Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Şubat '09

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
1338
 

İnsan

İnsan
 

İnsan, yeryüzünü kendi ihtiyaçları için şekillendirebilen tek canlıdır. Bu şekillendirme, kimi zaman meraktan, kimi zaman da ihtiyaçtan kaynaklıdır. Ancak, küçük bir taşeron gibi, bir yerdeki dağın taşlarını inatla ve azimle yerinden alıp, parçalayarak, öğüterek, içerisine tutucular katarak yaptığı barınaklar, hayal gücü ile eşdeğerli olarak zamanla değişikliğe uğramıştır.

Bunu çalıştığı mekanlarda da uygulamıştır.

Su olmayan bir alana barajlar yaparak, yol olmayan dağları önceleri aşarak, şimdilerde tünellerle geçerek kendince yollar yaratmıştır.

İnsan yaşamı tarihince bu inadına gibi görünen mücadele hep olmuş ve olacaktır.

Neden peki?

Buna, insanın bitmez tükenmez hırsı, lüks ihtiyacı, hayal dünyası, ekonomik çıkarlar neden olarak sıralanabilir. Hatta GÜÇ göstergesi de eklenebilir...

Bu bağlamda, teknoloji de devreye giren bir başka sonu gelmez hayal ürünü olarak eklenmektedir.

İnsanın hayal kurması ve bunu yaşama geçirmesi de doğal olarak doğanın şeklini değiştirmektedir. Doğayı kirletmektedir.

Acaba hangi faaliyet sahibi, ya da hangi insan, hangi hayalperest sadece doğayı kirletmek, diğer insnaların yaşam alanlarına zarar vermek, nerdeyse o alanları yaşanamaz hale getirmek için olduğunu bile bile bu davranışını sürdürür ki?

Bir kimyasal mücadele yöntemi olarak gelişen ve yıllarca bol ve yoğun miktarda kullanılan DDT denen kimyasalın birikimler yaptığı, havada, suda, toprakta birikerek canlılarda da görülen zararlara neden olduğu anlaşıldığında, 'yıllar sonra' kullanımı yasaklanmıştır.

Peki DDT ye neden ihtiyaç duyuldu da, bir hayalperest ya da mucit tarafından ortaya çıkarıldı?

İnsanların toplu yaşama geçmesi ile birlikte, tarım ve hayvancılığın gelişmesi ve buna paralel olarak da gerek tarım yaparak yetiştirdiğimiz sebze, meyve vb. lerde zararlıların çoğalması, birarada yaşamanın getirisi olarak yaygınlaşması, hayvanların sürüler halinde ve 'bakımla yaşatılabilir' olması sonucu hızla çoğalan zararlılarla mücadele gerkliydi ve DDT insanlık yaşamına girdi ne yazık ki.

Ne yazık ki demek mi lazım?!

Aklımın bir köşesi ne yazık ki derken, diğer bir köşesi de, bu olmak zorundaydı diyor. Çünkü, nüfusun hızla artması, tarım, hayvancılık ve beraberinde beslenme ve barınma sorunu, yaygınlaşan parazitlerle meydana çıkan paraziter hastalıklar ve insan ölümleri olacaktı hem de belki de toplu insan ölümleri.

Günümüze dönecek olursak, günümüzün de en temel sorunlarından birisi, sağlıklı yaşama ortamları bulamamak, sağlıklı beslenememek, ne kadar organik vb. denen gıda çeşitleri de olsa, hemen hemen her yediğimiz besin maddesinde bolca bulunan bitkisel hormonlar, pestisidler, insektisitler, kimsyasal gübreler, besin koruyucu kimyasallar gibi faktörler nedeniyle besinlerimiz kirlenmekte ve sağlığımızı tehdit eder duruma gelmektedirler.

Artan nüfus ve sıkışık, toplu yaşam, göç gibi faktörlerle, ne yazık ki tarım yapılcak alanlar azalmış, tarımda çalışan nufüs oranı da buna paralel azalmıştır. Bu durumda, gün geçtikçe artan insan nüfusu nasıl beslenecek? Beslenmez ise sağlığı bozulacak. Yaşamı tehdit olacaktır.

İnsan, doğal veya kendi geliştirdiği doğal yaşamında, temel canlılık gereksinimleri olan, beslenme, solunum, boşaltım, üreme gibi özelliklerini korumak zorunda diğer tüm canlılar gibi ki hem yaşayabilsin, hem de insan türünü devam ettirebilsin.

Burada 'çoğalmaktan' kaynaklı sorun, hem insanın başına bela olmakta, hem de canlılık gereği çoğalmak zorundadır insan. Bu bir taraftan kendi doğal gereksinmlerini karşılarken bir taraftan da gerek kendi yarattığı canavarlarla mücadele etmek, gerekse yeni yeni canavarlar bilerek veya bilmeyerek üretmek zorunda gibi yaşam döngüsü içersinde mücadelesi varolacaktır insanın. Belki 'öngörüler' eksik olduğundan, belki her getirinin bir gideri olacağı kuralının doğal yaşama uyarlanması bu şekilde olacağından, bugün bir hayalperestin geliştireceği ve günümüz sorunlaırna büyük bir çare bulabilecek bir buluşun yarınların temel sorunu olmayacağını da bilemeyiz kullanıp etkilerini görmeden.

Çünkü, bundan bir süreç önce kullanımdan kaynaklı atık suların arıtılması temel sorundu-ki bu da gene toplu yaşamdan, kentleşmeden kaynaklı bir sorun olarak zamanla yaygınlaştı-. Ama bu arıtımdan oluşacak arıtma çamurlarının ne olabileceği, NE KADAR oluşabileceği pek hayal edilememiş olsa gerek ki, günümüzün temel sorunlarından birisi özellikle ülkemiz için bu arıtma tesislerinden çıkan çamurların nerede nasıl bertaraf edileceğidir. Bunu da çözümü ya bulunacak ya bulunacak gibi bir kural bence.:)

Dağlardaki taşlardı, önceleri mağara olarak barınak haline getirlen. Bu şekilde doğayla mücadeleye başlayan, doğayı şekillendiren insanoğlu, şimdilerde dağlardaki taşlardan en güzel mühendislik örnekleri sergileyerek malikaneler yapmakta. Taşlar yer değiştirmekte sadece.:)

Acaba insanoğlu zaman içerisinde sadece doğa ile mi mücadele etmiştir ve etmektedir?...

Ya kendisi ile mücadelesi?


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 41
Toplam yorum
: 118
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 752
Kayıt tarihi
: 23.08.07
 
 

Üniversiteyi bitirdiğimden ve işe başladığımdan bu zamanabir hayli yıl geçmiş:). Bir de baktım ki em..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster