Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '17

 
Kategori
Tıp
Okunma Sayısı
339
 

İnsanların çoğu yaşanmamış bir hayattan ölüyor...

İnsanların çoğu yaşanmamış bir hayattan ölüyor...
 

Yaşam süresinin görece de olsa giderek uzaması, nüfusun yaşlanmasını ve buna bağlı sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Bu durum ülkelerin sağlık politikalarında giderek büyüyen ve çözümü yolunda maddi zorluklar yaratan, çözümü zorlaştıran bir safhaya doğru evriliyor. Çoğu ülkede olduğu gibi ülkemizde de sağlık politikaları özel sektörle birlikte yürütüldüğü için, bu çok özel hastaların bakımı büyük ölçüde artık giderek yaygınlaşmakta olan özel bakımevlerine bırakılmış durumda.
 
Yaşamlarının son günlerinde, zaten çoğu yaşanmamış bir hayatı sürükleyerek ve ayaklarında çaresizliğin ağır prangaları bu yaralı insanlar, geride kalanlarını da ulaşılmazlığın ve vicdan muhasebesinin ağır yüküne gömerek korkunç kendi sessizliklerine kapanıyorlar. Artık birer karanlık gölge gibi bakışları, silikleşen, kıpırtısız yüz çizgileri, inatçı bir bulut gölgesi gibi peşlerini bırakmayan bir kötü kaderi yüklenmiş olmanın farkında bile olamamanın acıtıcı yansımalarında ve yakınlarını ulaşamamanın kıvrandırıcı çaresizliğine terk ederek kendi korkunç sessiz dünyalarına kapanıyorlar. Bir ışıktir yaşam, sönüyor gözlerinde. Bir umuttur yarın, kavruk ellerinden kayıp düşüyor. Bir neş'e zaten olmamış ki, o da yok. Ya bir hüzün; o kadar çok ki. Bıraktıkları...
 
Günlük yaşam savaşımı içinde akıp giderken günler, insan anca başına gelince böyle bir dünyanın da olduğunu içi yanarak fark ediyor. Oysa herkes bilir düşünce bir yerlerinin acıyacağını, belki de kanayacağını. Giderek her geçen gün yaygınlaşan ve bir gün herkesin başına gelebilecek böyle bir durum için ve bu sorunun çözümü için, kişisel adımlardan başlayarak sağlık politikalarını düzenleyenlere uzanan her aşamada, bu yaralayıcı sorunu nasıl hafifletebiliriz çabasını göstermenin zamanıdır.
 
Ülke nüfusumuzun bir bölümünü, yaşam koşullarına bağlı olarak ortalama yaşama süresinin uzaması nedeniyle yaşlılar ve  onların  karşılaştıkları sağlık sorunları ile boğuşan insanlar oluşturmaktadır. Bu, önümüzde giderek çözüm ve mücadele konusunda daha gerçekçi adımlar atmayı ve planlama yapmayı gerektiren ciddi bir sorun olarak durmaktadır. Yaşlılık ve buna bağlı sağlık sorunları nedeniyle karşılaşan insanların büyük bir kısmı artık büyük kentlerimizde giderek yaygınlaşan " huzur evleri ve yaşlı hasta bakım evleri" ne sığınarak yaşamlarının son günlerini geçirmeye çalışmaktadırlar. Bu insanların çoğu kimsesizlik, çaresizlik ve artık tıbbi olarak hastalığı çözülemez hale gelmiş hastalıkları nedeniyle bu özel kurumlara sığınmaktadır. Bu kurumlar hastalardan devlet hastanelerinden alınacak sağlık kurulu raporu istemekteler. Elbette bu doğal bir işleyiştir, ancak eziyet ve hatta dram ondan sonra başlamaktadır.
 
Bir yakınımın arık tıbbi olarak çözümü olanaksız hale gelmiş bir sağlık sorunu nedeniyle ismini vermek istemediğim bir büyük kentimizdeki böyle bir bakımevine yatırmak durumunda kaldık. Devlet hastanesinden sağlık kurulu raporu alma sürecinde karşılaştıklarım inanın tam bir dramdı. Dondurucu bir kış sabahı çoğu Alzheimer hastası, son evre kanserli, felçli, çaresiz ve bir kısmı kimsesiz, yaşamlarının son günlerinde, çoğu tekerlekli sandalyede bu insanları hastaneye ulaştırmakta başladı eziyet. Sonra çok yakından bildiğiniz hastanelerimizin sabah poliklinik kalabalığı içerisinde doktora ulaşma, film çektirme ve tetkik yaptırma savaşımı başladı. Böyle bir büyük hastanenin poliklinik ve heyet başvurusu yoğunluğunu tahmin edersiniz. Doğal olarak bırakın bu hastaları, yaşlı ve engellilere öncelik tanıma koşulu bir tarafa, doktor kapıları önünde sıra kavgaları yaşanmaya başladı. Hele çoğu ayakta duramayan bu insanlardan boy ve kilo ölçümü isteme ve sırf bunun için bir diyetisyenin kapısında bir saate yakın bekleme, izahı mümkün olmayan bir eziyetti. Görünen o ki, heyet başvuruları için alınan 200 ytl ise hedef, buna ulaşılmıştır. Yok değil, bu insanlara gerçekten yardım etmekse alınacak çok mesafe var.
 
Sanırım bu sorunun çözümü de o kadar zor değil. Ya bu insanlar için ilgili branşlardan hekimler belli bir günde hastaları bulundukları yerlerde görebilirler, ya da hastane gerekliyse, bu insanlara belli bir günde ve saat diliminde öncelik tanınabilir. Zaten bu insanların hepsinin elinde sağlık durumlarını açıkça ortaya koyan yeterli dökuman bulunmaktadır.
 
Gerçekten yaralayıcı, üzücü ve bir eziyet olan bu durumda atılacak ilk adım hiç olmazsa bürokratik işlemleri hafifletmek olabilir. Yaşamın ne yazık ki karşılaşılması kaçınılmaz olan böyle bir yüzü de var. Bir an, evet sadece bir an durup düşünmek, bu insanların durgun ve derinliği belirsiz gözlerine bir an bakabilme yürekliliğinr göstermek belki de içimizdeki en insanca yerimizi harekete geçiririr. Bu gün olmasa bile, bir gün belki de insanlık artık kimsenin yaşanmamış bir hayattan ölmesine izin vermez.
 
 Vermez mi dersiniz...
 
 Akın Yazıcı
1 Şubat 2017/İzmit                                                                                                 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Baştaki bürokratların hiçbir konuda empati yapacak durumları yok yani tabiri caiz ise tuzu kurular. Olan vatandaşa oluyor ne yazık ki. Sağlıcakla

SAHAFÇA 
 05.02.2017 17:57
Cevap :
Aynı gözlemlerimi sağlık bakanlığına da yazdım. Bir haftadır yanıt vermediler; bekliyorum. İyi günler dileklerimle...  06.02.2017 16:54
 

...Gavur batı...ama biz çok şükür doğudayız...***ve acı uzun bir gülüş :)))))))))))))))))...***

nedim üstün 
 05.02.2017 14:12
Cevap :
Yönü fark etmez, gavur insanlık ve silinen gülüşler,,,  05.02.2017 16:54
 

Yaşlandıkça sağlık sorunlarının yanında bir de yaşlanınca güvenli yaşam ortamı bulma sorununa devletimiz yıllar önceden yaşlı bakım merkezlerini çoğalsa idi ve yaşlılarımız da bunu benimseyip öyle yerde yaşamayı kabul etseler çok iyi olurdu sanırım. Şimdi ülkemizde o kadar çok sorun birikti ki, işin içinden çıkılır gibi değil. Sevgi, saygılar değerli arkadaşım.

Şahin ÖZŞAHİN 
 03.02.2017 11:28
Cevap :
Ne yazık ki gerçek bu. Sağlığı sırtında bir yük olarak gören ve bu görevini ağırlıklı olarak özel sektöre devreden devletten bunun tersi bir yaklaşım beklenemez. Doğal olarak bir sistem sorunu bu durum. Kapitalizmin dişlileri arasında. Saygılarımla...  03.02.2017 14:46
 

Hemen her şeyin insanın değil, öncelikle anamalci sistemin, tekellerin, egemenlerin çıkarları gözetilerek planlanıp yaşama geçirildiği bir dünyada yaşıyoruz!örneğin raf omru uzun olsun, verim artsın diye sayısız katkı maddeli, ilaçlı, gdo' lu gıda maddesi ile bizleri hasta ederken de, ardından - egemen kazanç ilkeleriyle- tedaviye kalkışırken de kazanan hep onlar, kaybeden ise insan( lik)... Evet, omur üzüyor fakat uzayan kısmın bu nedenle tadı tuzu pek kalmıyor! Çarpıcı örneklerle kaleme alıp sergilediğiniz bu örnek yazınız için de teşekkürler!İçten saygı ve selâmlarımla...

Ersin Kabaoglu 
 02.02.2017 19:07
Cevap :
Yaşamımızın neredeyse tamamını olumsuz yönde etkileyen vahşi kapitalizmin, sağlık alanına yansımasının yalnızca bir bölümü anlatmak istediğim. Devletin sağlığı bir yük olarak görüp, sadece planlamada kalıp uygulamayı özel sektöre devrinin hazin sonuçları. Öyle görünüyor ki bu alan önümüzde giderek yaralayıcı bir hale gelecek bir halk sağlığı sorunu olarak duruyor.Konuyu ana hatlarıyla sağlık bakanlığına da yazdım, bakalım ne yanıt verecekler. Teşekkürlerim ve iyi günler dileklerimle saygılar sunarım.  03.02.2017 7:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 176
Toplam yorum
: 424
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 363
Kayıt tarihi
: 07.05.14
 
 

1965 Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinden asker hekim olarak mezun oldum. Gülhane Askeri Tıp Aka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster