Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '18

 
Kategori
Şiir
Okunma Sayısı
579
 

İnsan ve Dünyası

İnsan ve Dünyası
 

Yavaş yavaş nüfuz etseler de birbirlerine
Bitmez ateşle suyun kardeş kavgası
Ayrılırlar ama tatlı seslerin nefesiyle
Geceyle gündüz gibi birbirlerinden
Kıvılcımını atar da güneş yaşamın kıyısına
Işıktan öpücüklerle ilerler öyle dolana dolana
Baldan damlalar bırakıp toprağın genizine

Nice değişimlerin yeni yüzlerine bakıp
Çiçeğe durmuş hislerin sayısız evreninden
Gülümserim el değmemiş öğeler içindeki
Suyun aynasından yansıyan izdüşümlere,
Özdeş görüntülerin yıkanmış sevincine
Ve neşeli özgüçleriyle devinime katılan
Kabuk ve gömlek değiştirenlerin şölenine

Buluşmak için birbirine uçuşan zerrelerin
Sevgiye susayan tatlı dokunuşlarını izlerim
Yüreği ve ruhu dinlendiren acıklı ney sesini
Kısa süren turnaların türküsünü dinlerim
Acıkmış ruhumu bandırıp insan bulamacına
Göğün ağırlığına boyun eğen çağların acısı ve
Yerin önlenmiş sevinciyle ulaşmaya çalışırım
Kendimden olan parçaların benzeşiklerine.

Canlılığın zekâsı sancılı ezgilerle ilerlerken
Kemirgen yalanların sihrine rehberlik edip
Gerçeğin şaşmaz bilgisine kulak tıkayanlar
Bir başına dönen koca evreni anlamadan
Sıkı düğümlü kutsal korkuları ödüllendirip
Tutsak gönüllere çıkar sevgisini doldurdular
Çiğnenen umutların çığlığıyla hayatı ürkütüp
Büyük acılarla insanı ve dünyasını yaraladılar

Karanlığın ıslak eteğine tutunup döne döne
Sisli ve kaygan yollardan yürüdüler
Doğru düşünceli tek yol önlerinde dururken
Kör yazgıların bulanık sözlerine kanıp
Kendi içlerinde yarattıkları düzmecelerle
Başka başka yollara saptılar düşünmeden
Sormadan sorgulamadan
Gerçeğin ermiş ruhuna aldırmadan

Ahh bir bilseniz,ne çok üzülürüm de
Düşlerimin evrenine çiçekler örer
Titrek elleriyle yıldızlar.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Motive edici yorumlarınız için, birbirinden değerli paylaşımlarınız için teşekkürler..

Meral Boylu 
 21.07.2018 14:39
Cevap :
Ne o tazeliğimiz,ne güzel günlerimizin neşesi ne de sevgi gücümüzün çağı gelir geri.O masum sevgi ve saygı denen kutsal dürüstlüklerin yüksek erdemini de kemirdiler yüzsüz ve hayasızca.Nerde o temiz ve duygulu gülüşlerimizin ruhumuza aktardığı o iyileştirici ve güzelleştirici düşlemlerin billur yansıması.Sevinçli coşkularımızın yerini hüzünler doldurdu bir bir.Hayalller kurduran ve bizleri onaran,enerjiler aktaran o çocuk ruhumuzun ülkesi de terketti bizi.Yollara dökülü anılarımızı bile toplayamaz olduk.Tozlu raflardan iştahla seçtiğimiz kütüphanaleri bile kapattılar.Bir zamanlar antik çağın el yazmalarıyla dolu insanlığın kültürü ve bilinci bir milyon kitabıyla yakılan İskenderiye kütüphanesini yakanlar geri geldiler sanki.Müslüman Endülüsün de kütüphanesi de yakılmamış olsaydı kim bilir,belki de yıldızlar arası seyahatlerimiz olurdu nice sevinçli günlerimizi yüceltecek.Bir eğitici olarak en çok da bu akıl tutulmalarına üzülür dururum hep...İlginiz için çok sağolun değerli yazarım.   12.08.2018 11:43
 

Nazım Hikmet, "SLAVYA KAHVESİNDE DOSTUM TAVFER'LE YARENLİK EDERKEN" şiirinde şunları diyor; yüreğini bırakıp gittiği Anadolu'suna yüzünü dönerek: "(...) Prag şehri yaldızlı bir dumandır Ve kızıl, kocaman bir elma gibi. Nezval geçer taze çıkmış kabrinden param parça yüreği de elinde ve Orhan Veli'yle karşılaşırlar Urumeli Hisarından gelir o ve telli kavağa benzer Orhanım Yüreciği delik deşik onun da. Biz de aynı loncadanız biliriz Tavfer zanaatların en kanlısı şairlik sırların sırrını öğrenmek için yüreğini yiyeceksin, yedireceksin. (...)" Şiir, bir yüreği ele geçirdi mi, derinlerine inip, oradaki cevheri ortaya çıkarmadan bırakmaz. Şair, bir şiiri anlağının rahmine düşürmeye görsün. Düştüğü andan, yayımlanıp da, şairin dışında herkesin olan şiirin doğum sürecinin sancıları hiçbir şeye benzemez. Bir annenin doğum sırasında yaşadığı fiziksel acıdır ve doğasının gereğidir. Şairin yaşadıklarıysa tüm tinsel, duygu ve düşünce dünyasının altüst edilmesiyle yaşanan bir sancıdır...

Ali Ekber Ataş 
 01.07.2018 13:01
Cevap :
Ne çok zengin ve çeşitli tutkular taşımışlardı.Eşsiz temalara kaynaklık edip toplumsal acıların içinden geçerek kendi acıları duraklarında dinlenmeyi yeğlemişlerdi çoğusu da.Dili pek işe yaramayan ressamlar gibi nice düşsel manzaralar çizmişlerdi donuk ve sessiz hayatların çifte kavrulmuş acılarından,öfke kışkırtan haksızlıklardan,zulümlerin baskılı yoksullukları ve isyanlarından;korkusuzca yüreklerini yem diye adaletsizliklerin önüne atan cesaretleriyle.Sizin de bildiğiniz gibi bütün duygu ve düşüncelerin,hislerin,sezgilerin yoğunlaştığı duygusal bir mekânıdır yazarın;dizeleri ise bilinçaltında boğuşan aydınlık ve karanlık imgelerin savaş alanıdır.Şair daima imlerin gücüne boyun bükerek hem eksiltir hem de çoğaltır kendini yaratılışın zıtlıklar prensibini de algılayarak.Ah o ölümsüz nesnelerin içinden yürüyen o söz yontucuları!Özlemi,hasreti ve nice büyük sevdaları kemanlara vurup kendi duyguları içinde sancılar çeken o gül yüzlü insanlar!Ve daha niceleri...Teşekkür ederim ililginize.  01.07.2018 19:04
 

hem cahiliz hem de koca bir hiç, tebrikler.

vildan koca 
 01.06.2018 11:49
Cevap :
Bugün yeryüzünde görülen ve en çok dikket çeken,anlamsız bir coşkunluk içinde bulunan yığınların kendi cehaletlerini destekleyen zorbalığa destek vermeleridir.Akla ve mantığa dayanan gerçeklerin ardısıra gideceklerine,yalanın peşinden gitmeleridir.Kendini,dünyasını ve evrenini tanımadan içi boş gururlarıyla bilgisizliklerinde israr ederler.Zihin üretmeyen tembel beyinlerinin miskinliği içinde,yaşamın anlam ve amacından uzak,doğasının derin ve değişmez yasalarına da uymayarak kötülüğün hüküm sürdüğü yollarda kendilerini gösterirler.Oysa aklın bile henüz ayak basamadığı sayısız yollar vardır;bir öğrense,düşünse ve sorgulasa yeni ve zengin kaynaklara ulaşabileceğinin sevinciyle kendinin de farkına varmış olur... İlgi ve yorumunuz için teşekkür ederim Vildan hanım.Çok sağolun.Selam ve saygılarımla sağlık içinde kalınız.   05.06.2018 17:50
 

Siz Şairler olmasa sabahın seyre duran ilk bakışı alımlı olur muydu ? Bir fincan kahvenin buram kokan kokusudur şiir.Hüzünle cama yasladığım buğulu yansımamasındaki kendimle yüzleştiğim bir derin soluklanmadır. Güven ile kalın ..

Tuanna Güzel 
 01.06.2018 1:04
Cevap :
Evrenin bir yerinde yer tutmak için devinir durur nice öğeler kimi sert kimi yumuşak kim akar vaziyette.Suyun canı ve toğrağın benliğinden,bitkilerin özünden alır ve havaya salar içlerindeki ılık buğularını güneşin ateşten öpücükleri.Elmas çiğlerle süslenmiş doğa neşelenir,can bulur,emici dudaklara terkeder kendini ve her defasında kendini saran bulutların kollarına sarılıp ıslatan damlaların hoş sesi ve tadına düğümlenir fışkıran hayatın hazdan dövgülerine iç geçirerek.Ve çağ çağ soyunu sürdürür sevginin gövdesel uyarılarıyla.Gönül okşayan uyarmaların bilgisini verir ve tesirini gösterir canlılığın baldan duyularına.Seher vaktiyle ışıyıp gözlere gıda taşır biriken açlığı ve susuzluğu gidermek isteyen yüzlerden tütsülenen o eşşiz kokularla.Dişlerini geçirse de zaman,henüz solmamış güzelliği neşelindirmek,gülümsetmek ve derin derin soluklandırmak gerek özdeşleşmeye can atan canı...Ne güzel bir tanımlama şiire!Yüreğinize sağlık Tuanna.Teşekkür ederim ilgi ve yorumunuza.Sağolun.   04.06.2018 13:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 73
Toplam yorum
: 1189
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 461
Kayıt tarihi
: 21.08.12
 
 

1979 Yabancı diller yüksek okulu almanca bölümü mezunuyum. 2 Yıl tercümanlık yaptım. 28 yıl da öğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster