Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ekim '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
786
 

İnsan sarrafı

"Deli gönül sevdasını, ben bilirim"demişti rahmetli Barış Manço...

Bilmek, her zaman bir anlam ifade eder mi?

Ya da bilmenin hep getirisi mi olur?

Bilmek, insanı mutsuz, huzursuz etmez mi hiç?

Bilmek "tedbir"gibidir...

Kazaya uğranmadıkça, zorluk yaşanmadıkça bir anlamı, değeri olmayabilir...

Örneğin; başınızdan birkaç ameliyat geçti diyelim...

Sonunun ne olacağını bilmek mi, yoksa bilmemek mi insanı daha huzurlu kılar?

Bunları yaşamış biri olarak:

Önceleri, bu gibi durumlarda "Tecrübesiz"olmanın daha önemli olduğunu düşünüyordum...

Şimdi ise, bunun kişiden kişiye ve zamanlamasına göre değişiklik gösterebileceğini...

Bilmek her zaman çözüm üretip, sonuç getirmeyebilir...

Bilmek yine Barış Manço'nun bir şarkısında olduğu gibi "Kul Ahmet'in ceketi"gibidir...

Zor, imkansız anlarda ortaya atılabilen...

Bilmek, trafik gibidir...

(Tek kişinin bilmesinin yetmediği...)

İster sürücü, ister yaya olunabilen...

Siz istediğiniz kadar kurallara uyun...

Biri gelir size çarpar...

Belki aracınızın içinde, belki de durakta beklerken...

İnsan sarrafı olmak ne demek?

Bilmeye, tecrübeye, akıla dayalı bir olay...

Bu konuda üç tür insan olduğunu düşünüyorum...

1-Birinci türe girenlerin insan sarrafı olmak, ya da bunu dile getirmek gibi kaygıları yoktur...

Onlar işlerine bakarlar...

Aklıl, mantık, duygu ve vicdanları daha doğuştan donanımlıdır...

Bu donanımları onların başarılı olmalarına mı, yoksa felaketlerin başlangıcına mı sebeb olur?

Bilinmez...

Tanık olunan iki olay:

-Beş-altı yaşlarında cocuklar, bayram harçlıklarını toplamışlar...İçlerinden bir kız çocuğu "Hadi paralarımızı halının üstüne atıp karıştıralım..."der... Ve karıştırılan paralar da diğer çocuklar, paralarının sayısına bakarken, bunu söyleyen sayı ile en yüksek değeri olan kendine ait olmayan paraları toplamaya başlar...

-Hastane kantini... Kantinin önünde kan tahlilinden sonra artık yemek yiyebilme özgürlüğüne kavuşan yine beş-altı yaşında bir çocuk... Aniden aynı yaşlarda başka bir çocuk, çocuğun elinde tosta ve meyve suyuna saldırıp, tosttan bir lokma yer ve aynı şekilde meyve suyundan bir yudum içer...

Küçük kızın kandırabileceği yaşıtlarını bulması ve diğerininde de kantine değilde, çocuğun elindekilere saldırması insan sarraflığının tanımlamasına mı, icrasına mı uygun bir davranış biçimi midir?

2-Bunlar adamın "Ciğerini bilir"cilerdir... Ara gazına çok kolay gelirler... Ve uyanık saflardandırlar...

İkide bir ben adamın Ciğerini bilirim derler... Ama genelde de hep yontulan kendileri olurlar... Onlar bu hallerinden memnundurlar...

Çünkü, bunun hiç bir zaman farkına varmazlar...

3-İnsan sarrafı tanımlamasına uyan esas itibarı ile bu türdekilerdir... Sarraflığı onların çok akıllı ya da aptal olmalarından kaynaklanmaz...

Onlar; hayatın dikenli yollarında yürürken, "Çizilmedik bir kulak arkaları" kaldığında bu mertebeye erişirler...

Kimileri sayılardan söz eder... 10000-20000 kişiyle birebir muhatap olmayı bir ölçü birimi olarak kullanırken vermek istedikleri mesaj şudur:

-İnsan sarrafı olamak için kulak arkasına kadar beklemeyin...

Hataları:

-Aklını yeterince kullanamamak...

-Herkesi iyi bilmek...

-Başkalarından ders almamak...

-Kendi başına bir şey geldiğinde...

Şeklinde sıralanabilir...

İnsan sarrfı, o türküdeki gibi aslında şunu demek ister:

-Ben yandım, eller yanmasın...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 180
Toplam yorum
: 215
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 859
Kayıt tarihi
: 25.07.09
 
 

Önceleri Milliyet Gazetesi'nin "Okur Mektupları" vardı...Şimdi ise "İnternet", "Milliyet Blog" ve..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster