürettiği ara sistemlerden (ideoloji, patron, işveren vs.) bekliyorsun. Öyleyse Allah’a sığın yalnız O’ndan medet um. Dua ede. Yalnız kendin için değil herkes için dua ede.

Kaygım var, her sıkıntı beni buluyor: Çünkü kendini yalnız hissediyorsun. Yalnızlığını paylaşmak için ise hayata küsüp nefsine yenik düşüyorsun. Hiç günde beş vakit ezanı duyan insan, Allah’ın kendisine her gün semalardan seslendiğinde, yalnız olur mu? Yalnızlık; inkâr gibi, görmemek ve duymamak gibi kuşatmıyor mu benliğimizi? Hayır ve Şer’in Allah’tan olduğuna iman eden insan hiç başına gelen musibetlerden yine Allah’a sığınmaz mı?

Öyle yabancılaşmışız ki kendimize, neredeyse insan olduğumuzu dahi unutur olduk. İçinde Peygamber (s.a.v.) Efendimizin muhabbetinin olmadığı ortamlarda hangi yalnızlığa ilaç aramaktayız? Modern bilimin modern psikolojik reçeteleri ile sözde motivasyon kazanmak için kişisel gelişim yoluyla nereye kadar ittirebileceğiz benzini ve mazotu bitmiş benliğimizi?

İnsan, mide-kalp-beyin ve ruh ile birlikte insan olur. Mideye haram, kalbe kibir ve nifak, beyne de yanlış bilgi girdi mi kaybetmişizdir kendimizi. Hele birde ruhumuzu manevi âlemin lezzetleri ile beslemiyorsak kaybetmişizdir insanlığımızı. Öyleyse sünneti yaşayan ve ayeti de okuyan insanlar olmak çıkar yol olsa gerek.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sükunet aşılayan bir yazı.

Ayrıntıda gezinmek 
 19.02.2008 14:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 3193
Kayıt tarihi
: 08.02.07
 
 

Bilgi hegemonyasında her türlü medya araçlarında onbinlerce bilgi ile günlük yaşantımızda karşılaşma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster