Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Eylül '15

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
609
 

İnsana insanı insanca anlatabiliyor muyuz?

İnsana insanı insanca anlatabiliyor muyuz?
 

İnsana İnsanı İnsanca Anlatabiliyor muyuz?


   Bir önceki yazımızda genç bir yazarın hikayesini anlatmıştık, şimdi ise genç bir oyuncuda sıra... 

...

   Bir hikâyem var sizlere…

   Bu hikâye içimizden birinin, genç bir isyankârın hikâyesi…

   Konunun hemen başına bakıldığında ‘isyankâr’ diye başlamanın en uygun tabir olduğunu düşündüm! Genç bir isyankâr!  Çünkü bizler genellikle toplum olarak isyan etmemiz gereken konularda susuyor, tabiri caiz ise fındıkkabuğunu doldurmayan meselelerde çılgınlar gibi davranmakla meşgul oluyoruz.

   Gelelim bizim isyankâr delikanlıya!

   Gelelim bu temiz kalpli gencin; hayatın ne olduğunu acımasızca anlamasına, acı gerçeklerle karşı karşıya kalmasına sebep olan hikâyemize…

   Bizim delikanlı; hedefleri olan, hayalleri olan, küçük hayallerine uzanarak büyük hedeflerine ulaşmaya çalışan bir genç! Delikanlı henüz çok küçük yaşlarda yaratılışındaki sanatı fark ederek sanatkâr olmaya niyetleniyor. Her şeyin bir sistemi var; sistemlerin dünyasında! İçinde barındırdığı isyankâr ruha rağmen, hayallerine ulaşabilmek adına sistemli bir yürüyüşü kabul ediyor. Neydi bizim delikanlının yeteneği? Sanatı? Anlayarak anlatmaya çalıştıkları? Fazla bir şeye gerek duymuyor delikanlı. Birkaç ince belli bardak çay, biraz sabır ve engin bir çalışma azmi! İyi bir oyuncu ve olmak istiyordu ve hayat imkânlarını tek tek sıralıyordu.

   Tiyatro sanatını yapan veya yapmak için niyetlenerek yapma imkânını elde edemeyen tüm insanlar gibi o da bir eğitim kurumu buldu. Başvurusunu yaptı ve gün geldi eğitime başladı. Henüz eğitimin ilk günü tiyatro tanımını yaptılar kendisine, ‘‘Tiyatro; insanı, insana, insanca anlatan sanattır.’’ Heyecan içindeydi. Hedeflerine, hayallerine uzanan yolda yürümeye başladığı gün; o gündü. Devamında bir öğütle daha öğütlendi. ‘‘İyi bir oyuncu olamasanız bile, iyi bir tiyatro seyircisi olacaksınız.’’ Düşündü delikanlı ve sordu kendine. Neden olamayacaktı ki? Sonuçta iyi bir insan, iyi bir sanat, iyi bir mücadele! Bu sorunun cevabını ilerleyen yıllarda buluyordu. Öğretmenleri çok iyilerdi ve bu cümleyi kurmuşlardı. Çünkü bizim delikanlının tahmin ettiği gibi olmayacaktı bu yürüyüş…

   Eğitim sona erdi ve bizim delikanlı iyi bir eğitimin ardından ‘Profesyonel’ dünyaya adımını attı. İlk deneyimleri büyük ekiplerin küçük çocuk tiyatroları oldu. Aldığı para, yol parasına yetmiyordu. Fakat içindeki büyük aşkı her türlü zorluğun üstesinden gelmeye değerdi. Sabretti ve çalıştı. Hiç tahmin etmediği bir muameleye maruz kaldı. Sezon sonu gelmişti ve içeride ciddi bir meblağ alacak bıraktı.

   Bir gece yarısı birkaç yudum çay içerken düşündü bizim delikanlı! Neden böyle olmuştu? Hiçbir saygısızlık yapmamıştı. Hürmette kusur etmemişti. Çılgınlar gibi, gece ve gündüz ter dökmüştü. Ve kovulmaktan beter edildi, alnının teri yerini bulmadı. Öğrendiği bir şey değildi bu. Tiyatro derslerinin hiç birinde bunu anlatmamışlardı kendisine. Ne drama dersinde, ne yazarlık dersinde, ne diksiyon dersinde, ne de her hangi birinde…

  Sabretti delikanlımız ve yıllarca mücadele etti. Birçok tiyatro ekibine girdi. Birçok oyunda yer aldı. Birçok kişiye hürmette kusur etmedi. Birçok darbe yedi ve öğrenci iken öğretmenlerinin o söylediği sözü hatırladı. İyi bir oyuncu olamadı ama iyi bir tiyatro seyircisi idi. Ve mesleği, sanatı bırakıp, ardına bile bakmadan çekip giderken söylediği son sözü ‘tiyatro insanı insana insanca anlatan sanattır! Mı?’ oldu.

    Şimdi iyi bir evliliği, iki çocuğu var. İyi, sigortalı, bol mesaili bir işi var. Akşam evine erkenden gelip evlatlarını kucaklayabiliyor. Hafta sonu ailesi ile piknik yapıyor. Zaman zaman memleketine gidip ailesini görüyor. İyi bir taraftar, haftalık maçları es geçmiyor. Amerikan Korku ve Gerilim sinemasına bayılıyor, her çıkan filmi en ön sıradan, ilk gününde seyrediyor. Bütün bunlara vakit bulabiliyor ve iyi bir tiyatro seyircisi!

   Gelelim bu delikanlıyı neden kaybettiğimize!

   Kaybettiğimiz diyorum! Çünkü o sanatı değil, sanat onu kaybetti. Ve bizlerde ciddi potansiyeli olan bir sanatkârı yok ettik! Bir sanatkâr! Bu şekilde binlerce sanatkâr! Konunun burasında genç bir kalemin, kaybolmamak için mücadele eden başka bir delikanlının yazdığı bir yazıdan alıntı yapacağım ve bu şekilde bu paylaşımımı sonlandıracağım. Ama benden kurtuluşunuz yok! Bu konu hakkında sürekli bir şeyler söyleyecek ve sürekli İnsanı İnsana İnsanca anlatan sanatın İnsan gibi İnsanların elinde kalabilmesi için mücadele edeceğim.

‘’… Bugün bu odada kim olduğumun bir önemi yok. Zaten tekim…Zaten kimse de yok.. Hiç kimse!
Evet… Milyonlarca insanın içinde bile insan yalnız kalabiliyor. Peki ya ne için? Baktığında herkes aynı acıları ya da aynı sorunları çekmiyor mu bir vakit? O zaman bu yalnızlık niye? Aynı zamanlarda farklı duygular yaşadığımız için mi? Neyse... Cevabı çok da önemli değil zaten. Acı çekmek istemeyip kalabalığın arasında kaybolup gitmeyi hangimiz istemedi ki zaten. Ama o kalabalığın arasında o kadar acımasız insanlar var ki... Sanki zamanında aynı zorlukları çekmemiş gibi insanları harcayıp, umutlarıyla dalga geçip yeteneklerini sömürüyorlar. Bir karşılık almadan bütün zekânı ve enerjini harcıyorsun senden memnun kalsınlar diye. Neden yapıyorsun bunu? Neden pırıl pırıl zekânı bu insanların kölesi yapıyorsun? Emin ol senden daha zeki değiller ve sen onlardan memnun değilsin! Ama katlanıyorsun çünkü ağızlarına mühür vurup boyun eğecek o kadar çok insan var ki, Sen vazgeçilebilir bir hal alıyorsun. Çünkü bu endüstri yani bu sistemin içinde yaşama şansın boyun eğmekten geçiyor. Hem de zekâsı, küçük bir çocuğun zekâsının yarıçapı kadar bile olmayan insanlara…
Durup kendine soruyorsun "Yahu bu adam nasıl böyle bir pozisyona gelebilmiş" diye… Ve isyan ediyorsun. Etme güzel kardeşim. Hatta mutlu ol. Çünkü o insanların kendilerine ait düşünceleri ve fikirleri yok. Biraz dikkatli bakarsan kollarına, bacaklarına ve kafalarına bağlı misinaları göreceksin. Çok da gaza gelme. Sistem değişmez. Şahıslar gelir yapılması gerekeni yapar ve giderler. Bu uşaklıkları için sistem onlara saygınlık kazandırır, senin gözünde büyütür ve önemli bir yere taşır. Sistem sana ne gösterirse onu görürsün ötesine müsaade etmez. Aykırı hareket edersen seni içine almaz. Direkt devre dışı bırakır. Bunun örnekleri tarihte yeterince mevcut zaten. Peki, ne yapacağız? Kimimiz bir vakit sonra para kazanabilmek için veya kendince başka sebeplerden ötürü sistemin istediği yönde hareket edecek. Eğer şanslıysa sistem onu kabul edip kendi içindeki bir açığı dolduracak. Kimimiz bir müddet sistem yanlısı görünüp elini ve cebini dolduracak. Yeterli güce ve kitleye ulaşınca hep yapmak istediğini yapacak… İsyan edecek! Bir müddet sistemle savaştıktan sonra sistemin içindeyken yapmak zorunda olduğu pislikler yine sistem vasıtasıyla gün yüzüne çıkacak, irade kırılacak, inançlar bitecek ve o da yok olup gidecek. Bunun da örnekleri tarihte mevcut. Kimimiz sessizce savaşacak kendini çok öne sürmeden ama aç kalacak, kapılar yüzüne kapanacak vesaire... Nötr kaldığı için o da açlıktan ölecek zaten kimsenin bir şey yapmasına gerek kalmayacak rahat olun. Kimimiz zaten neyin ne olduğundan habersiz kendi fikirlerini, projelerini hayata geçirmeye çalışacak. Eğer sisteme zıt düşüyorsa o işler hiçbir zaman hayata geçemeyecek ama zıt düşmüyorsa o da bilinçsizce sisteme hizmet edecek zaten. Bu ve buna benzer birçok yol var. Tahmin etmek çok zor değil. Ama ne yaparsanız yapın farkınızı bilin. Hepimiz özeliz ve bir daha bu dünyaya gelmeyeceğiz. Geride ne bırakırsak onunla hatırlanacağız. Bu yüzden güzel kardeşim, bilinçli insanlar yetiştirin. Bırakacağınız en güzel miras, zekâsını kullanabilen genç ve temiz beyinler olacaktır.(Endüstri Çocukları/Yunus Taha Karaaslan)’’

     Ezcümle şudur ki; İnsana İnsanı İnsanca anlatabilmek için İnsan olmak gerek, vesselam…

Ahmet Balcı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 190
Kayıt tarihi
: 29.07.15
 
 

'El Nas - Vesvese Roman Yazarı' / 'Bizim Daltonlar Sinema Filmi Senaristi' 'Hz.Ömer - Adalet Mülk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster