Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ocak '09

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
477
 

İnsan yontulmalı...

İnsan yontulmalı...
 

arınma zamanı...


Üzerimize giydiğimiz giysiler gibidir kimliğimiz…

Ruhumuz da öyledir…İnceldikçe güzelleşir;kötülüklerden arınır…

Yontulan insan, gerçek insandır…

İçinde kederler var iken konuşmaktan kaçınan ;sırf içindeki kederler sözlerine yansır da muhatabını incitir diye korkan bir insan düşünün…

Ve bir an,o insanı sevgili karşısında bir âşık olarak farzedin…İşte bu tavır,insanın aşkı kabule hazır hale gelmiş biçimi ;diğer bir anlatımla, fazlalıklarından yontulmuş halinin ifadesidir.

Çünkü güzellikleri görmek için önce güzeli görecek göze sahip olmalı;deseni renklendirmek için önce kumaşı dokumalıdır.

Önce gönlün frekans ayarlarını yapmak ;duyarlılığını artırmak;zerafet ve estetik boyutuna taşımak gerekir ki ruh da aynı kalıba girsin.

Bunun için de kaba insanlık hallerinden sıyrılmak ,kendini o derin halsizlik içinde güçten düşmüş gibi hissetmek ve teslimiyet ile aşka boyun eğmek gerekir.

Enderunlu Vasıf 'ın (1820) şu beytinde anlatıldığı gibi:

''Ne beyân-ı hale cür'et,ne figâna takâtim var,

Ne recâ-yı vasla gayret,ne firâka kudretim var.''

Yani şöyle demek :''Ne halimi anlatmaya cesaret bulabiliyorum ;ne de feryat etmeye gücüm var. Ne sevgiliye kavuşmak için çabalıyorum;ne de ayrılığa dayanabiliyorum.''

Burada,âşık sevgiliye o kadar kıyamaz durumdadır ki bu yüzden ona kavuştuğunda,incitmekten korkmaktadır.

Leyla Hanım'ın da buna benzer bir beyti vardır.(1830)

''Pür ateşim,açtırma benim ağzımı zinhâr.

Zâlim beni söyletme,derûnumda neler var.''

Burada kadın,daha zalim ve sevgili karşısında daha cüretkârdır.

Bir kadın ruhu,bütün kırılganlığı ve hassasiyetiyle fazlalıklarından ,kabalıklarından fazlasıyla yontulmuş olduğu halde,Leyla Hanım,nasıl bir feryât ile böyle söyleyebilmektedir…Şaşılır…

O ki yalvarandan çok,kendisine yalvarılandır…Sevenden çok sevilendir…

Belki de bu yüzden,hüzünlü çığlığı, başkalarının feryâtlarına göre, çok daha yakıcı ve ateş doludur.

Kişioğlunun tasarrufu altında, iyi de kötü de ,beyaz da kara da ,hatta güzel de çirkin de emrine hazır beklemektedir.

Bize düşen,bunlardan hangisini tercih edeceğimize karar verebilmektir.

Nedim, şu beytinde kadına seslenirken ruhunun ve sanatının tüm inceliklerini sergiler:

''Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana

Mey süzülmüş şîşeden ruhsar-ı âl olmuş sana...''


''Sevgilisinin tel çekme makinasından geçmiş gibi incecik,nazenin olduğunu söylerken,kadehten süzülen şarabın sevgilisinin yanağına konup kırmızılık verdiğini ''anlatır.

Nedim bu şiirinin son beyitlerinde ise daha da coşarak sevgilisine şöyle seslenir :

''Leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden

Lâ’lin öptürmek bu hâletle muhâl olmuş sana...''

''Seni öperken dudaklarını dişlerimle yaralamışım; dudaklarının bu görüntüsü sana ayrı bir güzellik vermiş.''

Fuzuli de sevgilinin nazından,cilvesinden şikâyet ederken ruhunun tüm inceliklerini dizelerine döktürmüş...

''Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı

Felekler yandı âhımdan murâdım şem´i yanmaz mı ?.. ''

Şâir, ''Beni canımdan usandıran bu sevgili ;acaba bana eziyet vermekten usanmayacak mı ?..Benim âh edip inlemelerime acımayan kalmadı; bana da bir gün talih gülecek mi acaba ?..''

Diye sızlanırken nezaketinden ve inceliğinden taviz vermemektedir.

Asırlar önceki aşk insanının sevgi dünyasına girdiğimizde,ruhların sevgi karşısında nasıl da yontulup inceldiğine tanık oluruz...

Yontulamayanların ise ,kaba kimlikleriyle ve taşlaşmış ruhlarıyla kötülüklerden başka bir eser bırakmadıklarını biliriz...

Günümüzde de öyle değil mi ?..

''Şurası unutulmamalıdır ki,kimliğimiz,onu konuşlandırdığımız kabın şeklini ve rengini alır.

Ve ruhlar, incelmeden ,incelikleri asla göremez .''

.........

Esin kaynağım :İskender Pala'dır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Saygı duyarım Mesut Hocam. Tıpkı size saygı duyduğum gibi. Kaleminize sağlık, her zamanki gibi çok anlamlıydı yazdıklarınız. Selamlar...

Özlem Akaydın 
 17.01.2009 22:10
Cevap :
Sevgili Kardeşim,Ben de yürekten sevgilerle ve saygılarla selâmlarım sizi...Ne mutlu bizlere ki çocuklarımız sizin gibi değerlerin elinde eğitiliyor...Saygılarımla...  17.01.2009 23:40
 

Çok haklısınız, ruhlar incelmeden incelikleri göremiyor, güzellikleri göremiyor, değerleri hiçe sayabiliyor insan. Hoyratlık alıp başını gidebiliyor. Öyle olunca da insanlıktan söz edemiyoruz elbette. Hep bir ağızdan dertlenip duruyoruz, değil mi? Kaleminize sağlık, güzel bir konuya değinmişsiniz. Selamlar.

renklerdeki gerçeklik 
 14.01.2009 18:35
Cevap :
Kalın ve karanlık ruhların siyasette etkin olduğu dönemlerimiz çok...Bu nedenle de sanatta ilerleyemediğimiz için ,yontulmamışların gölgesinde ince ruhlar da zedelendi...Bu nedenle de dertlerimiz tükenmiyor...Saygılarımla...  14.01.2009 22:12
 

Şair inceliği başka türlü oluyor...Fuzuli'nin Su Kasidesinden çok sevdiğim bir beyti sizinle paylaşmak istiyorum: "Dest busu arzusuyla ölürsem dostlar/ Kuze eylen toprağım,sunun anınla yare su." Galiba bu tür ince düşünceler Divan edebiyatında kaldı...Bir de Gülten Akın'da.

Melek Koç 
 12.01.2009 18:26
Cevap :
Yaratılmışların en zekisi olan insanoğlu,ruhsal zenginliğinin yanısıra yaratıcılığyla da ön plâna çıkıyordu.Kütüphânelerin insanlarla ve kitaplarla dolu olduğu dönemlerde,yardımlaşma ve paylaşımın zevkini tadardık.Kitaplardan edindiği bilgileri;sevgi dünyasında şiirselleştiren insan,dostlarıyla da iletişimde doruklarda yaşardı.Böylece arkadaşlıklar,yeni aşklar,sevinçler oluşurdu.Yaz -kış parklarda kumrular gibi koklaşan sevgilileri görürdük.Medya ve internetle sarmalanan, son 20 yılın çocukları,gençleri bu duygulardan uzaklaşıp duvarlar içinde içlerine kapandılar.İnternet kafelerden çıkan çocukların gözleri kıpkırmızı.Kararmış ruhları da incelmekten yoksun...Ruhlar inceldikçe insanlaşır...Teşekkürler...Melek Hanım,selâm ve saygılarımla...  12.01.2009 20:27
 

Yıllardır bunun için uğraşılıyor ama bir türlü başaramadık,neden?,,,annemlerin dönemi,ablamların dönemi benim dönemim,yeğenlerimin dönemi ve onların çocuklarının dönemi,bir türlü yontulma bitmedi bitemedi ne yapacağız acaba?,,,,,,,,,,,,,,,,sevgiler hocam,,,

Alyoşa-Sevmek Güzeldir. 
 11.01.2009 16:21
Cevap :
Eğitimsiz ve tepkisiz toplumlar,sürekli ''Yontulmamış mamülleri'' imâl ederler...Böylece çoğunluklar,kendilerine benzeyenleri tercih ederler:) Azınlıkta kalan heykeltraşların,eğitimcilerin ve maragoz ustalarının ''Yontma eylemine '' yeterince güçleri yetmez...Ruhların incelebilmesi için sevgi dünyasında gerçek eğitimli günlere dek bu yontma eylemi sürecek....teşekkürler...saygılarımla...  11.01.2009 18:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1522
Toplam yorum
: 9157
Toplam mesaj
: 558
Ort. okunma sayısı
: 1531
Kayıt tarihi
: 23.06.07
 
 

İnsan yontmakla geçti ömr-ü baharı... Güzel ve canlı heykeller yaptı... Kimisinin içi çabuk boşal..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster