Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

ZEREN KEZİBAN KARAASLAN

http://blog.milliyet.com.tr/zerenkezi

27 Şubat '09

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
438
 

İnsana dair

İnsana dair
 

"Nerden geldiklerini, niçin geldiklerini bilmeyenler, nereye gittiklerini de bilmezler"  

Kimi bildiğini sanır ya da bilmiş gibi yapar yanılsamalarla dolar hayatı...Hangi makamın işgalinde olduğunu bilmeden, yatıştıramadığı hoyratlığın ve garezin kaynağını gömer ve güzellikleri yoketmeye ayarlar benliğini... Saçma zamanlardadır iklimleri, gün ortasında rahatsız etmesin diye sessizlik, duygusal sularına yalanlar taşır ceplerinde...Özlemlerin içinden yadsımalar geçirir gözlerinde sığlık! Cehennemdedir bir eli, bir eli mevsim bahar özlüyordur yinede diye tanımladığımız...  

Kimi gerçekten bilmez, bilmenin peşine düşer, zorluklara acıya maruz kalır bedeller öder durmadan...Hey kervancı başı beni de al... Heybemde tutkular var... Hareket, ışık, ses olurum... Simurgu görmek için kanatlarımın yanmasını göze aldım beni de al diyen çığlıklardır...(risk almadan çözemezsin hayatın gizemini)  

Kimi bilir ve bilmenin keyfiyle bilenir...Yol açar, işaret bırakır arayışları olanlara  

kaybolmayalım diye...  

Oturmuş her şeyden oluşan ama içinde hiç bir şey olmayan boşluğuma bakıyorum... Zaman önemini yitiriyor... Ses yorgun...( Siz siz olun sesinizi dinlendirmeden kimseye seslenmeyin sakın...) Sessizlik... Uçurum gibi... Kaos sanki... (Başlangıçta da bu kaos vardı)  

Zamanın bile olmadığı zamansızlıklarda  

her şey yokluktan doğdu  

hiçlikten varoldu  

sıfırdan başladı yaşam  

kesin ve mutlak olan bir şey vardı  

boşluk ve sessizlik...  

Sonra birden enerjinin  

filozofların ve bilim adamlarının bile  

açıklayamadığı biçimde  

merkezde toplanışı  

saniyeden de kısa sürede oluşan  

büyük patlama...  

Bakışlarım dalıp gidiyor uzağa, alıp gidiyor... Boşluğun ilmindeyim şimdilerde...( İşte böyleyken gelmem yanınıza; geldiğimde kalabalığımı alıp geliyorum çünkü...) Hangi olaylar yaşandı, neler unutulmayıp anılaştı;Kimler geldi kimler geçti yaşamınızdan bir bakın böyle boşluktayken... Nerden gelip nereye gittiler ve niçin geldiklerini niçin gittiklerini bildiler mi sizin bildiğiniz kadar...  

Kimi geldiğinde mutluluk getirdi kimi gittiğinde... Kimi varken acı verdi, kimi yokken... Kimi sahte anlamlarla tuzağına düştü anlatımlarının Tıpkı Mevlana'nın anlattığı gibi; "Yolcunun isteğinin yüceliği, yolun dolambaçlı oluşundan, dağ geçitlerinden ve yolda yol kesiciler bulunmasından bellidir.. Her yanlış inanç bir dağ geçidine, bir uçuruma ve bir hayduta benzer"... Kimi anlattıklarını anlamlandırıp yaşamınızda izler bıraktı derince... Lavelle'in "Başkalarına yapılan en büyük iyilik onlara zenginliklerinizi aktarmak değil, onların zenginliklerini ortaya çıkarmaktır" dediği gibi zenginliğinizi ortaya çıkarmış zenginliğini katmıştır...  

Kimine aşk duyduk, ruhumuzunn rengini taşıdığımız... Hani Tagore'nin dediği gibi;  

ey güzellik!  

aşkda gör kendini  

aynaların övgüsüne bırak...  

Kimine duyduğumuz dilimizden düşürmediğimiz şarkı olur, akar gider nehirler boyu...  

"bir kıvılcım düşer önce  

büyür yavaş yavaş  

bir bakarsın volkan olmuş  

yanmışsın arkadaş  

....  

dolduramaz boşluğunu  

ne ana ne gardaş!  

Kimiyle, mitolojinin anlattığı aradığımız diğer yarımızla yani ruh ikizimizle buluşup bütünleştik biz olduk yani  

Bunların hiç biri karşılıksız doğmaz...Kimine de hiç bir şey duymadık silinip gitti yaşamımızdan...Bunlerın hepsi raslatısaldır... Bizim dışımızda gelişen bizimle ilintili...  


Biz yalnızca taslağız galiba tanrının yarattığı ve gerisini bize bıraktığı..  

Ya da mükemmel yarattı ama ilk mekanımızdan ayrılışımızla doğan kaygı korku güvensizlik kızgınlık la farkındalığın farkına vardığımızdan gittikçe bozulduk...Belki de varoluşçuların savunduğu gibi dünyaya gelmek aslında bırakılmışlıktan başka bir şey değil ve bu bırakılmışlıktan doğan kaygı ve sıkıntılardır kötülük ve acının kaynağı...  

Tüm öğretiler de işte bu arayışla ortaya çıktı belki de...  


Kimine siz yoksunluk bilincini silmesine yardım eder, etki-tepki/verme-alma yasasının büyüsüne çağırırsınız kendiniz için ne istiyorsanız onu vermeye çalışırsınız kısa devre yapar nedense... Kimi sizi olimpusa taşır verdiklerinizle aldıklarınızla...  

Jung tesadüfü: 'anlamlı olayların eş zamanlı olarak bir araya gelmesi' diye tarif eder... Nedensiz değildir demek ki, bir görevi var tesadüflerin...  

Bu boşlukla başbaşayken, iç yolculuk söylenceleriyle söyleşir bilmenin peşine düşersiniz... İthaka böyle bir yolculuğun şiiri değil mi? Odesius un korkularını egosunu, kızgınlıklarını zayıflıklarını yani kendine keşfetmesini kendine ulaşmasını anlatmıyor muydu...Bizi arayışlarımızın lezzetinin doruğuna ulaştırmıyor mu bu hikaye...  

Ve enerjinin maddeye dönüşü...  

dünyanın varoluşunun  

başlangıç öyküsü...  

Değişme-genleşme-yoğunlaşma  

Her boşluk, yeniden biçimlek için kendimizi , varoluş öyküsüne kapı aralamıyor mu?(Özdemir Asaf derki Eğer üç kapı varsa... Ben diyorum ki en kötüsü ortadaki kapıdır.) Her şeyden oluşan ama içinde bir şey olmayan boşluğun aktardıklarıyla birleşmek..."Her sebebin bir sonucu, her sonucun bir sebebi vardır, Fırsat, farkına varmadığımız bu yasanın adıdır" der Kybalion...  

ve bu boşluğun vesile olduğu manifesto dönüşüm değil mi?.. Simyacı bu simgeyi aktarmıyor mu?  


Birleşme-büyüme-varolma...  


Fırsat ve tesadüf önemli rol oynar aslında yaşamımızda... Tabii farkında olabilirsek...Carl Junf'un meşhur bok böceği hikayesindeki gibi...
Jung, yaşama onu olumsuz etkileyen bir tutumla tutunan bir hastasını tedavi etmeye uğraşıyor ama başaramıyordu... Oldukça zorlandığı seanslarından birinde, kadın rüyasında bir bok böceği gördüğünü anlattı. Mısır mitolojisinde bu böceğin yeniden doğuş anlamına geldiğini bilen Jung, hastasına bunun önemini ve anlamını anlatıp değişim ve dönüşümün eşiğinde olduğunu söyledi... Bu sırada cama çarpan bir şeyin gürültüsüyle cama doğru baktılar! Hasta da Jung da bok böceğini görünce şaşırdı... Bu durumdan çok etkilenen kadın terapide büyük gelişmeler gösterdi... İşte bu tesadüf ve fırsattı kadının iyileşmesini hazırlayan.  


Pencerenizde parmaklık varsa, tüm hüneriyle yener sizi zaman... Sizde gördüklerinize bakmakla yetinirsiniz...  

Boşluk-tesadüf-fırsat...  

Keziban Karaaslan  

 

Ayrıntıda gezinmek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 549
Kayıt tarihi
: 18.02.09
 
 

Bağımsız bir yaşam sanatsız düşünülemez! diyen bir kaç yıldır Gaziantep' te yaşayan, kamuda çalışan ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster