Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Temmuz '17

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
24
 

insanlığın inanılmaz serüveni ve yükselişi

İİNSANLIĞIN  İNANILMAZ  SERÜVENİ  VE  YÜKSELİŞİ

Yazan:Uçar Demirkan

VII-YÜKSEK ORGANİZMALAR  VE  UYGARLIKLAR

C-ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Yeniçağda hümanizma (konusu kişioğlu ve doğa sevgisi olan) düşünce sistemi gelişmiştir. Hümanizma; kişinin bu yerküredeki ve evrendeki durumu ve konumu ile ilgilenmektedir. Çin’de yüzyıllardır kullanılan barut, pusula, kağıt ve matbaa Osmanlılar ve Avrupalılar tarafından kullanılmağa başlanmıştır.

Rönesans, orta çağ kavramlarına ve yöntemlerine bir başkaldırıdır. İlk kez; yeniliklere karşı duyulan korku yenilmiş ve yerini bilimsel araştırmalar almıştır. Bu dönemde, eski Yunan  maddeci felsefe ve bilim anlayışına geri dönülmüştür.

Kişiler  artık öbür dünya yerine bu dünyada yaşamaya öncelik vermişlerdir.

Bu alandaki ilk düşünür Francis Bacon’dur. Ona göre; doğanın gizemlerini çözmek ve yasalarını bulmak, refah ve ilerleme için ön koşuldur. Bunun için; her türlü ön yargıdan kurtulmak ve sağlam(gözlem ve deneye dayalı)bir yöntem uygulamak gerekir. Copernicus; yerküre merkezli evren kuramı yerine; güneş merkezli  evren kuramını koymuştur. Fizik alanında Gilbert, mıknatıs ve manyetizma ile ilgili deneyler yapmıştır. Bijolojide gelişmeler olmuştur. Tıpta; çağdaş anatominin temelleri atılmıştır.

Tıp alanında  parlayan Paracelsus’un görüşleri önem kazanmıştır. Buna göre; tüm varlıkların ortak bir temeli vardır. Canlı ve cansız varlıklar farklı değildir. (Dolayısıyla canlı cansız ayrımı gereksizdir). Temelde, tüm varlıklar yedi ögeden oluşurlar. Paracelsus’a göre kişioğlu; ateş, hava, su ve topraktan oluşan dört anasır(ögeler)yanında tuz, cıva ve  kükürtten oluşur. Bu yedi element, canlı ve cansız tüm varlıkların temel maddesidir. Bu nedenle, canlı ile cansız arasında fark yoktur. Kimya yasaları; cansızlar için olduğu kadar canlılar için de geçerlidir. Sonuçta; cansızlar için geçerli olan doğa yasaları, canlılar için de geçerlidir ya da tersidir.

Matbaanın bulunması ile bilimin yaygınlaşması hızlanmıştır. Günümüzde bilgisayar ve internet ayni işlevi görmekte ve bilimsel gelişmeler çok hız kazanmış bulunmaktadır. Astronomide Kepler, fizik alanında Galileo ve   Newton’un araştırmaları ve kuramları sonucu bilimsel patlama yaşanmıştır. Bu bilimsel patlama, daha da hızlanmış olarak günümüzde de sürmektedir. Ancak, dinsel otoriteler de bilimin karşısına tanrıyı daha sıkı bir biçimde koymağa çabalamaktadırlar. Bilimin verileri teknolojide ve günlük yaşamda da kullanılmaya başlamıştır. 1712 de Newcomb ilk pistonlu buhar makinesini yapmıştır. Bu makine, sanayide ve ulaşımda büyük   gelişmelere yol açmıştır.

Keza;bu dönemde aklın önemi tartışılmış ve Kant ve Hume bu alanda önemli katkılarda bulunmuştur. Matematikte önemli gelişmeler yaşanmıştır.

Aydınlanma çağı, Leonardo da Vinci ile başlamıştır denilebilir. Bu kişi; resim, yontu, matematik, yapı bilgisi, anatomi, teknoloji alanlarında çağına göre ileri olan görüşler geliştirmiştir. Uçak ve denizaltıyı daha o zamanlar düşünebilmiştir. Astronomide  Herchell, Halley, Laplace ve Kant ilerlemeler sağlamıştır. Kopernik, güneş merkezli uzay sistemini kurmuştur. Günümüzde ise, Big Bang merkezli uzay sistemi söz konusudur.

Biyolojide Darwin’in dedesi Erasmus Darwin ve Lamark tarafından seçilimli evrim kuramının temelleri atılmıştır. Coğrafyada Amerika, Antarktika ve Okyanusya’da önemli keşifler yapılmıştır.

Avrupa’da bunlar olurken, Osmanlı İmparatorluğu(dolayısıyla islam)bu gelişmelere ayak uyduramamış ve genişlemesi durmuş ve gerilemeye başlamıştır.

1789 Fransız devriminden sonra yakın çağlar dediğimiz dönem başlamıştır. 1945 yılında Hiroşima’ya atom bombasının atılmasına dek sürmüştür. Bu dönemde 1 ve 2 nci evrensel savaşlar; 1830 ve 1848 ihtilalleri, Amerika Birleşik Davletleri’nin kurulması, sanayi devrimi, Viyana Kongresi önemli olaylar  olarak ortaya çıkmıştır. Yine bu dönemde büyük imparatorluklar dönemi bitmiş ve Avrupa’da, Asya’da, Okyanusya’da, Afrika’da yeni devletler kurulmuştur. Ancak; ikinci evrensel savaştan sonra, Rus ve Amerikan imparatorlukları diyeceğimiz oluşumlar yeniden ortaya çıkmıştır.

Bu dönemin en önemli olayı, sanayidevrimidir. Lokomotif, otomobil, uçak, roketler, telefon, radyo, televizyon, radar gibi önemli makineler ve araç gereçler bu dönemde bulunmuş ve  kullanımları giderek yaygınlaşmıştır. İşçi sınıfı, kapitalizm, sosyalizm, liberalizm kavramları ortaya çıkmıştır. Sanayileşmeyen  ülkeler(Osmanlı imparatorluğu dahil)gelişmiş  ülkelerin sömürgeleri durumuna düşmüşlerdir. Viyana kongresi ile  Avrupa haritası yeniden çizilmiş ve sömürgeler paylaşılmıştır.

Bu yüzyıllarda bilimsel çalışmalar için  laboratuvarlar kurulmuş ve bilimle felsefe, kesin çizgilerle ayrılmıştır. Fizikteki termodinamik ve elektromanyetik kuramları ile biyolojideki genel  evrim kuramı ortaya çıkmış ve gelişmiştir.

Yine bu dönemde, fizikte kuantum kuramı, (E=mc2)formülü(madde enerji ilişkisi), evrensel görecelik kuramı ve astrofizikte Big Bang (büyük patlama kuramı) ortaya çıkmıştır.

Bu kuramların nasıl kanıtlanacağı ya da denetleneceğine dair felsefi görüşler ortaya çıkmıştır. Doğrulama ilkesi uygulanmalıdır diyenlerin yanında, yanlışlama ilkesi uygulanmalıdır diyenler vardır. Ayrıca, bilimin bir sosyolojik(toplumsal) boyutunun da bulunduğu vurgulanmıştır.

Russell, Poincaré ve Brouwer gibi matematikçiler ve Rihnmann ve Laboçevski gibi geometriciler bilime önemli katkılarda bulunmuşlar ; uzay geometrisi ve matematiğini  geliştirmişler ve kişioğullarının uzaya çıkmasının önünü açmışlardır.

Biyolojide klonlama çalışmaları (kişioğlunun aynısını yeniden yapmak)  ve tarımda hormonlama çalışmaları yapılmıştır ve yapılmaktadır. Jeolojide, gelişmiş yeni teknolojiler kullanılmaya başlanmıştır. Tıpta; mikroskop, röntgen, ultrason, nükleer tıp gibi gelişmeler olmuştur. Bunun sonunda, önceki çağlarda elli dolayında olan ortalama yaşam süresi seksenli yıllara  çıkarılmıştır.

Enrico Fermi 1942 yılında bir reaktörle zincirleme reaksiyon(atomların biri birine etki ederek patlamaları)un denetimini başarmıştır. Bundan, atom ve diğer nükleer bombaların yapımında, uzay araçlarında, nükleer denizaltılar ve savaş gemilerinde yararlanılmıştır.

Napolyon savaşlarında 1812 yılında, ilk katı yakıtlı roket kullanılmıştır. (Çinliler daha 1232 yılında bu tür roketleri kullanıyorlardı). 1929 yılında Goddard; içinde barometre, termometre ve fotoğraf makinesi bulunan bir roketi havaya fırlatmıştır.

Sonraları; V2 roketleri 2nci evrensel savaş sırasında Almanlarca kullanılmış ve bunları yapan Von Braun, sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne   giderek uzay uçuşlarını sağlayacak roketleri geliştirmiştir.

Bu dönemde İsaac Newton yerçekimi yasasını(sonraları evrensel çekim yasasını), Darwin seçilimli evrim yasasını, Einstein (E=mc2) (enerji madde dönüşüm formülünü) ve evrensel görecelik kuramını bulmuşlardır.

1945 yılında Hiroşima’ya ilk atom bombasının atılması ile yeni bir çağ başlamıştır. Bu son çağa atom çağı(ya da şimdilerde olduğu gibi bilim çağı)denilmiştir.

Bu çağda; 1957 yılında Ruslar ilk uzay  aracını yerkürenin atmosferinin dışına yollamışlar, 1969 yılında üç Amerikalı astronot ay yüzeyine inmişler ve ayda yürümüşlerdir. Bu sıralarda, bilgisayarlar bulunmuş ve geliştirilmiştir. Bundan 3000 yıl önce kullanılmış olan abaküsler(hesap makineleri)den esinlenerek yapılmışlardır.

İlk toplama yapan makineyi Blaise Pascal tasarlamıştır. Leipnitz, aynı türden makine ile çarpma işlemini de başarmıştır. Charles Babbage ise; bugünkü elektronik sistemli makinlerin öncüsüdür. İlk bilgisayarı 1941 yılında Konrad Zuse yapmıştır. Sonra, Amerika Birleşik Devletlerinde yüksek işlem hızına sahip tam elektronik ilk sayısal bilgisayar 1946 yılında geliştirilmiştir.

Bilgisayarların gelişmesi ve yaygınlaşması sonucu; son yıllarda “internet”olgusu ortaya çıkmıştır. İnternet, yeni çağda matbaanın bulunuşuna benzer bir etki yaratmış; yerkürenin(hatta uzaydakilerin)aynı anda; evrenin her yerindeki bilgiye anında erişmesi olanaklı duruma gelmiştir.

Bu bilgi ve iletişim kolaylığı patlaması sonucu; atom incelemelerinin yerini, atom altı parçacıkların(yani serüvenin başındaki kuarkların)incelenmesi almıştır. Bu parçacıkların incelenmesinden kuantum kuramı ortaya çıkmıştır.

Günümüzde tartışılan ve yeni bir bilimsel patlamaya yol açacak olan konu; kuantumlar ve kuantumlar mekaniği olmaktadır. Günümüzde artık; kuantumdan, kuantum fiziğinden, kuantum düşünce tekniğinden, kuantum mekaniğinden, kuantum sayılarından, kuantum kolyelerinden söz edilmektedir.

Kuantum nedir? Kuantum(latince kuantus, yani ne kadar demektir) anlamındadır. Belirli fiziksel nicelikler (kesikli birimler)anlamına gelmektedir. Klasik mekanik bilgisi; 1800 lü yılların sonlarına doğru; kara cisim ışıması(blackbody radiatıon), tayf çizgileri (güneşin yağmurlu havalarda gökyüzüe yaydığı gökkuşağı olgusu), fotoelektrik etki gibi olayları açıklamada yetersiz kalmıştır. Yanlışlık, açıklamaları yapamayan bilim adamlarında değil, mekanik evreni”süreklilik”olarak modellemeden geliyordu. Evrendeki devinimler bir kez başladı mı, sürekli olarak olurlar. 1900 yılında Max Planc enerjinin, 1905 yılında ise Einstein ışığın “paketçikler”den oluştuğunu, yani “süreksizlik” gösterdiğini ileri sürdüler.

Ernest Rutherford, iç yapısı hakkında yaptığı deneylerden,atomun çekirdeğinin olduğunu buldu.Daha önce,atomun elektronunun olduğu biliniyordu.Bu durumda;elektron çekirdek çevresinde dairesel devinimler yaptığından;negatif yüklü elektronlar,pozitif yüklü çekirdeğe düşecekler ve atom çökecekti.

Geçici çözümü Niels Bohr ileri sürdü .Elektronlar belli kuantizasyon kurallarınca bir tek yörüngede değil, belli yörüngelerde  deviniyorlar, enerjileri belli bir değere ulaşmadıkça ışıma yapmıyorlar, bu sayede atomlar sistemi dengede kalıyordu. Ancak, bu model sonraki deneylerde başarısız kalmıştı.

Louis de Broglie; bu modeli geliştirmiş ve 1923 yılında ışığın hem dalga hem de parçacık karakteri olduğundan yararlanarak, temelde tüm maddelerin aynı özelliği gösterebileceğini önermiştir. Zatan, kuantum kuramı da ışığın ne olduğu tartışmalarından yola çıkılarak oluşturulmuştur.

Kendisinin yaptığı deneye gelene dek, ışığın foton parçacıklarından oluştuğu düşünülüyordu. Thomas Young, yaptığı “çift yarık” deneyleri ile ışığın girişim, kırınım yaptığını; yani dalga özelliği de gösterdiğini kanıtlamıştır. Ama, tüm madde parçacıklarının, su dalgaları ile aynı matematiksel özellikleri göstereceği de beklenmiyordu.

Kuantum kuramı; varlıkların konum ve momentumları bilgilerini kullanarak, çeşitli kuvvet alanları altında nasıl devinmeleri gerektiğini bulmağa çalışan klasik mekaniğin; olguları açıklamada yetersiz kalması nedeniyle ortaya çıkmış kuramın adıdır.

Kuantum, klasik fizikten ayrı bir kuram olarak ortaya çıkmıştır.

Kuantum mekaniği nedir? Klasik fizikteki mekanikte üç konum ve momentumla her varlık tanımlanabilir. Oysa, parçacıklar(Serüvenin en başındaki kuarklar) üç konum ve momentumla tanımlanamamaktadırlar. Bunun yerine bir “dalga fonksiyonu”ile matematiksel olarak tanımlanmaktadırlar. Bu dalga fonksiyonu(formülü)parçacığın bütün bilgilerini içerir. Dalga fonksiyonu, parçacığın kimlik kartıdır. Tıpkı DNA mın benim kimlik kartım olması  gibi.

Kuantum mekaniği; temelinde bir “olasılık”kuramıdır. Bir parçacığın momentumu, konumu ve kinetik enerjisi –devinimini sağlayan enerjisi-aynı anda öğrenilemez. Buna, Hersenberg  belirsizliği ilkesi denilir.

Günümüde; laser, maser, yarı iletkenler, tıptaki MR-Manyetik Rezonans araçları-tomografi, fiberler; kuantum mekaniği yoluyla bulunmuş ürünlerdir. Son olarak, 2004 yılında araştırmacılar kanser hücrelerinin kendilerini göstermelerini sağlayacak bir görüntüleme tekniği geliştirmişlerdir.

Bilim felsefesine göre; bir bilimsel kuramın-bir fizik kuramının-iki kuralı gerçekleştirmesi gerekir.

1-Kuramın doğruluğu

2-Kuramın tamamlanmışlığı.

Einstein da dahil, bazı fizikçiler kuantum kuramının doğru olduğunu ama “tamamlanmadığını”ileri sürmüşlerdir. Buna karşılık kuantumcular da, Einstein’ın “görecelik kuramı” nın tamamlanmamış olduğunu belirtmektedirler.

Kuantum düşünce tekniği nedir? Kuantum, üst nitelikli bir düşünme biçimidir. Atom altı alanda etkili olabilecek biçimde bir yaratıcı düşünce biçimidir. Kuantum kuramlı düşünce; ortak bir zeka alanında işlem yapar.

Bütün evreni ileri götüren enerjiyle işbirliğine girildiğinde, kişioğlu “kişi” olmanın sınırlarını aşar, ”bütün”ün gücüne ulaşır. İslamdaki “Enel hak-Ben tanrıyım” durumuna varır. Kuantum kuramlı düşünce; sağlıklı ve güçlü bir beden  için de uygun ortam oluşturur. Kendimizi tanımağa, başkalarını anlamağa ,sistemin işleyişini anlamadan doğan bilgeliğe ulaştırır.

Kuantum fiziği(düşüncesi); klasik anlamdaki  fiziksel maddenin enerjiye dönüştüğü bir alandır. Atom altı parçacıkları(Yani başlangıçtaki kuarklar)hızla devinen enerjiden başka bir şey değildir. O zaman, Big Bang’ın bir enerji patlaması ile enerjinin maddeye dönüştüğü de bu olgudan anlaşılmaktadır.

Heisenberg’in belirsizlik alanı dediği bu alana, gönderdiğimiz düşünce paketçikleri varlık katar. Belirli duruma getirir. Kuantumlar alanının bir noktasına yaptığımız bu etki (kelebek etkisi) ile bütününü etkiler. Kişioğlu bir şey düşündüğünde, bundan tüm kuantum alanları etkilenir.

Kuantum fiziği; fizikle fizik ötesinin biri birine karıştığı ortak bir noktanın adıdır.

Piyasaya; sağlığa sayılmaz yararları bulunan kuantum kolyeleri de sunulmuştur. Açıklamalara göre; biribirine bağlı doğal minerallerden yapılmıştır. Bedenin biyolojik gelişimi için gerekli skaler enerjiye  pozitif enerji akışını ve dengesini sağlar. Zayıflayan enerjiyi iyileştirerek, bedenin sağlıklı kalmasını sağlar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 126
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 186
Kayıt tarihi
: 04.09.13
 
 

1940 yılında İzmir'de doğdum İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdim 1961 yılında Mülkiye(Siyasa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster