Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Haziran '17

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
29
 

İnsanlığın inanılmaz serüveni ve yükselişi

Yazan:Uçar Demirkan

II-KUARKLAR  EVRENİ

Kuarklar, temel parçacıklar olup maddenin temel bileşenlerinden biridir.

Kuarklar bir araya gelerek “hadronlar”olarak bilinen bileşik atom altı parçacıklarını oluşturur. Hadronlar lepton denilen başka parçacıklarla birlikte maddenin temel oluşturucusudurlar. Bunların en kararlı olanları, atom çekirdeğinin bileşenleri olan proton ve nötronlardır. Atom yapısı,  bir çekirdek ve onun çevresinde dönen bir elektrondan oluşur. Çekirdekte ise proton ve nötronlar vardır.

Kuarkların,altı tipi vardır: Yukarı, aşağı, tılsım, acayip, üst, alt kuarklar.

Kuarklar; elektrik yükü, renk yükü, spin(devinim) ve kütle gibi çeşitli  içerik özelliklerine sahiptir. Kuarklar; dört temel kuvvetin(elektromanyetizma, gravitasyon, güçlü etkileşim, zayıf etkileşim) tümüyle etkileşir. Kuark modeli, 1964 yılında Murray Gell-Mann ve George Zweig tarafından ortaya atılmıştır.

Elektrik yükü, temel yükün tamsayı katı olmayan tek tanecik ailesidir. Spin, bir cismin kendi ekseni etrafında dönüşüdür. Rally’ciler de spin atarlar. Kütle ise, bir varlığın uzayda yer tutması ve ağırlığının olmasıdır. Bunlar, kuarkların temel özellikleridir.

Elektromanyetizma; cisimlerin manyetizmadan (Mıknatıstan) etkilenmesidir. Elektrik yüklü bir parçacığın, manyetik(mıknatıs)alandan geçerken üzerine etki eden kuvvettir.

Gravitasyon(Çekim gücü-Evrensel ağınım); iki parçacığın biri birlerini kütleleri çarpımı ile doğru  orantılı, aralarındaki uzaklığın üst ikilisi ile ters orantılı bir kuvvetle çekmeleridir.

Zayıf etkileşim: Bir  tür kuarkların başka türden kuarka dönüşümüdür. Örneğin, nötron protona dönüşür.

Güçlü etkileşim: Kuarkların; mavi, yeşil, kırmızı olarak üç türü bulunur. Üç rengin değişik bir araya gelmeleri ile yüklenmiş kuarklar arasındaki çekme ve itme sistemi, güçlü etlileşim olarak bilinir.

Başlıca özelliklerini belirttiğimiz kuarklar, maddenin yapı taşlarını oluşturmaktadır. Eski Yunanda maddenin yapı taşının atom olduğu (atomos: bölünemez) düşünülmüştür.

Ancak, yirminci yüzyılın başında bilim adamları, atomun çevresinde dönen elektronu ve onu orada (tıpkı güneşin yerküreyi tutması gibi)tutan atomun çekirdeği olan protonu buldular. Elektron, katot ışınları denilen bir tür ışımanın incelenmesi sırasında bulunmuştur. Negatif elektrik yüklüdür. Proton; bir atomdan bir ya da daha çok elektron koparıldığında geri kalan parçacık artı yük (elektrikyükü) kazanır. Bunlara proton denilmektedir. Atomlar nötral (elektrik yüksüz) olduğundan, bir atomun içindeki elektron sayısı proton sayısına eşittir.

Bir de nötron denilen parçacık vardır. Ernest Rutherford, atomun toplam kütlesinde bazı sapmalar gözlemiş ve bunu açıklayabilmek için yüksüz bir taneciğin var olduğunu savunmuş ve bu taneciğin varlığı kanıtlanmıştır. Böylece, atomun yapısının elektron, proton ve nötrondan oluştuğu anlaşılmıştır.

Günümüzde ise, daha bir çok atom altı parçacığı bulunmuştur.

Atom altı parçacıkların bulunması; maddeleri açıklamadaki atomculuk görüşünün bırakılmasına neden olmuştur. Çünkü, varlıkların temel taşının atom değil, atom altı parçacıklar(kuarklar ve bozonlar ve leptonlar)olduğu anlaşılmıştır.

Evrendeki milyarlarca galaksi arasında dağılmış, trilyonlarca yıldızı yöneten, milyarlarca ışık yılı uzaklığa kadar uzanan yasalar; 0,001 santimlik bir hücre içerisindeki kimyasal reaksiyonları, devinimleri de yönetmektedir. Makro kozmosda(büyük uzay), bizim kozmosumuzda ve mikro kozmosda (küçük uzay) aynı yasalar, doğa yasaları geçerlidir.

Her şeyin yapı taşları aynıdır. Gezegenimiz, güneşimiz, yıldızlar, solunan hava, yazı yazan elimiz, düşünen beynimiz, bedenimizdeki organlarımız; hep aynı yapı taşlarından oluşmuştur. Bunlar; kuarklar ve leptonlardır. Bunların da altına inildiğinde; bütün parçacıkların, onlara temel oluşturan bir enerjinin değişik ortaya çıkışları olduğunu bulmamız olanaklıdır. Bu enerji ise; eterik(fiziksel olmayan tinsel enerji) bir yaklaşımla; akıl , bilgi ya da düşünce olabilir.

Nitekim;bazı islam tarikatlarında insanın bedenine “vücut iklimi” ya da “vücut alemi” denilmektedir. Yani kişioğlunun bedeninin bir tür uzay olduğu söylenmektedir. Organlarımız; bu alemdeki-uzaydaki-galaksiler, gezegenler gibi olmaktadır. Bedenimizin her yanı atomlar, atom altı parçacıklarla doludur. Bu yapımız dolayısıyla radyasyon-ışık-saçmaktayız ve çevremizde bir auroramız var. Kimileri buna ruh-tin-diyorlar. Bedenimizi devindiren bu oluyor. Yani, enerji biçimindeki kuarklar.

Eterik; hem fiziksel bedenimizle hem daha farklı bedenlerimizle etkileştiğimiz bir enerji alanı olmaktadır. Fiziksel bedenin çevresinde  bulunan bir sis ya da ışıltı(aura) olarak düşünülebilir.

Nitekim; Hinduizme göre ruh(Aura) bilgidir. Diğer yandan, kitaplı dinlerde kişioğlunun çamurdan yaratıldığı ve içine ruh(tanrısal nefes)üflendiği de anlatılır.

Upanişad adlı Hindu din kitabındaki öykü öyledir. Bundan yaklaşık 3000 yıl kadar once bir kral ile bir yogi(din bilgini) arasında şu konuşma geçmiştir.

Kral: insanın ışığı hangisidir.

Bilge: Güneşin ışığı, insanın ışığıdır. Güneşin ışığındadır ki insan, bütün işlerini yapar.

Kral: Pekiyi, güneş batınca insana yol gösteren ışık hangisidir.

Bilge: Ayın ışığıdır. İnsan, güneş battıktan sonra bütün işlerini ay ışığında görür.

Kral: Ya ay battıktan sonra insana yolunu gösteren hangi ışıktır.

Bilge: Ay battıktan sonra insana yol gösteren, ateşin ışığıdır.

Kral: Ateş sönünce hangi ışık insana yol gösterir.

Bilge: Söz. Karanıkta bile söz insana yol gösterir.

Kral: Ey bilge, güneş battıktan,  battıktan, ateş söndükten ve söz sustuktan sonra insana yol gösterecek ışık hangisidir.

Bilge: Güneş battıktan, ay battıktan, ateş söndükten, söz sustuktan sonar; insanın ışığı ruhtur. Çünkü ruh (tin) bilgidir.

Görüldüğü gibi; sonunda her çözüm, Big Bang’de suya taşı atan ele(Tanrıya-kişioğlunun bedenine tini-ruhu-üfleyene) gelip dayanmaktadır.

Kuarkların yanında, leptonlar da maddenin yapı taşlarını oluşturmaktadır. Bunlar; elektron nötrünosu, elektron, nuan nötrünosu, nuan, tau nötrünosu, tau olmaktadır.

Bu parçacıkları bir arada tutan kuvvet taşıyıcıları vardır. Bunlara bozon denilmektedir.

Işık dediğimiz şey,gerçekte fotondur. Foton ise, bir bozondur. Yani, elektromanyetik  kuvvetin  taşıyıcısıdır.

Big Bang ortaya çıktığında, samanyolları, galaksiler, güneş sistemleri, gezegenler, uydular ve daha sonra kişioğullları, hayvanlar,  bitkiler; bir anda ortaya çıkmamışlardır. Başlangıçta, uzayın her yanı bu atom altı parçacıklarla kaynıyordu ve ortada daha atomlar bile yoktu.

Kuarklar ve leptonlar ve bozonlar; bir bulutumsu, bir plazma durumunda tüm uzaya yayılırlarken; elektronların devinimleri ile atomları oluşturmaya başlamışlardır.

Günümüzde de, uzay bir kuarklar bulamacı ile doludur ve hiç durmaksızın yeni atomlar, moleküller ve varlıklar oluşmaktadır.

III- ATO MLAR GELİYOR

Atom, Yunanca “bölünemez”anlamına gelmektedir. Bir kimyasal elementin bütün özelliklerini taşıyan  bölünemez, en küçük parçasıdır. Atomik kuvvet mikroskopları ile incelenebilmetedirler.

Bir atomda, çekirdeği saran negatif yüklü bir elektron bulutu vardır. Çekirdek is e,pozitif yüklü protonlardan ve yüksüz elektronlardan oluşur. Atomdaki proton sayısı elektron sayısına eşit olduğundan, atomun kendi, elektriksel açıdan yüksüzdür.

Eğer; elektron ve proton sayısı eşit değilse, bu parçacıklara iyon denilmektedir.

Atomlar; sahip oldukları proton ve nötron sayısına göre  sınıflandırılırlar. Proton sayısı, elementi tanımlar. Nötron sayısı, elementin izotopunu tanımlar.

İzotop (aynı yer) anlamına gelmektedir. Bazı kez, aynı atomda farklı sayıda nötron bulunmakta olduğu gözlenmiştir. O zaman, atomların kütlesi değişik olmaktadır. Bu durumdaki atomlara izotop denilmektedir.

Elektronlar; belirli enerji düzeylerinde bulunur ve foton salınımı ya da emilimi yaparak farklı düzeyler arasında geçiş yaparlar. Elektron, elementin atomunun manyetik özellikleri üzerinde de etkilidir. Proton atomun DNA sı ise, elektron RNA sı olmaktadır. Çekirdekten gelen emirlere göre devinmekte, birleşmekte,ayrılmaktadır.

İlk kez, Yunanlı Demokritos atomdan söz etmiş ve atomculuk teorisini kurmuştur. İslam da, tanrının etkisine açık atomculuğu(Ptolemeus:Batlamyus)dan öğrenip benimsemiştir.

Günümüz kimyasındaki atomculuğu ise John Dalton kurmuş ve geliştirmiştir. John Thompson ise, atom altı parçacıkları bulmuştur. Ernest Rutherfod,  1900 lü yılların başında,ilk atom modelini oluşturmuştur.

Eski Yunanda Aristoteles, her şeyin dört ana maddeden oluştuğunu savunmuştur. Bu dört ana madde; ateş, su, toprak ve havadır. İslam da, dört anasır denilen bu görüşü benimsemiştir. 19 uncu yüzyılda Dalton; dört anasır görüşüne karşı, çağdaş atom kavramını ortaya atmıştır. Her şey atomlardan oluşmaktadır. Böylece, eski Yunandaki atomculuk görüşü yeniden ortaya çıkmıştır.

Atomun yapısını açıklayan ve bugün için benimsenen son kuram; kuantum atom kuramıdır. Niels Bohr’un atom modeline göre elektronlar, çember biçimindeki yörüngelerde çekirdeğin çevresinde dolanırlar. Kuantum modeline göre ise; elektronlar,  yörüngelerde değil  belli bölgelerde, yani orbitallerde bulunurlar.

Evet, serüven sürmektedir. Kuarklar ve lepronlar Big Bang’ten sonra tüm uzaya-kozmosa-kainata yayılmaktadırlar. Bu yayılma, günümüzde de sürmektedir. Öyleki; dev teleskoplarla “kuark adacıkları”bile gözlenebilmektedir.

Kuarklar, Big Bang’ten sonra; kuarklar, gluonlar ve anti kuarklar olarak, normal durumlarında sahip oldukları  bağlardankurtulmuşlar, serbest kalmışlardır. Biribirleriyle özgürce bağlanabilmektedirler. Bu, bir tür irade(düşünce) belirtisidir.

Bu işlemler sonucunda ortaya  bir plazma çıkmakta olup bu  plazma; proton ve nötronları oluşturacak biçimde birleşir ki bu “hadrinasyon aşaması”dır. Daha sonra, çekirdek ve atomlar oluşur ki bu aşama “nükleo sentez-nükleer birleşme ve kaynaşma”aşamasıdır. Son olarak da yaşamın ortaya çıkmasına olanak sağlayacak olan “atomlar”(ve daha sonra da moleküller)oluşur.

Tıpkı bir canlının bebek doğurması ya da yumurtlaması gibi; uzay da kuarklardan atomları (bebeği) oluşturmuştur. Bundan sonra, bebeğin döllenmiş yumurtası demek olan plazmalardan çeşitli proton ve elektron kombinasyonları-bir araya gelmeleri -ile çeşitli elementlere ait çeşitli atomlar oluşmaya başlamıştır.

Element, içerisinde tek cins atom bulunduran maddelere denilir. Aynı cins atomlardan oluşan, fiziksel ya da kimyasal yollarla kendinden daha basit ve ayrık maddelere ayrılamayan saf maddelere, element denir.

Bazı elementleri oluşturan aynı cins atomlar, doğada tek başlarına bulunur. Bunlara, atomik yapılı elementler denilir. Demir, bakır, alüminyum, çinko, kurşun, altın gibi elementler böyledir.

Bazı elementleri oluşturan aynı cins atomlar ikil i(ya da daha fazla sayıda atomdan oluşan karmaşık yapılı) gruplar halinde bulunurlar. Bunlara; moleküler yapılı elementler denilir. Hidrojen, oksijen bu tür elemenlerdendir.

Günümüzde, 118 elementin 92si doğada bulunmuşken kalanlar laboratuvarlarda yapay olarak üretilmiştir. Yapay element üretmek demek, yapay atom üretmek demektir. Tıpkı; tüp bebekle çocuk yapılması gibi, laboratuvar tüplerinde atomlar da üretilmektedir.

Elementlerin özellikleri şunlardır:

-Saf ve homojen(her yerde eynı)yapılıdır.

-En küçük yapı taşları atomlardır.

-Kimyasal ya da fiziksel yollarla parçalara ayrılamazlar.

-Belirli erime ve kaynama noktaları vardır.

-Sabit öz kütleleri vardır.

-Doğada üç durumda bulunurlar:Katı-sıvı-gaz.

Özellikleri bunlar olan elementler üç sınıftır: Metaller-ametaller-soy gazlar

Soy gazlar; nötr atomlarda kalmayı tercih ederler. Elektron almaz, vermez ve ortaklaşmazlar. Helyum, neon, argon, ksenon, radon, kripton bu gruba girerler. Tembel atomlardır.

Sonraki aşamalarda da görüleceği üzere; gerek kuarklar alanında gerekse atomlar alanında devingen bir yaşam vardır. Yani, bunlar da kişioğulları, hayvanlar, ağaçlar gibi canlıdır. Zaten, temelde, bu yüksek yapılı organizmaları-varlıkları-canlı kılan da organizmalarındaki ve organlarındaki atomlardan oluşan hücreler değil midir?

O zaman; canlı-cansız ayırımı anlamlı olmamaktadır. Belki temel organizmalar-alçak organizmalar-yüksek organizmalar(kişioğulları) gibi bir tesnif yapılmalıdır. Nitekim; kuantum kuramındaki belirsizliklerle ilgili olarak Murphy; tanrının kuantum belirsizliklerini belirlerken; elektronun, protonun, bütün olarak atomun kendilerine ait özelliklerini ihlal etmediğini belirtir..Aynen, kişioğlunun özgür iradesi ile eylemlerini gerçekleştirmelerine izin verdiği gibi; varlıkların(atomların)doğal haklarına da karışmadığını ileri sürer.

Bu yaklaşıma göre; atomların da “doğal hakları”, yani özgür iradeleri vardır. Belki bizimki kadar güçlü, çeşitli, değişken değildir ama,vardır.

Diğer yandan; evrensel ham maddenin tamamı atomlardan ve atom altı parçacıklardan oluşmuştur ve oluşmaktadır. Bunlara yapılacak müdahaleler, evrenin(uzayın) tümüne yapılmış olmaktadır. Bunun yanında; maddenin küçük parçacıkları çevredeki küçük parçacıklarla, birkaç saat içerisinde katrilyonlarca kez ilişkiye girerler. Bu, uzayda da, benim bedenimde (organizmamda ve organlarımda) de olmaktadır. Dolayısıyle; parçacık devinimlerini gözlemlemenin ne denli zor olduğu açıktır.

Şimdi; bizleri bağlayan bağlardan biraz daha kurtulup bir sonraki aşamaya geçelim. Moleküllere.

Bilim adamlarının dediğine göre; Big Bang’ten birkaç saniye sonra, kuarklar ve atomlar olayı gerçekleşmiş ve bugün de sürmektedir. Sonraki sürelerde, moleküller ortaya çıkmıştır. Belli bir iradesi olan atomlar, molekülleri oluşturmuştur.

Hiç şüphesiz, bu gelişmeler bugünden yarına olmamıştır. Yerküremizin beş milyar yıl önce oluştuğu varsayılmakta olup buradan bu gelişmelerin süresi hakkında bir fikir sahibi olmak olanaklıdır.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 440
Kayıt tarihi
: 04.09.13
 
 

1940 yılında İzmir'de doğdum İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdim 1961 yılında Mülkiye(Siyasa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster