Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Temmuz '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
576
 

İnsanlığın ölümü!

İnsanlığın ölümü!
 

"İnsanoğlu artık ilkesiz, sevgisiz, diğerine tahammülsüz; hatta keyfiyetten Öldürüyor!

Sonra soruyorsunuz "neden köpeklerle yaşıyorsun" diye..." Levent Akış

Geri kalmış, evrimleşememiş insan topluluklarının hükmettiği topraklar,

insanın içindeki insanlığı bizzat kendisine öldürtür…

Ölüm seçer, acı seçer olur, insanlığını yitirmiş insan…

Çocuk ölür, üzülmez, “ondan” der…

Güvenlik görevlisi vahşice katledilir, üzülmez, “bundan” der…

İnsanlığın kaybetmek istemeyen ise hepsine gözyaşı döker, “hep birlikte” der…

Yığınlar uçlara savrulduğu için kindar, acımasız, vahşi ve cani olabilirler.

“Benim gibi” olan çok yaşasın “bir diğerinin canı çıksın” derler…

Demekle kalmaz, küçücük bir çocuğu mendil satıyor diye yolda linç etmeye kalkarlar…

Bu yeter mi? Elbette yetmez…

Ağızlarından kan kusarlar, ölüler üzerinden siyaset yaparlar…

Yok olmakta olan değer, “insanlık” ise uzaktan bakakalır:

“Bu mu yüzyılların çabası, evrimin sonucu gelinen nokta” diye.

Ekmek almaya giden çocukların öldüğü topraklardır buralar,

“Ezildik” diye on yıllarca ininm inim inleyenlerin;

bir diğeri gördüğünün canına okuduğu topraklar,

Ölümün ırkı, dini ve mezhebi vardır bu çorak topraklarda,

Mezhep dedikleri ne menem bir şey ise aynısı makbuldür,

Aynı dinden olmayanlar zaten bu yapıya göre ayrık otudur,

Aynı ırk, aynı dil, hemşericilik, aynı futbol kulübüne kadar gider bu delilik,

Vatanseverlik ile kafatasçılığı birbirine karıştığı topraklardır buralar…

Zor iştir, insanlığın terk-i diyar ettiği topraklarda ısrarla kalıp insanca yaşayabilmek,

Sevgisizliğin dört yönü sardığı, şark kurnazlığının genel geçer olduğu,

Sevgi pazarlayan, erdem satanın ise söylediklerini hiç yaşamadığı topraklardır…

İnsanlar görüp, insan zannedip içlerinin boş olduğunu fark etmektir.

Ruhsuzluğun sirayet ettiği, vicdanın sesinin tamamen kesildiği topraklardır buralar,

Canlar birer birer göçerken, eşzamanlı sosyal medyada paylaşılan yalanıp yutulmuş tabaklar, şezlonglardaki ayaklar, şerefe kaldırılan kadehlerdir…

Basın denilen ucubenin bir hilkat garibesine dönüşmesini acı içinde izlemektir…

 

Yaşıyor-muş gibi yaşayan insanların topluluğudur artık bu topraklar…

Kahramanlık nidaları ile böbürlenmeye bayılan, içi boş popülist söylemlerle ataerkil dayılanmayı bir halt zanneden topraklar…

Birbirine sözde her alanda ayar vermeye pek bayılan alt insanların yaşadığı topraklar…

Aklın yerini naklin aldığı, bilimin yerine hurafenin konduğu kan kokulu topraklar…

Bilmiş bilmiş her konuya derin analizlerle dalıp, bir ilkokul öğrencisinin çözdüğü matematik problemi sonrası yerine ağır aheste oturması gibi söylediğini söyleyip, “en iyi yine ben bilirim” tavrı ile tahtına geçmek sevdalılarının toprakları…

Toprak parçasında benliğini bulan, aidiyetini yöre töre ile sınırlayan evrimleşememiş organizmalar,

Ondan bundan tahrik olan, milyon tane kutsalı olup, bir vesile kutsalı için diğerine saldıranlar…

Ölenlerin sayıları ile yetinmeyen, daha fazlasını isteyen, bir nevi Yüzüklerin Efendisi’ndeki Orklar topluluğu,

Birbirine “Senin orada zaten ne işleri var” diyen toprak parselcileri,

Velhasıl kelam çok acı var bu topraklarda birikmiş, çok acı…

Bu topraklar omurgasız, günü kurtarmacı, güce göre yanaşacağı yönü belirleyen insanlardan oluşmuş topraklar,

Kimin yanında kimin karşısında olduğu bilinmeyen insanların toprakları,

Batı usulü düellonun değil, şark usulü pusu kültürünün toprakları…

Bu toprakların çok “aması, fakatı” vardır…

Cümleler anlamlı başlar ancak ortasına gelince tüm söylenen değerini kaybeder.

Siyaset adanmışlıkla, öfke ile kutsallar üzerinden yapılır akıl ile düşünceler üzerinden değil, katliamlar bile bu coğrafyalarda karşılaştırılır…

Kötülük yaygınlaşmıştır ve fikirler üzerinden canlar alınır…

Zifiri karanlık benliklerin üzerine adeta oturmuş

hatta tüm yoğunluğu ile şiddetle üzerinde zıplamaktadır.

Bu durumda dahi ışıklar kapatılıp çıkılmaz ve zifiri karanlıkta kalınmaz…

Işık, daha çok ışık ile karanlıkla boğuşulur, kaçarak değil.

 

Kalarak, olduğun gibi olarak, sevilmek için değil,

Özgür olmayı, kendi olmayı, İnsan olmayı ve insanlığı sevdiğin için…

 

Onda son umut kalana dek fikri mücadele kutsaldır,

Hatta bazen insana rağmen, “gerçek İnsan” için…

Yığın ile birlikte değil, kitleye rağmen…

 

“Kendim olduğum için nefret edilmeyi, kendim olmadığım için nefret edilmeye tercih ederim.” Kurt Cobain

Akın Yazıcı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 241
Toplam yorum
: 421
Toplam mesaj
: 122
Ort. okunma sayısı
: 30626
Kayıt tarihi
: 09.03.07
 
 

21 Aralık 1973, Ankara doğumludur. Lisans ve yüksek lisansını “İşletme” alanında yapmıştır. Araşt..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster