Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Eylül '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
225
 

İnsanın Sefaletinin Öyküsü; Galiz Kahraman

İnsanın Sefaletinin Öyküsü; Galiz Kahraman
 

Bazı yazarları ve eserlerini yorumlamak ve eleştirmek zordur. Zorluğu, eleştirinin, kitabın ağırlığı ve yazarının derinliği yanında hafif kalacak olması kaygısındandır. İhsan Oktay Anar’ın kitaplarını yorumlamak ve eleştirmek bu nedenle cesaret ister. Onun kitaplarını beğendiğini sıradan ifadelerle dile getirmek dahi kitaba hakaret olabilir kaygısı taşır insan. Bu birazda, sanat tarihi, estetik değerleri hakkında temel kavramlara sahip olmadan, Da Vinci’nin insan anatomisi çizimine bakıp “pipisi biraz küçük olmamış mı?” demeye benzeyebilir.

Gerçi, İhsan Oktay Anar’ın son romanının anti-kahramanı İdris Amil Hazretlerinin de, Da Vinci’nin anatomisine eleştirileri vardı ve bu çizimi neden bir elipsin içinde değil de, dairenin içinde yaptığını merak ediyor ve hatalı buluyordu. Sahi, Da Vinci’nin o çizimi hangi şövalyeye bakarak yaptığını ben de merak ettim, çünkü hem kitabı okudukça, hem de o esnada çevreme baktıkça, ideal bir fiziğe sahip bir ademoğluna rastlamadım. O çizim insan fiziğini tarif ediyorsa biz neyiz, biz ademoğlu isek, o çizim hangi mahlukata ait?

Galiz Kahraman, büyük olasılıkla İhsan Oktay Anar’ın kitapları arasında okuduğum üçüncü kitap. Puslu Kıtalar Atlası, Kitab-ül Hiyel isimli kitaplarını üniversite yıllarında okumuştum. Bu da 90’lı yılların sonlarına tekabül ediyor. Yani büyük olasılıkla en son kitabını 20 yıl önce okumuşum. Bu da şunu gösteriyor ki, üniversite yıllarımda kitap okuma konusunda daha cesaretliymişim; Cahil cesareti işte. Oysa yirmi yıldır bir İhsan Oktay Anar kitabını elime almaktan çekiniyorum; Acaba bir okur olarak onun eserlerini okuyabilecek seviyeye erişmişim midir diye.

Zannedersem İhsan Oktay Anar eserlerinde en çok çekindiğim şey, zengin dili, geniş kelime hazinesi, müthiş hayal gücü, gerçeküstücülüğü ve romanın altyapısını oluşturan güçlü bir sosyal ve teknik altyapı. Örneğin Kitab-ül Hiyel’in ancak gerçek mühendisler tarafından anlaşılabilir bir kitap olduğunu düşünmüş ve kitabın yazarının mühendis olmadığını öğrendiğimde kendimden utanmıştım.

Galiz Kahraman, açıkçası İhsan Oktay Anar kitaplarına dair korkularımı yatıştıran bir kitap oldu. Bunda romanının geçtiği zaman diliminin biraz daha günümüze yakın olmasının ve dolayısı romanın dili ve sosyal altyapısının da yenidünyanın sıradanlığına biraz daha yaklaşmasının etkisi var.

Romanın anti-kahramanı İdris Amil Hazretleri, tüm insanların doğumu gibi, bir mucize ve müjde sinyalleri ile teşrif ediyorlar dünyamıza. Ama roman boyunca anlayacağımız üzere, insanlık tarihinin en ortalama sureti ve kişiliğine sahip bir varlık olarak yaşamını sürdürecektir. Oldukça hızlı ve tempolu bir akışa sahip olan hikayede İdris Amil Hazretleri, Kasımpaşa Kabadayılar âleminden, Ümmü Gülsüm Kıraathanesi yazarlık seminerlerine, İstanbul Hırsızları cemiyetinden, Eminönü Kültür Kıraathanesine uzanan derin bir ilişkiler ağında oradan oraya savrulur. Hapishaneye girer, hamam kundaklar, köftecilik yapar, erotik filmlerde oynar, bir kabadayının ikiz kız kardeşi ile evlenir, yayınevi kurar, pavyonda borç karşılığı bulaşık yıkar. Tüm içine girdiği heyhula bir yana, kendi çıkarı için, insan satmakta, en yakınına zarar vermekte, iftira atmakta, yalan söylemekte, roman intihal etmekte herhangi bir beis görmez.  

Bu yönüyle İhsan Oktay Anar bir kez daha insanın sefaletini gözler önüne seren bir eserle karşımıza çıkıyor. Romanda çok ilginç başka karakterler de mevcut. Bunların içinde, kitabın gizli kahramanı Efkan Bakara var. Roman boyunca hep taraftarı olduğum bu karakter, bir aşk mağlubiyeti yaşasa da, bence çıktığı son yolculukla romanın tek kazananı durumuna geldi.

Her ne kadar, İhsan Oktay Anar’ın bu eserinde dil yapısı ve sosyal altyapı olarak günümüze daha yakın bir tarz kullandığını söylesem de, giderek fakirleşen bir dilin okuru olarak bir çok kez sözlüğe başvurma gereği duydum. Ayrıca bazı kavramları, isimleri ve tarihi bilgileri de araştırmam gerekti. Örneğin Lat, Uzza ve Menat isimli putların önemimi ve tarihteki yerini bilmeden, sırf birer isim olarak okuyarak kitabın zenginliğine erişmek mümkün değil. İhsan Oktay Anar romanın içinde dilin ve anlatının sadeleştirmesine yönelik eleştirilere yeterince cevap yetiştirmiş.

Hakkında sezpozyum düzenlenmiş, yaşayan bir yazar olma şerefine erişen İhsan Oktay Anar, daha fazla okunmayı, ama daha önemlisi oldukça fazla emek vererek okunmayı hak eden bir yazar.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1786
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster