Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Aralık '09

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
993
 

İnsana alışan hayvanlar doğada yaşayamaz

İnsana alışan hayvanlar doğada yaşayamaz
 

Siz hiç mahalle aralarında ‘hamamda bayılan’ ayıları izlediniz mi? Bir tefin ve berbat bir sesin eşliğinde dans eden, sahibiyle güreş yapan, yerde yuvarlanan ayıları? Ben çocukken izledim. İnsan gibiydiler. Otururlar, verilmiş bir ekmek parçasını hiç de elverişli olmayan pençeleriyle tutup yemeye çalışırlardı. Hiç saldırgan değillerdi. Tabi bunda burunlarına takılmış halkaların da etkisi vardı. Bazılarının damağı yoktu, iki ayağı üstünde dans ederken burnundan dili görünürdü. Korkardım, yakından bakamazdım.

Sonra şehirde ayı dolaştırmak yasaklandı. 10-15 yıl kadar önce ayıları topladılar, kafeslere koydular. Ayılar bir süre orada kaldılar. Sözümona doğaya dönebilmeleri için eğitildiler. Sonra da Bursa yakınlarında, ormanda serbest bırakıldılar. Gerisini kimse bilmiyor. Basın da üzerinde durmadı. Sonuç olarak ayılar şehirlerden uzaklaştırılmıştı, önemli olan buydu. Ama doğduklarından beri insanlar arasında yaşayan insan gibi olmuş ayılar ne oldu? Ben de bilmiyorum. Ancak bildiğim bir şey varsa bu ayılar doğada yaşayamazlar. Çünkü doğada diğer ayıların aldığı eğitimi almamışlardır. Diyelim ki balık avlaması lazım, veya bir arı kovanını dağıtıp bal yiyecek. Nasıl yapacak? Arı sahibinin izin vermesi mümkün mü? Türkiye’de doğada yaşayan kaç tane ayı kalmıştır?

Anlaşılmaz bir başlangıç oldu ama bu yazı ile henüz hiç değinmediğim bir alana giriş yapıyorum, canlıların beyin fonksiyonlarına. İnsan yeryüzünün gördüğü beyin fonksiyonları en gelişmiş canlıdır. Hayvanlar ise farklı gelişmişlik derecelerindedirler. Hayvanların içgüdüleri vardır. İçgüdüler doğuştan gelen paket programlar şeklinde ve milyonlarca yıl içinde öğrenilmiş bilgilerdir. Ancak bu yeterli değildir. Canlılar yapacakları bazı şeyleri doğduktan sonra bulunduğu doğal ortamda annesinden veya babasından öğrenir. Bunları öğrenmek için de çok kısıtlı bir süresi vardır. O süre geçtikten sonra öğrenemediyse bir daha öğrenemez. Öğrenme kapasitesi, öğrenme süresinin genişliği hayvanın gelişmişliğine bağlı olarak değişir. Örnek olarak bir ördeğin öğrenme süresi yumurtadan çıktıktan sonraki ilk birkaç dakikadır. Bir maymunun 2.5 aylıktan 5.5 aylık olana kadar geçen süredir. Ayıların nasıl bir sürede öğrendiklerini bilmiyorum. Ancak onların da sürelerinin sınırlı olduğunu tahmin ediyorum.

Doğuştan sonra öğrenilen bilgiler içgüdülerle gelen bilgileri destekler. Onları tetikleyici görevleri vardır. Bir ördek yumurtadan çıktıktan sonra birkaç dakika içinde çok önemli bir şey öğrenir: Annesinin kim olduğunu… Annesi onun için o sırada hareket halinde gördüğü ilk şeydir. Ördek yavrusu bunu öğrendikten sonra bir daha annesinin peşinden ayrılmaz. Çünkü hayatta kalabilmek için ona ihtiyacı vardır. Anneyi kaybetmek ölüm demektir. Kuşların göç etmeleri, deniz kaplumbağalarının yumurtalarını kıyılara bırakmaları milyonlarca yılda öğrenilmiş, kazanılmış ve paket program olarak genlerine işlenmiş davanışlardır. Bu davranışları onların üzerinde gözleyebiliriz. Çünkü yapamasalardı yaşayamazlar, yok olur giderlerdi, biz de göremezdik. İçgüdülerin milyonlarca yıl içinde öğrenilip genlere işlendiğini gösteren bilimsel deneyler vardır.

Şempanze maymunlarında ördeklere göre daha gelişmiş bir aile yapısı vardır. 2.5 aylık olduktan sonra toplum içinde nasıl davranılacağını, ailenin reisinin kim olduğunu, büyüklerinin koyduğu kurallara uyması gerektiğini üç aylık süre içinde öğrenirler ve yaşadıkları topluma uyum sağlarlar.

İnsanlar içinse bu süre 2 aylıkken başlar, 3 yaşına kadar devam eder. Bebek için önce saydığım canlılar gibi annesi çok önemlidir. Ancak bu öğrenme süresi içinde mutlaka ona öğretenin annesi olması gerkli değildir. Önemli olan, bu kişinin değişmemesi, hep aynı kişi olmasıdır. Yani çalışan bir kadının çocuğuna bir hafta babaanne bakar, bir hafta anneane bakar, sabahları bakıcı gelir, akşamları anne gelir, bu çocuklarda geleceğe dönük ve orarılamaz çok büyük sorunlar çıkmasına sebep olur.

Bu olayların böyle olduğu deneylerle saptanmıştır. Çok kimse şu örneği duymuştur: Yumurtadan çıktıktan sonra gördüğü ilk hareketli şeyi annesi sanan ördek, bir insan, bir kedi ya da bir çöp görse onu annesi sanar. Doğuşundan itibaren insan muamelesi gören bir şempanze maymunu öğrenmesi gereken şeyleri öğrenemez ama başka şeyler öğrendiği için kendisini insan sanar. Bu maymunların 8 yaşında bir çocuk kadar zeka geliştirdikleri denylerle saptanmıştır. Bunlar sayı sayabilir. Sayıları sıraya sokabilir. Okuma öğrenebilirler. Konuşamadıkları halde işaret diliyle veya sembollerle duygularını anlatabilirler. Bir maymunun sembollerle "Bugün ağladım" dediği saptanmıştır.

Bunlar gibi ayılar da öğrenme sürelerini geçirmiş oldukları için doğaya dönemezler. Doğada eğitilmeleri ne kadar yararlı olur bilemiyorum ama bunlarla kim uğraşır?

Sonuç olarak, evrim sürecinin ileri aşamalarına gelmiş, gelişmiş canlılarda beynin iki yönü vardır. Biri içgüdüler, biri öğrenmedir. Bu ikisi canlının hayatta kalması için birlikte çalışırlar. Canlının gelişmişlik düzeyine göre kimi canlıda içgüdüler, kimi canlıda öğrenme ağırlık kazanmıştır. İnsan da diğer canlılar gibi bu söylenenlere uyar. İnsanlarda da içgüdüler vardır. Ancak insanda hepsinden farklı olarak bilinç vardır. Size bu ikisinin arasına denk gelen bir noktadan konuyu açtım. İçgüdülere de öğrenmeye ve bilince de ayrıca bakacağım. Beynin nasıl çalıştığına bilgimin yettiği yere kadar değineceğim. Sonunda beyin faaliyetlerinin de, bilinç veya ruh dediğimiz şeyin evrimden ayrı tutulamayacağını, dahası evrime tabi olduğunu göreceksiniz. Ortada yalnızca bilgisizlikten ve baskılardan kaynaklanan eksikler olduğunu, ruhsal (bunu bilinç olarak da alabiliriz) yaşantımızda bile doğa üstü bir gücün olmadığını göreceksiniz. Geride henüz fethetmediğim kaleler, henüz yazmadığım yazılar var. Onları da tamamlamam gerekiyor. Bunun için biraz zamana ihtiyacım var.

Gerçek bazılarına göre ne kadar acı olursa olsun, biz insanlar 100 trilyon hücrenin bir araya gelip ortak yaşamasıyla oluşmuş ve milyarlarca yıllık evrim sürecinden geçerek bugüne gelmiş, harika, müthiş fakat mükemmel olmayan canlılarız. Gelişme süreci devam edecektir. Biz bunu göremeyiz, ömrümüz yetmez. Sürecin yalnız bir noktasında bulunup neler olacağını değil fakat neler olduğunu söyleyebilecek durumdayız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Şu ana kadar okuduğum çeşitli kitaplardan ve baştacımız Kuranı Kerim'den yola çıkarak, Geçmişte çok değişik türde insan türlerinin varolup sonra ortadan kalktığını, bu insan topluluklarının Neanderthal -yanlış yazmadım umarım- insana göre farklılıklar taşısada maymun değil, ilkel yaradılışta insan olduklarını, mağara resimlerinin ressamlarının da bu çok eski insan grupları olduğunu, bugünkü insanın 100.000 yıllık bir geçmişinin olduğunu, evrim diye bir şeyin maymundan hayvan türemesi değil, insanın ve diğer canlıların asli unsurlarının aynı kalarak dişlerin ya da kolların vs. biraz daha küçülmesi anlamında rütuşlardan ibaret olduğunu düşünüyorum. Zihinsel gelişim konusu ise apayrı bir blog yazılabilecek kadar derin. Zaman bulursam İnşallah naçizane yazabilirim.İyi günler dilerim

beyazışık 
 04.01.2010 10:30
Cevap :
Mağara resimleri en çok 25 bin yıl geriye gider. İnsanların ise 200 bin yıllık bir geçmişi vardır. Neanderthaller 30 bin yıl önce yok oldular. Yani binlerce yıl bir arada yaşadılar. O zamanki insan kadar akıllıydılar. Ölülerini törenle gömerlerdi. Konuşurlardı ama insan değildiler. Evrimi bir kenara koyun, bu durum insan 'Adem'le Havva'dan gelmiştir' diyen bir düşünce için bile garip değil mi? Ama 1400 yıl önce Nanderthalleri bilmenin imkanı yoktu. O yüzden her şeyin anlatıldığı söylenen kitapta (Kuran'da) yeri olmazdı. Adem'le Havva cennetten kovuldular. Neanderthaller ne oldular? Dünyada mı yaratıldılar? Tanrı neden insanı yaratmak için 13.5 milyar yıl bekledi? Dişler, kollar, mikro evrimi kabul ediyorsunuz. O zaman biraz daha okuyunuz diyeceğim. Beyin konusunda dediğim gibi yazacağım ama sırası var. Teşekkürler. Saygılar sunarım.  04.01.2010 13:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 271
Toplam mesaj
: 42
Ort. okunma sayısı
: 1905
Kayıt tarihi
: 18.11.09
 
 

İstanbul 1980 doğumluyum. Yüksekokul mezunuyum. İstanbul'da oturuyorum. Dünya ve çevre hakkında düşü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster