Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Temmuz '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1048
 

İnsan olmanın evrenselliği

İnsan olmanın evrenselliği
 

İnsan, doğadaki en düzgün şekillendirilmiş varlık. Yada psikoloji kitaplarında geçtiği üzere ‘düşünen hayvan’ dense de, tanrının yeryüzündeki yarattığı, var ettiği en mükemmel varlık. Fakat kendisini diğer canlılardan ayıran en büyük özelliği ‘düşünebilir’ olmasıdır.

İnsan yaratılış gereği hep bir aidiyet duygusu içerisindedir. Hep aidiyet, ait olma, olmama konularında düşünsel boğuşma içerisinde olmuştur. Haklıdır da, yaradılış mevzusunun 21 yüzyılda bile hala açıklanamayan soruları vardır. İnsan mekanizması da bunlardan biri elbette.

“Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.” (Bakara suresi 164. Ayet)

Doğadaki canlı, cansız birçok şeyin aidiyetliği, yani ait olma durumu, sahipliği insanın egemenliği altındadır. Peki insan kime aittir ? Bu soru hiç sorulmuş mudur? öyle ortaya atılmışmıdır bilmiyorum ama derin bir analiz gerektirdiği muhakkaktır. Bu durumu farklı boyutlarda irdelersek, ‘teolojik açıdan insan aidiyetliği tanrısaldır, felsefi, psikolojik ve sosyal anlamda irdelersek insanın kendidir ‘ denilebilir mi? Eğer denilebilirse, ne zaman tanrıya, ne zaman kendisine aittir, hangi şart ve durumda aittir? sorusuna da cevap almak gerekmez mi?

Ruhumuzun bize verilmiş en güzel hammadde, bedenimizin de bunu tamamlayan en güzel aksesuar ve bahşedilmiş en güzel armağan olduğundan yola çıkarsak, insan olarak bizlerin aidiyeti konusunda epeyce yol alırız sanırım. Beden geçici bir aksesuar, oluşum ve doğa kanunu gereği, doğar, gelişir, olgunlaşır ve ölür. Ruh da serbest kalır. Demek ki, ruh içine girdiği bedende ödünç bir hayat sürer, belki de bedene hapsedilmiştir. Yada tanrı tarafından tatile gönderilmiştir. İnsan ruhla ve bedenle bir bütündür. Ruhu ve bedeni ödünç almıştır. Onu en iyi şekilde kullanıp, tekrar tanrıya dönüş sürecinde, emanete hıyanetlik etmemelidir.

Evrende her şey bir plan program dahilinde yürümektedir. Dünyada da öyle. Yalnız dünyanın dengesini bozan insandır. Dünyanın dengesini bozmamak için, yaşamı akışına bırakmak doğru olandır. Dünya üzerindeki her şey bizim olabilir ama hiçbir kayda ve sözleşmeyle almadığımız ruhumuz ve bedenimiz nasıl bizim olabilir. Onu nasıl sahiplenir, onu nasıl hoyratça harcayabiliriz. Dünya üzerinde, var olduğumuz müddetçe sigara, alkol, uyuşturucu gibi bilumum yabancı madde ile vücudumuzu nasıl zehirleyip, yalan, yanlış, çirkin işlerle ruhumuzu nasıl karartabiliriz? Bilmez miyiz ki, bize ödünç verilen bu vücut ve ruh bir gün bizden alınacak. Bu belki bir hazan mevsimi olacak, belki sarı sıcak bir yaz sabahı, belki nemli ve ılık bir ilkbahar akşamı, belki uyurken, araba kullanırken, caddede dolaşırken, bankta otururken, yemek yerken, televizyon seyrederken, işe giderken, durakta otobüs beklerken, sevişirken belki. Kira kontratının ne zaman dolacağını kimse bilemez ki?

İnsan vicdanıyla düşünmeye devam ederse şu sonuca varacaktır: otomobili ve onun tasarımcısını bu mükemmellikte yaratan güç, diğer tüm canlı ve cansız varlıkların da yaratıcısıdır. Hammaddesinden, tasarımcısına kadar teknolojik ürünlerin tüm bileşenleri Allah'ın sonsuz ilminin ürünüdür. Allah'ın kusursuz yaratışının örnekleri sürtünme kuvvetinden elektromanyetik dalgalara, elementlerin içindeki atomlardan ışığa kadar her yerde kendini gösterir. Daha embriyo iken ruhumuz şifrelenmiş bu bilgilerin ışıkla tanışması, bizim ruhumuzu, aklımızı, beynimizi ve bedenimizi iyi kullanmamızla doğru orantılıdır. Böyle olduğu sürece, bize verilen emaneti iyi koruyor oluruz.

Ama ya koruyamazsak, ya bize şifrelendiği gibi beynimizi, aklımızı ve diğer tüm uzuvlarımızı gerektiği gibi ve bize bahşedildiği kullanamazsak ne olur? Ne olacak? Dünyadaki kargaşalar, kavgalar, savaşlar, ölümler, haksızlıklar, işgaller, orman yangınları, hayvan katliamları, küresel ısınma, iklim düzensizlikleri, kuraklık, çevresel kirlenme, ahlak bozulması, tecavüzler, cinayetler ve daha nicelerinin kahramanları insanoğlu değil mi? Dünyada ki tüm kargaşanın baş aktörü insan değil mi?

Dünyayı mahveden insan, şimdi uzayı mahvetmenin peşinde.. Şimdi oralarda, mahvedecek dünya keşfetme peşinde..

Tanrının yarattığı insan, acaba bugünkü insan mıydı? Tanrı insanı yaratırken ne düşündü acaba? İnsan insanı nasıl daha iyi mahveder? Nasıl insan insanı insanlıktan çıkarır diye merak edip de mi yarattı acaba?

../..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yorumlarınıza katılıyorum,ancak ruhumuzu ve bedenimizi ödünç alan nerede. Ödünç alanın konumunu biraz açarsanız memnun olurum.selamlar.

Nariçi 
 15.07.2007 7:38
Cevap :
Bunun için şöyle çevremize bakmamız yeterli. En basit olarak şunu söyleyebilirim. Bugün siyasetçiler gerçekten sizi temsil ediyorlar mı mesela. Ya Amerika ? Özgürmüsünüz ? Ne kadar hürsünüz ? Aileniz sizi ne kadar kısıtlıyor ? Arkadaş çevrenizde, siz gerçekten siz misiniz ?  16.07.2007 12:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2458
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster